Porselen Fincanlar Yahut Söylenmemiş Aşklar - Zühal Güldaş (Edebiyat)

Porselen Fincanlar Yahut Söylenmemiş Aşklar - Zühal Güldaş (Edebiyat)

A+ A-

Masif ahşap vitrinden çiçek desenli çay fincanlarını itinayla çıkardı. Şimdiye dek kullanmadığı lakin daima tozunu almak suretiyle eline aldığı bu fincanlar, Nilüfer’e büyükannesinden kalmış, bir türlü kullanılmaya kıyılamayan süs eşyası hükmündeydi. Fincanları ne zaman eline alsa aklına büyükannesinin sözleri gelirdi.

“Eşyalar sahiplerinin yaşamlarından izler taşır. Onlara sözler, eylemler, aşklar, hayaller, umutlar kısacası; hayata dair her anın kokusu siner… O vakitten sonra artık o sadece bir eşya değil, yaşanılan zamanın tanığıdır da… Hem sadece zamanın tanığı değil, kendisi de olurlar. Mesela bu fincanlar benim için artık kaybettiğim saadetimdir.”

Nilüfer’in ne zamandır kafasını kurcalayan soru tekrar nüksetmişti. “Acaba kaybedilen saadet ne ola ki!” Büyükannesinin söylemekten çekindiği sırra vakıf tek şey, porselen fincanlardı. Nilüfer eline aldığı porselenlere bakarak “Hadi sırrı aşikâr edin de öğreneyim ben de.” dedi. O esnada pencereden gelen rüzgâr, masanın üzerindeki porselen fincanları yere düşürdü.

***

Aydan, son derece heyecanlıydı, Suat konuşmak istediği şeyler olduğunu söylemişti. Gerçi ne konuşacaklarını söylememişti; ancak mutlaka önemli bir haber verecekti. Belki, belki de…

İçi içine sığmıyor, kalbi ağzında atıyordu sanki. Derken kapı çaldı, Suat elinde bir demet krizantemle karşısındaydı. Pencere kenarındaki masaya oturdular. Kolalanmış dantelli bembeyaz örtünün üzerinde çörekler, kekler ve bir de çiçek desenli porselen fincanlarda yeni demlenmiş çay vardı. Suat konuşmaya nasıl gireceğini bilemiyor, masa örtüsünün danteliyle oynuyor, bir yandan da porselen fincanların kulplarını tutarak söze başlamaya hazırlanıyordu.

— Nasıl oldu, ne zaman oldu, inan bilmiyorum. Hiç beklemediğim bir an… Belki bir bakış, bir gülüş, belki de dokunuş… Hesapsız, kitapsız, apaçık, dupduru, öyle olağanmışçasına ki! Sanki öyle olması lazım geliyormuş, başka bir alternatifi yokmuş gibi.

Aydan, Suat’ın sözleriyle kıpkırmızı kesildi, sanki kalbi yerinden çıkacak, avuçlarına gelecekti. İçinde çırpınıp duran yüreği sıkışıyor, nefes alışverişleri değişiyordu.

—Anladın değil mi? Neden ve kimden bahsettiğimi… Zaten anlamamanın imkânı yok ki! Gözlerimden yüzü, kulaklarımdan sesi silinmeyen kadın! Biliyorum, bunları bana niçin anlatıyorsun, git ona anlat diyeceksin! Fakat ne yapayım? Sen en yakınım, arkadaşım, sırdaşımsın. Hem sonra Gülay senin de arkadaşın, sen ikimizin hissiyatını anlamışsındır. Ne diyorsun? Sence ona kendimi, hislerimi anlatsam, krizantemlerle birlikte kapısına dayansam gönlünü kazanabilir miyim?

Aydan’ın boğazına bir yumru oturdu. Öksürmekle, su içmekle geçmeyecek, ilelebet boğazında kalacak buruk bir acı… Önce beti benzi attı, sonra soğuk soğuk terledi, kulakları uğuldadı. Artık ne söyleneni duydu ne de tek kelime edebildi. Aydan kendine geldiğinde masada tek başına oturuyordu. Masada yenilmemiş çörekler, fincanlarda soğumuş çaylar ve tabii bir de hayal kırıklığıyla bezeli söylenmemiş aşklar vardı. Kalktı, masadaki fincanları yıkadı, masif ahşap vitrine koydu. Ne onları bir daha kullanmak ne de atmak cesareti vardı içinde. Artık yalnızlığın içine çöreklendiği akşam vakitlerinde, bir rüzgâr estiğinde yahut bir kuş kanat çırptığında aklına hep bugün ve söylenmemiş aşkı gelecekti. Tıpkı Ahmet Muhip Dıranas’ın “Olvido” şiirinde ifade ettiği gibi…

“Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir

Kağıtlarda yarım bırakılmış şiir;

İnsan, yağmur kokan bir sabaha karşı

Hatırlar bir gün bir camı açtığını,

Duran bir bulutu, bir kuş uçtuğunu,

Çöküp peynir ekmek yediği bir taşı...

Bütün bunlar aşkın güzelliğiyledir.”

***

Nilüfer yere düşen fincanı kaldırdı, kırılmadığına hayret etmişti. Onca hayal kırıklığına, üzüntüye rağmen hâlâ sapasağlamdı! Nilüfer porselenlerin kırılmadığına çok sevindi. Ne zamandır kullanmaya kıyamadığı fincanları bugün çıkartmaya karar vermiş, nefis bir çay sofrası hazırlamaya koyulmuştu. Birazdan Başar gelecek, kendisiyle önemli bir konuda konuşacaktı. Nilüfer’in içi içine sığmıyor, heyecandan ne yapacağını bilemiyordu. Öyle ki endişesi ve heyecanı ancak kapı çalınınca sükûnet buldu. Başar ellerinde bir demet krizantemle kapıda beklemekteydi. Nilüfer dudaklarına yayılan bir gülümsemeyle kapıya koşarken çay masasına çarptı, porselen fincanlar artık tamiri mümkün olmayacak bir surette kırıldı, artık yoktular…

 

 


Kaynakça

Dıranas, A. M.; “Şiirler”. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1999. “Olvido Şiiri”

Görsel: https://www.pexels.com/tr

16-06-2025
Konuk Düşünce Yazarları

Konuk Düşünce Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir