İlk ve Son Oyun: Maziden Bir Fotoğraf Karesi - Zühal Güldaş (Edebiyat)

İlk ve Son Oyun: Maziden Bir Fotoğraf Karesi - Zühal Güldaş (Edebiyat)

A+ A-

Güldem Hanım pencere pervazına kolunu dayamış mahzun mahzun düşünmekteydi. Bugün yeni bir yaş almış, biraz daha yaşlanmıştı. Artık doğum günleri onun için mutluluk değil, hüzün kaynağıydı. Ne olurdu her yıl yaş almasa da olduğu gibi kalsa! Fakat imkânı yoktu, doğanın kanunu buydu. Buydu da ya içinde çırpınıp duran isyan perilerine ne demeliydi. Onlar mütemadiyen bağırmak, çağırmak ve isyan etmekten başka bir şey yapmıyordu. Ne içindi peki isyanı? Elbette yaşanamayan onca ihtimaller silsilesine… Şimdi saymaya kalksa keşkelerini herhâlde ömrünce bitiremeyecekti; fakat ömrü bir gün bitecekti. Güldem Hanım, “Keşke gençliğime geri dönsem bu kez kendi arzularım için yaşasam!” diye iç geçirerek uykuya daldı.

Güldem Hanım’ın hazin iç geçirişi gökyüzüne ulaştı ve o, tıpkı bir lotus çiçeği gibi yeniden gençliğine döndü. Seneler evveline yirmili yaşlarına geri dönmüş, babasının ahşap konağındaki müstakil odasında akşam yemeği için hazırlanmaktaydı. Güldem aynaya baktı; üzerinde altın sarısı işlemeli beyaz, kolları tüllü bir elbise, kulaklarında ise inci küpeler vardı. Önce inanamadı, sonra dikkatlice kendini süzmeye başladı. Yüzü tıpkı buğusu üzerinde bir üzüm salkımı kadar pürüzsüz, taze ve gençti. Saçları ilkbahar güneşi gibi insanın içini ısıtan bir sıcaklıkla yumuşacık ve güzeldi.

—Güldem! Fikri Beyler geldi… Neredesin Allah aşkına?

Güldem istemsizce gülüverdi, annesinin sesiydi bu, tıpkı gençliğindeki gibiydi her şey. Koşarak merdivenleri indi, annesinin boynuna atlayıverdi. Nazan Hanım, kızının bu sevincine şaşırıp kalıyor, onun bu coşkusunu heyecanına veriyordu. Neden sonra kızının elbisesini gören Nazan Hanım, neredeyse küçük dilini yutacaktı.

—Kızım, ne bu hâlin?

—Oyuna çıkıyorum anne…

Nazan Hanım daha ne olup bittiğini anlamadan Güldem salona girdi, önce biraz piyano çaldı, ardından çalıştığı tiyatro oyunundan birkaç replikle gösteri yaptı. Konağın misafirleri bu pervasız kıza şaşkınlıkla bakıyor, Nazan Hanım utancından renkten renge giriyor; Muhlis Bey, oturduğu koltukta kıpkırmızı kesilmiş, pimi çekilmiş bir bomba gibi duruyordu.  Nihayet oyununu bitiren Güldem, yüzüne yayılan bir gülümseme ile babasının yanına gitti.

—Bugün Darülbedayi’nin açtığı tiyatro kursuna kabul edildiğimi öğrendim. Ben izdivaç değil, tiyatro yapmak, sahneye çıkmak…

Muhlis Bey, Güldem’in sözünü bitirmesine fırsat vermeden bir hışımla yanağına bir tokat aşk etti. Güldem eski Güldem olsa süratle odasına gider, yatağına kapanarak ağlardı; fakat artık o, kendisine ikinci defa yaşamak şansı verilmiş bir kadındı. Buradan aldığı güçle babasına, “Sırf sizin arzunuz, isteğiniz için sevmediğim bir adamla izdivaç düşünmem imkânsız, kararım katidir!” dedi. Muhlis Bey, şimdiye dek sözünü ikiletmeden yerine getiren sessiz, sakin kızının nasıl olup da bu sözleri söyleyebildiğine hayret ederken Nazan Hanım, hemen Güldem’i “Muhakkak beyin humması geçiriyor, geçen yaz da böyleydi efendim.” diyerek zorla odasına çıkardı. Ardından dadısı Kiraz, getirdiği tütsüyü Güldem’in başının üzerinde gezdirmeye başlarken Nazan Hanım mütemadiyen “Üzerliksin, havasın/ Her dertlere devasın/ Sen bu evde iken/ Bi iznillah kazayı belayı savarsın” demekteydi. Güldem yavaş yavaş üzerlik otunun kokusuyla gaşyolmuş ve kendini uykuya teslim etmişti bile.

Güldem kendine geldiğinde odasında tek başınaydı. Annesi ve dadısı üzerlik otunun etkisiyle Güldem’in eski haline döneceğini düşündüklerinden onu yalnız bırakmışlardı. Güldem önemli bir kararın eşiğindeydi. Ya Darülbedayi’nin açtığı tiyatro kursuna giderek Eliza Binemeciyan gibi tiyatrocu olacaktı ya da sevmediği bir adamla sıkıcı bir konak hayatı yaşayacaktı. Kendisine verilen ikinci şansı yine bir esarete mahkûm edeceğine sonu belirsiz bir yola girecekti. Sonunda kararını verdi, yaşayacaktı. Şimdiye dek yaşamıyor, kendini gündelik hayatın akışına bırakıyor ve rutinler içinde kayboluyordu. Hatta bazen öyle bir kayboluyordu ki günlerce, haftalarca, aylarca kendini bulamıyordu. İşte o zaman odasına kapanıyor, ayna karşısında saatlerce tiyatroda izlediği gibi rol yapmaya çalışıyordu. Kararını vermişti, tiyatrocu olacaktı. Hemen yazı masasının başına geçti ve ailesine bir mektup yazdı. Mektubu şöyle bitiriyordu: “İçimde tükenmez bir yaşamak arzusu var… Yaşamak istiyorum, ama öyle laf olsun diye değil! Sahiden kelimenin hakkını vererek her anı, her saati, her dakikayı hissederek yaşamak istiyorum. Evet, yaşamak benim için sahnede bir karaktere hayat vermek!”

Güldem Hanım’ın verdiği karar, gökyüzüne ulaştı; fakat artık gerçekleşmesi imkânsız olduğundan havada asılı kaldı. Kendisine uyku arasında verilen ikinci şans, Güldem Hanım’ın uyanmasıyla son buldu. Güldem Hanım yanaklarında iki iri yaş damlası ve elinde ilk ve son oyunun nişanesiyle -bir fotoğraf karesiyle- hakikate uyandı.

 

 

 


Kaynakça

İlhan Ayverdi, Misalli Büyük Türkçe Sözlük, İstanbul 2006, III, 3282 (Üzerlik tekerlemesi bilgisi)

Görsel: https://www.pexels.com/tr-tr

07-08-2025
Konuk Düşünce Yazarları

Konuk Düşünce Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir