Garip Veysel - Gizem Harman (Türkçe Öğretmeni - Sosyolog)

Garip Veysel - Gizem Harman (Türkçe Öğretmeni - Sosyolog)

A+ A-

‘‘Anlatmam derdimi dertsiz insana,

Dert çekmeyen, dert kıymetin bilemez.’’

Aşık Veysel’in birbirinden düşündürücü, acı dolu bu mısralarının arkasında bambaşka bir öykü var.

1894 yılında Sivas iline bağlı Şatıroğlu köyünde doğan Veysel, henüz yedi yaşında çiçek hastalığına yakalandı. Bu amansız hastalık, Aşık Veysel’ in sol gözünü görmez etti. Sağ gözü, çok az da olsa görüyordu. Kader, Veysel’ in peşin bırakmadı.

Babasının yanına ahıra giden küçük Veysel, bir kaza yaşayarak gören gözünü de kaybetti. Gözüne değnek batmıştı.

Veysel’ in karanlık çilesi böylece başladı.

Veysel için herkes çok üzüldü. Zaman geçti, acısı dinsin diye eline bir saz verdiler. Zaten yetenekliydi. Çabucak aşık geleneğini kaptı. Türküleri öğrendi. Hem çaldı hem söyledi.

Büyüdükçe içine kapandı Veysel. O dönem bütün yaşıtları harbe gitti. Gözleri görmediğinden kalakaldı köyde Veysel. Öyle içine işledi ki bu durum, mısralara döktü derdini.

‘‘Ne yazık ki bana olmadı kısmet,

Düşmanı denize dökerken millet.

Felek kırdı kolumu vermedi nöbet,

Kılıç vurmak için düşman başına.

Bugünler müyesser olsaydı bana,

Minnet etmezdim bir kaşık kana.

Mukadder harici gelmez meydana,

Neler geldi Veysel’in başına…’’

 

Veysel, yirmili yaşlarında Esma ile evlendi. Esma güzeldi. Aileler uygun görmüştü ama Esma istemedi. Çare yoktu, kabul etti, evlendi.

Veysel’ in dünyası zaten karanlıktı. Eşine âşık oldu. Dünyasındaki tek ışık karısı Esma, Veysel’ e karşı aynı duygulara sahip değildi.

Evliliklerinin üzerinden sekiz sene geçti. Veysel, Esma’ daki değişimi hissediyordu. Bir şeyler olacaktı. Belliydi.

Esma, komşuları Hüseyin’e kaçacaktı. Kararlıydı.

Gece yarısı yola çıktı Esma ile Hüseyin. Uzun uzun yol yürüdüler. Soluklanmak istedi Esma. O an, elini ayakkabısına atması ile bir rahatsızlık hissetti. Neydi bu çıkıntı batıp duruyordu?

Hayretler içinde kaldı Esma. İki sevgilinin bir aylık geçimlerine yetecek kadar para vardı orada. Bir de not çıktı paranın arasında.

"Al bu para ananın ak sütü gibi helal olsun, gittiğin yerde kendini ezdirme.  Güzelliğin on para etmez, bu bendeki aşk olmasa ... "

Veysel anlamıştı. Konduramamıştı önceleri ama hissetmişti. Esma gidecekti. Karısını o kadar çok seviyordu ki, başka bir adamla kaçsa dahi, sersefil kalmasına gönlü razı gelmemişti.

Geride altı aylık bir bebek bıraktı Esma.

Veysel, kırık kalbi, görmeyen gözleri ile kızını bağrına bastı. Henüz bebekti. Küçüktü yavrucak.

‘‘Bir vefasız zalim yare bağlandı,

Tarih üç yüz otuz beşte evlendim.

Sekiz sene bir arada eğlendim,

Zalim, kafir yetim koydu kuzumu.’’

Bütün acısını mısralara döktü Veysel.

Çocuk, iki yaşında ölünce, Veysel’ in acılarına acı eklendi.

Seneler böyle saz ile, söz ile, acı ile geçti.

Bahtı sonunda döndü Veysel’ in. Hem arkadaşı hem dostu hem sırdaşı olacaktı kadın.

Veysel, Gülizar ile evlendi. Birbirlerini çok sevdiler. Yedi çocukları oldu.

Esma peki, ona ne oldu?

Esma, seneler sonra Hüseyin ile köye döndü. Sefil bir haldeydi. Parasız pulsuzdu. Bu hayatı o seçmişti. Artık her şey için çok geçti.

Esma’ nın ömrü yoklukla geçti, gitti.

‘‘Veysel der ismini koymam dilimden,

Ayrı düştüm vatanımdan ilimden.

Kuş olsaydın kurtulmazdın elimden,

Eğer görse idim göz ile seni.’’

 

21-07-2024
Konuk Düşünce Yazarları

Konuk Düşünce Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir