Bir Ayrılık - Ebru Şireci (Edebiyat)

Bir Ayrılık - Ebru Şireci (Edebiyat)

A+ A-

Haziran ayının sıcağında yolun nereye çıkacağını bilmeden yürüyordu çocuk. Ayaklarının tabanı muhtemelen yara olmuştu, parmaklarını sıkarak içe doğru katlayıp yürümeye devam ediyordu. Sonra sızlandığını ve bu sızlanmanın çok anlamsız olduğunu fark edip sinirlendi. Kendisini, bir arkadaşıymışçasına ikna etmeye çalıştı: “Ölmezsin ya acıdan!”

Attığı her adımla birlikte sanki duygudan duyguya koşuyordu. Çok sık olmasa da ağaçlar vardı etrafında; hayvanlar da vardı, sesleri birbirine karışıyordu ancak kendilerini göremiyordu. Birkaç çiçek gördü, koklamak istedi ancak buna vakti de hali de yoktu, geçti öylece yanlarından. Gittiği patika sonlanmak üzereydi ama ya sonra? Yola devam etmeliydi ve evet, bu onun sorumluluğundaydı; ancak hangi kavşaktan döneceğini, hangi yola sapacağını kimse söylememişti. Hoş, bu yolda da ondan başka kimse yürümemişti ya… 

Önündeki ‘Kara Taş’ kavşağında bir süre durdu. “Gideceğim yol hangisi olursa olsun benim yolum olacak.” dedi içinden, devam etti yoluna. Gittiği yol nasıl bir yol olursa olsun benimsemeliydi insan. Ama ne bu acele? Aklından yavaşlamak ya da durmak düşüncesi geçmiyordu. Aklına iki ihtimal geldi: Ya yetişeceği bir yer vardı ya da terk edeceği şeyler. Yolun kenarında, yıllardır orada duruyormuş gibi görünen bir salıncağa rastladı. Eskimiş, halatları yer yer kopmuştu. Sanki birileri bu salıncağa oturmuş, sallanmış ve gitmişti. Aşina olduğu kokuları ve sesleri duyumsadı. Kimdi bu kişiler? Çocuk, burada oturup dinlenmeyi düşündü ama içindeki his onu ileri gitmeye zorluyordu.

Bir süre sonra ağaçlar sessizliğe gömüldü, hava ağırlaştı; derin bir nefes almak bile zor geliyordu. Bir an duraksayıp geriye döndü, yolun başını gördü. Yolda bir iz bıraktığını sandı, yani en azından ayak izlerini. Ama hiçbir şey kalmamıştı. Arkasında bıraktığı duygular ve içindeki insanlar, yerler, zamanlar silinmişti. “Demek ki zaman her şeyi yutuyor. Ama benim hatırladıklarım? Mesela o salıncak, kimindi? Kendimi orada sallanırken ve en sevdiklerimin kahkahasını duyarken görür gibi oldum.” Sonra yerde bir hareketlilik fark etti. Toprağın altından bir şey çıkıyordu yüzeye. Eğildi çocuk; silindir şeklinde vücudu, çok küçük gözleri, kısa arka ayakları ve bir postu vardı.

“Bu yol seni yormuş olmalı,” dedi köstebek. Sesi yumuşaktı, çocuk hiç korkmadı. “Yoruldum, evet,” diye cevap verdi çocuk. “Ama bitireceğim. Yürümek zorundayım.” Köstebek, başını yana eğdi ve biraz düşündü. “Biliyor musun,” dedi, “Toprağın altında yollar daha karışıktır. Çıkışını bilmezsin, ışığını görmezsin. Ama yine de kazmaya devam edersin. Çünkü her tünel, seni biraz daha ileri götürür. Ayrılık da böyle bir şeydir.”

“Ayrılık mı?” diye sordu çocuk. “Ben bir yerden ayrılmıyorum ki. Yolumu bitirmeye çalışıyorum.” Köstebek hafifçe gülümsedi. “Ama her yolculuk bir ayrılıkla başlar,” dedi. “Buraya gelmek için geride bir şeyleri bırakmadın mı? Bazı şeyler sende iz bırakır; bazılarıysa senin izinle silinir gider. İşte ayrılık budur: Seni senden alıp başka bir sana götüren sessiz ve çoğu zaman da yorucu bir yolculuk.”

Çocuk, köstebeğin sözlerini düşündü. “Evet, geride bir şeyler bıraktığımı hissedebiliyorum. Peki onlara ne olacak? Bir daha hatırlamayacak mıyım?” Köstebek, minik pençesiyle toprağı işaret etti. “Onlar burada,” dedi. “Toprakta, havada, içinde. Hiçbir şey tamamen kaybolmaz, sadece değişir. Şimdi yola devam et. Çünkü ayrılığın anlamı budur: Geçip gitmek, ama unutmamak.”

 

 

 

24-01-2025
Konuk Düşünce Yazarları

Konuk Düşünce Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir