..Ayna...... - Sümeyra Öztimur (Türkçe Öğretmeni)

..Ayna...... - Sümeyra Öztimur (Türkçe Öğretmeni)

A+ A-

                Hiç istememesine rağmen o sabah da uyandı. Lavaboya gitti. Elini yüzünü yıkadı. Başını kaldırdı ve aynadaki aksine daldı. Geceki ağlama krizlerinin göz kapaklarında şişirdiği balonları hangi makyaj malzemesi ile kapatacağını düşündü. Musluğu açtı. Biraz daha soğuk su çarptı yüzüne. Aynaya döndü. Önce gözlerinin içine sonra da göz kapaklarına tekrar baktı, baktı. Hiddetlendi. Hışımla bir iğne batırsa patlatabilecekti sanki balonları.

                İğne batırmadığı bir gözü kalmıştı zaten. Sorsan; ondaki her şey, iç içe geçemeyen birbiriyle ilgisiz puzzle parçaları gibiydi. İnce beli lazım olandan daha ince, bacakları şekilsiz ve kalın, iri göğüsleri başa bela, vücuduyla orantısız bulduğu kalçası ise tam bir faciaydı ona göre. Özeti buydu. Kimsenin güzellik algısına uymuyordu bedeni. Sevmiyordu işte. Sevmediği tek bedeni olsa iyiydi. Kendine zerrece acımayan bu kadın; içinde bulunduğu istenmeyen her durumun sorumlusunun kendisi olduğuna, bildiği ve savunduğu her şeyin yanlış olduğuna kanaat getirmeye başlamıştı. Kafası çok karışıktı. Öyle de yapsa böyle de yapsa olmuyordu. Hayat denen dalgalı denizde yüzemiyor, ters akıntıya kapılmış minik bir sandal misali batmamak için yalpalayıp duruyordu.

                İşe gitmek üzere sessizce hazırlanıp annesine görünmeden kapıyı çekip çıkmalıydı. Çarpıp çıkası vardı aslında; hırsını, öfkesini hiç değilse ona karşı koyamayacak bir şeyden alsa belki daha iyi hissedecekti ama yapamazdı. Çünkü kapıyı çarparak çıkmak, savaşta yeni bir cephenin açılması demekti. Yapamazdı çünkü akşamki çatışmadan ağır yaralı çıkan yarı ölü yarı da ölmeye bir kala yılgın canı ile yeni bir cephede savaşamayacağından emindi. Hâlihazırdakiler kaybediliyorken yenisine hacet yoktu.

                Alışkındı bedbaht halde işe gitmeye. İş, bu hali olabildiğince kamufle etmekti. Dolabını açtı, kendini içinde iyi hissettiği nadir kıyafetlerinden birini seçti. Altına havalı bir topuklu ayakkabı yapıştırdı. Yerle yeksan halde attığı her adımda topuklarından çıkan ses tamamlayacaktı eksilmiş özgüvenini. Şu göz kapaklarına bir kat astar, iki kat boya, bir kat da cila çekti mi tamamdı. Utandığı kadın terk-i diyar eder yerine idare ederi gelirdi.

                Dışarı çıkar çıkmaz telefonuna baktı. Aramamıştı kahrolasıca. Mesajları da kontrol etti. Hiç ses yoktu. Kaç gün olmuştu. Bir an aklından şöyle geçirdi: Neden onun aramasını bekliyordu ki? Kendisi de arayıp sorabilirdi ne olduğunu. Varsa bir sorun, öğrenmek hakkıydı. Bir aydır süren görüşmeleri esnasında aralarında hiçbir soğukluk yaşanmamıştı. Birbirlerinden hoşlanıyorlar, iyi vakit geçiriyorlardı. Yahut ona mı öyle gelmişti? Yeniden kontrol etti zihnini. Evet, emindi. Tam da aklını kullandığı sırada ona ait olmayan ama yıllarca maruz kaldığı tüm fikirler, zehirli bir sarmaşık gibi mantıklı olan her şeyi sarıp sarmaladı, görünmez etti. Belli ki bu da artık aramayacaktı. Hem de annesinin tezini kanıtlarcasına aramayacaktı. Kavga kıyamet bundan kopmamış mıydı zaten? Annesine göre olaylar aynen şöyle gelişmişti: Afet yine bir erkeğin hoşuna gitmeyecek kim bilir neler yapmıştı? Neler söylemişti? Erkekleri tavlama sanatının hangi maddesini ihlal edecek hal ve hareketlerde bulunmuştu?  O kopasıca çenesini tutamamıştı, o kesin.” Kadın dediğin” diye başlayan tüm cümleleri alt üst etmek, annesinin bu yolla ölümüne sebep olmaya çalışmak hayat gayesiydi. Öldürseydi de kurtulsaydı. Halbuki anneciğini dinleyip birazcık düşüncelerini saklamayı bilse, içten içe idare etmeyi öğrense, her lafın cevabını paldır küldür vermese, doğrucu Davut’u idollükten azledip ideal damat adayının nabzına göre şerbeti yavaş yavaş verse olmaz mıydı? Olurdu ama tüm derdi annesini öldürmek olduğundan yapmıyordu gavurun dölü.

                Afet İnan… Şirketin girişinde turnikeye bastığı çipli kimlik kartının ekrana yansımasına baktı birkaç saniye. Bu kez de adına girişti tekme tokat. Yahu bir insan çocuğunun adını niye Afet koyardı ki? Sözlük anlamı yeterdi koymamak için. Hele bir kadına…  Afet: Felaketlere yol açan birtakım olaylara verilen isim. Felaket miydi o?  Yine annesinin işleri…  

              Afet’in teyzesi Nermin, annesi Neriman’ı bir kız doğurmakta üç ayla sollayınca bebeğine anneanne Şehrazat’ın ismini koyma hakkını elde etmiş oldu. Bu büyük üstünlüğü bir nebze dengelemek isteyen Neriman, ailede muteber bir kadın olan büyük anneanne Afet’in ismini düşünmeden alıverdi kızına. Rekabet burada bitmedi tabii. Şehrazat ile Afet, her alanda yarıştırıldılar. Şehrazat işletme okudu, Afet hukuk fakültesine girdi. Şehrazat okulu kör topal bitirdi, Afet ise birincilikle. Şehrazat sarışın, uzun boylu, uzun bacaklı, mankenlere taş çıkaran bir hatundu. Çok güvendiği bedenini teşhir etmekten zevk alır, bir bakanı bir daha baktırmazsa bakmayanın etrafında ısrarla dolanır ama bir şekilde başarırdı dikkatleri toplamayı. Afet ise kendine has bir cazibesi olan çıtı pıtı bir kızdı aslında ama Şehrazat’ın yanında sönük bir mum, padişah kızının yardımcılığını yapan bacı kalfa gibi duruyordu karşılaştıranların gözünde. Hazımsız Neriman sırf bu yüzden kızın üstüne çıkıp az mı tepindi? Baştan aşağı her şeyi sorundu bu kızın. O saçlarının hali neydi öyle? Deli gibi! Şu kaçık ressam Frida mı olmuştu Neriman’ın başına, kaş aldırmamak ne demekti? Neriman böyle yırtınadursun Afet’in o zamanlar hiç böyle dertleri yoktu. Varsa yoksa kitaptı tüm dünyası. Okuyacak, aydınlanacak ve cümle haksızlığa meydan okuyacaktı. Hayata erken veda eden babası da aslında Afet ismini kızına bunun için layık görmüştü. Soyadı İnan ile birleşince hani şu Atatürk’ün manevi kızı gibi bir Afet İnan olsun istedi. Bilimin ve aklın ışığıyla parlamalıydı biricik kızı. Bir ilkokul öğretmeni babanın ölmeden önceki son arzusu da bu oldu. Narin kalbi Neriman’ın ihtiraslarına uzun süre dayanamadı. Erkenden çekti gitti, aldı başını selamete. Dayandığı tek kale yıkılınca Afet için hayat iyice zorlaştı.

              Okul bitince Afet ünlü bir hukuk bürosunda çalışmaya başladı. Şehrazat gönlüne göre bir iş olmadığını bahane edip evde keyfine baktı. Evde otururken de bol bol görücüye çıktı ama Nermin’in tüm çabalarına rağmen iş gibi onlara da birer kulp bulup defetti hepsini. Beş yıl kadar sular duruldu. Esas film ondan sonra koptu. Afet mesleğinin beşinci yılında davalarına baktığı büyük şirketin üst düzey yöneticisi oldu. Şehrazat da Afet’i ziyaret bahanesiyle şirkete gide gele şirket sahibinin karısı olma başarısına imza attı. Nermin, Neriman’a karşı yine galip gelmişti, yine üstteydi. Neriman, Şehrazat’ın sürpriz evliliğinden sonra hepten kafayı yedi. Kendi kendine günlerce konuştu. Yetmedi, rüyalarında devam etti.  Saydırıp duruyordu. Zaten ne zaman gülmüştü ki yüzü! Annesi zaten hep ablasını severdi. Varsa yoksa Nermin de Nermin. En güzel Nermin’di. En hanım hanımcık da Nermin’di. Temizlik, çamaşır, yemek derken bilumum ev işleri ondan sorulurdu. Neriman gibi beni okula gönderin, okuyacağım ben, diye tutturmaz; annesi ne derse emir telakki ederdi. Sonunda Nermin mahallenin en varlıklı esnafına, Neriman da bir öğretmene gelin edildi. Annesi Neriman’ı postalarken “Al işte, istediğin oldu. Ömür boyu okul konuşursunuz kocanla.” diye içinde biriktirdiği kinini kusmayı ihmal etmedi.Neriman, o gün okuldan da okumaktan da nefret etti. Evlilikle yolları kısmen ayrılan bu iki kadının arasındaki rekabet yine bitmedi. Bu kez zengin Nermin, orta direk Neriman’ı dürttü durdu. Lüks hayatını gözüne gözüne soktu kardeşinin. Neriman bir sabah kalktığında dayanamayıp bu amansız oyuna dahil oldu; yüreğindeki tüm acı, kin ve hırsıyla. Afet her şeyden habersiz, işte böyle bir oyunun içine doğdu. Bilse, zinhar gelmezdi dünyaya.

             Alt kattan bindiği asansörle rezidansın 52. katına varana kadar pes etti Afet ve dünyaya Afet olarak gelmeyi laneti olarak kabul etti. Binbir Gece Masalları’nın prensesi Şehrazat’tı ve bu gerçek hiçbir zaman değişmeyecekti. O zamana kadar aralarında kapanmak bilmeyen farkı dedikodu eden herkese hak verdi. Bulunduğu mevkiye gelmek için gece gündüz çalışması, aklıyla rakiplerine kök söktürmesi, yaptığı projelerle ve kazandığı davalarla kimseye fırsat vermemesi önem arz etmiyordu. Bir Şehrazat olamamıştı. Yenilgiyi sindiremese de annesine teslim olmaya, ne derse onu yapmaya karar verdi. Daha fazlasıyla baş edecek gücü kalmamıştı. Savaşı kaybetmişti.

             Asansörden indiğinde aldığı karardan memnun, biraz sakinleşmiş biçimde kendisine ayrılan ofise geçti. Bilgisayarını açıp incelemesi gereken evraklara göz atmaya başladı. İyi ki çalışıyordu çünkü kendiyle baş başa kalmamanın tek yolu buydu. Çalıştıkça rahatladı, gevşedi. Tam işine iyice konsantre olduğu sırada telefonuna gelen mesaja dikkat kesildi: “Merhaba Afet. Seni arayamadığım için üzgünüm. Üç gün önce bir trafik kazası geçirdim. Şükürler olsun ki hayattayım fakat başımdan aldığım darbe doktorları epeyce endişelendirdi. Apar topar yoğun bakımda müşahede altına alınınca arayıp haber vermek mümkün olmadı. Sen de ulaşamazdın bana çünkü kaza esnasında telefonum aracın içinde düşmüş. Kayıp telefonumun bulunduğunu hastaneden taburcu olurken öğrendim. Karakoldan aldık eve geçerken. Sonrası malum. Kendimi toplar toplamaz seni aradım. Umarım bana ulaşamadığın için çok korkmamışsındır. Yalnız bu tedirgin etti beni. Bu arada tedavi altındayken hep seni düşündüm. Dünyaya bakışında, açık sözlülüğünde, duyarlılığında, gösterişsiz fakat zarif güzelliğinde kaldı aklım. Hayatta kalmayı ve seninle yeniden görüşebilmeyi diledim durmadan. Her neyse, bunları uzun uzun konuşabileceğimiz bir akşam yemeğine ne dersin? Seni özledim.”

           Telefonu usulca masaya bıraktı. Gözlerinden taşan yaşları sildi. Annesine çektiği teslim bayrağını henüz o görmemişken indirdi, yırtıp attı. Üzerinde taşıdığı tüm iğneleri battıkları yerlerden tek tek çıkarıp çöpe bastı. Ayağa kalkıp boy aynasından şöyle bir seyreyledi endamını. Ayna, aynı ayna olsa da Afet aynı Afet değildi artık. O, babasının kızı Afet İnan’dı. Doğru yoldaydı ve ilk kez buna inandı.

               


Kaynakça

Kapak görseli yazara aittir.

05-12-2022
Konuk Düşünce Yazarları

Konuk Düşünce Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir