Terapi Yas ve Travma - Müşerref Turgut (Psikoloji (ing) -  Öğrenci)

Terapi Yas ve Travma - Müşerref Turgut (Psikoloji (ing) - Öğrenci)

A+ A-

Son zamanlarda yaşadığımız felaketler sonucunda, hep var olan fakat olumlu bir izlenim ve çağrışım bırakmadığı için kullanmayı tercih etmediğimiz kavramlar tekrar gün yüzüne çıktı. Terapi, yas ve travma. Her kelime ve kavramın çağrışımını, hislerimiz ve düşüncelerimiz üzerindeki etkisini düşünürsek yazının temel içeriğini oluşturan bu kavramlar genelde toplum, özelde insan olarak bir şeylerin yolunda gitmediğini kabul etmemizi gerektiriyor. Düşünme kabulü, kabul ise eylemi içinde barındırıyor. Tıpkı düşünce kabul ve eylem gibi, terapi yas ve travma da birbirini çağrıştıran kavramlar. 

Sevdiğimiz bir insanın, canlının, eşyanın, nesnenin ya da değerin kaybı sonucunda derin bir acı hissediyoruz ve bu acıya yas diyoruz. Yastan bahsederken iki temel konuya özellikle vurgu yapmamız gerekiyor. Derin bir acı için derin bir bağlılık gerekir. Bu yüzden yası tanımlarken “derin bir bağdan ve muhabbetten bahsetmek” çok önemlidir. Bir diğeri ise yas sadece sevdiğimiz insanın kaybı ile sınırlı değildir. İnsandan, hayvana, nesneye eşyaya ve değere (örneğin büyümek, çocukluğun kaybı, sahip olduğumuz statünün kaybı) gibi geniş bir perspektif ile incelenebilir. 

Roland Barthes, “Yas Günlüğü” isimli kitabında annesinin vefatından sonra yaşadığı ve hissettiği şeyleri küçük notlar halinde birleştiriyor ve “Yas Günlüğü” bize kaybın, kaybeden kişideki his ve izlenimlerimi sunuyor.
İnsan yas tutmaya ölümü ve kaybı idrak edip kabullenme süreci ile başlıyor. 
“Büyük ve uzun yasın görkemli bir başlangıcı bu. İki gündür ilk kez kendi ölümümün kabul edilebilirliği düşüncesi var kafamda.” (syf. 20)

Akabinde acıyı içselleştirmeyi seçiyor. 
Ya acı çekiyorum ya da keyifsizim, kimi kez de yaşam dalgaları yükseliyor içimden.” (syf. 59)

Kabul etmenin acısını inkar ile değiştirmeyi deniyor.
“Yas dememeli. Fazlaca psikanalitik oluyor. Ben yasta değilim. Kederliyim.” (syf. 81) 

Daha sonrasında yas ve yalnızlık üzerinde bağdaşım kuruyor. Yalnızlığı içselleştir/e/me(me).
Ben yalnızlığı istemiyorum ama yalnızlığa gereksinim duyuyorum. (syf. 99)

Ve en sonunda kabullenme ve alışma süreci başlıyor. 
İnsan unutmuyor. Ama içinize boş bir şey yerleşiyor.” (syf. 237)

Bu bağlamda şöyle bir soru sormamız gerekir. Yas yaşanması gereken bir şey midir, yoksa kurtulmayı mı gerektirir?
Yasın yaşanmadan direkt terapilerle, çeşitli ilaçlarla iyileştirilmesi gereken bir sorun olarak görülmesini doğru bulmuyorum. Hayatın kendisinden kaynaklanan dertleri ilaçlarla tedavi edemeyiz. Yoksulluğun, açlığın, evsizliğin, eşitsizliğin, politik ayrımcılığın verdiği hüznü ilaçlarla iyileştiremeyiz.* Elbette ki zamanla gerektiği yerde ve kişinin rızası doğrultusunda gerektiği takdirde tüm bu çözüm önerilerine başvurulabilir fakat ilk tercih edeceğimiz yöntem bu olmamalıdır. Öncelikle acıyı kabul etmek gerekir. Hiçbir ruh sağlığı uzmanı elinde sihirli değneği bulunan ve iyileşmeyi bir anda sağlayan özel kişiler değildir. Bu süreçte insana en çok yardımcı olacak kişi (tüm kişisel gelişim direktiflerinin ve tuzu kuru demeçlerin ötesinde) kendisidir. Çünkü insanın iyileşme süreci kabul etmekle başlar. Yaşananları idrak ettikten  sonra yas süreci, kendini sağaltma sürecini de içinde barındırır. 

Hayatımızdaki ilk kayıp anne rahminde başlıyor. Bir ayrılış ve kopuş bizi dünyaya getiriyor. Aslında hayattaki ilk deneyimimize baktığımızda oldukça “travmatik." Yitim esasında canımızı acıtan bir armağan. Belki de anlam arayışımız yasımızda gizlidir, kim bilir?


Kaynakça

Roland Barthes, Yas Günlüğü (Yapı Kredi Yayınları, Çevirmen: Mehmet Rıfat, 2009) *Kemal Sayar, Kendine İyi Bak (Timaş Yayınları, 2015)

15-03-2023
Konuk Düşünce Yazarları

Konuk Düşünce Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir