Eylül Aşkı - Ali Akça  (Ekonomist)

Eylül Aşkı - Ali Akça (Ekonomist)

A+ A-

Eylül aylarında aşk başka türlü büyülenir.

Sokaklarda, uzun yürüyüşlerle sonbaharı yaşamak, yaprakların üzerinde yürürken duyulan sesler, mevsimin yeşil ve pembe renkli meyvelerinden bol bol yemek insana mutluluk verir. Turuncu renge boyanan doğaya heyecan ve şaşkınlıkla bakıp, parkların, korulukların havası ciğerlere doldurulur. Yaşanan zamandan zevk almak, özgür olmak ve sevmek, geleceği, sadece zamansızlığı yaşamak bu mevsimde son derece keyif verir. Rüzgârların peşine takılıp giderken eylül, yağan yağmurlar, esen rüzgârlar, nemli kaldırımlar, sis ve uzun duman dalgaları hepsi bir hazinenin parçaları gibi göz kamaştırır. Sararmış uçuşan yapraklar, düşlerin içinden yol alarak doğanın özüne dönüşür.

Eylül, hazanları ardına bırakmış, canlanıp tazelenmiş sevginin yeşerdiği bir aşk mevsimdir. Âşıklar sevgilisine “eylülde gel” çağrısı yapar. Sonbahar esintisiyle hayatlara mutluluk girer, yüreklere sevinç dolar. Doğa, Yedi Göller, Abant ve Kazdağları romantik çiftlere adeta zamanı durduran efsanelerin yeniden yaşanacak en güzel yanlarını sunar. Sessizliğe bürünen bu doğada âşıklar kendilerini masalsı bir diyardaymış gibi hisseder. Elbette ayrılıklar ve hüzün de sonbaharı çağrıştırmaktadır.

Atilla İlhan “Adım Sonbahar” şiirinde sonbaharın tatlı hüzünlerini şöyle betimlemiştir:   

oysa ben akşam olmuşum

yapraklarım dökülüyor

usul usul

adım sonbahar.

Kuşların göçü gibi, yolculuk da ruhlara sunulan bir hediye olup yolda olmaktan alınan haz ve keyif tarif edilemez. İnsana hayatının değerini, zamanın kıymetini yola koyulmanın tutkusunu öğreten eylül dönemi yolculuklar çok başkadır. Bu mevsim geçişinde seyahat etmenin; hayal gücünü, bilgelik ışığını yaşatmak, olgun ve güçlü, erdemli ve kişilikli insanların yoluna yönelmek olduğunu düşünüyorum. İçimizdeki iyiliğin ortaya çıkacağına olan inancım artarken kendimiz gibi yaşayabilmenin sevinci çoğalıyor. Sonbaharda hayatın ve zamanın kıymetini bildiren; insanı düşünmeye, yola koyulmaya sevk eden son derece güzel yol güzergâhları var. Aşk zaten bir yolculuk değil mi?

Aşkınızla birliktesiniz ve hayal ediyorsunuz. Türkiye’nin en güzel deniz ve doğa manzarasından birine sahip olan Çanakkale-Ezine yolu üzerinde ilerliyorsunuz. İçinizdeki yolculuk sevinci, bazen mola verip, kimi zaman iç kısımlara sapıp ören yerlerini de gezerek Kazdağlarına doğru giderken çoğalıyor. Yolun bir yanında deniz, diğer yanında ağaçlar, harika bir atmosferde geride iz bırakarak yaprakların ve yolun tadını çıkarıyorsunuz. Yeşilyurt köyüne ulaşıp, şirin bir butik otelde birkaç gün konaklayıp, efsanesini işittiğiniz Kazdağlarının büyülü manzarasını doya doya gezip içinizde sevgiler yeşeriyor. Ege üzerinde esen serin rüzgârlar havayı değiştiriyor. Mekân değişikliği ile gelen berrak düşünceleri, duyguları, hisleri ve umudu yaşıyorsunuz.

Yahya Kemal Beyatlı’nın  “Sonbahar” şiirinden birkaç mısra aklınızdan geçiyor:

 …

yaprak nasıl düşerse akıp kaybolan suya,

ruh öyle yollanır uyanılmaz bir uykuya,

Nazım Hikmet’in “Mevsim Sonbahar” şiirinde sonbaharın sevgilisine anlatışını şu mısralarla anımsarsınız:

nemli, ağır kızıltılar…

sevgilim, sevgilim,

mevsim

sonbahar…

Necip Fazıl Kısakürek “Bahçedeki İhtiyar” şiirinde sonbaharı sizler için nasıl da güzel betimliyor:

Yapraktan saçını yerlere yaymış,

Sonbahar ağlıyor ayaklarında.

Bayramiç İlçesi sınırlarında kalan Kazdağları'nın kuzey yamaçlarında görülecek manzara, bölgenin sonbahar mevsimindeki tüm güzelliklerini gözler önüne seriyor. Göknarlar, meşe, kestane ve gürgenlerin oluşturduğu ormanlık alanda; mitolojik dağlar şeridi, egzotik renklerde çiçekler ve nihayet bir tepe üzerinden Ege’ye bakmaya doyamıyorsunuz. Görsel doğanın hüzün mevsimi içinde yollarda uçuşan sarı kızılyapraklar yerde renkleri bitki özünden yapılan ipek bir Isfahan halısı gibi yollarda renk cümbüşü oluşmuş.

Bu güzel rota ’da, arabanın camını açarak içeriye rüzgârların girmesine izin verin. Uzayıp giden bu canlı sahil yolunda tuzlu nemli havayla ciğerlerinizi doldurup bayram yapın. Mutluluk bazen bu kadar saf ve temiz bir nefeste Ege’yi hissetmektir. Mutluluk esas olarak kişinin hayatına anlam vermekle ilgilidir. Bize daha köklü bir şekilde sahip olduğumuzdan gelen bir duyum, bizi insan yapan şeyin özüdür. Ve yolculuk bizi bu öze geri getirir. Seyahat bir noktadan diğerine geçmekten daha fazlası olduğu için, bizi bırakmayan ve günlük olarak bu sürekli yenilenme, keşif ihtiyacını bize ilham veren bir durumdur. Eylül, sonbahar ve yolculuk, bu üçlü birlikte, sizde tükettikçe çoğalan bir türlü bitmek bilmeyen bir hazinedir.

Oksijen zenginliği ile Fransız Alpler’inden sonra dünyanın nadir bölgeleri arasında sayılan ve her mevsim baş döndürücü güzelliklere bürünen Kazdağları’nın, bu özelliğiyle pek çok hastalığa da şifa kaynağı olduğu biliniyor. Özellikle sonbahar mevsiminde, su kaynakları, ormanlardan oluşan bitki örtüsü ve müthiş oksijeni ile sanki cennetten bir esinti ve sarı ve kızılın tonlarıyla müthiş bir görsel şölen oluşturur. Doğadaki birçok çaylar buralardan sağarak evlere içme suyu olarak geliyor.

Güz mevsiminde tabiatın oluşturduğu tüm bu güzellikleri yaşayıp fotoğraf karelerine işleyerek gezi anılarını ölümsüzleştiririz. Ardıçbaşı, Yedikardeşler ve Koçara Deresi'nde çekilen güzel fotoğraflar, yörenin ortaya çıkan tüm renklerini yansıtır. Parkurdaki kuş ve su sesleri, Naneli Pınar’dan yayılan mis gibi nane kokusu bizlere adeta cennetten esintiler getirir. Dağ çileğinin güzelliği, şelalelerin etrafına dökülmüş kırmızı yapraklar, büyüleyici havada insan sevdiğiyle birlikte, el ele, gönül gönüle yepyeni duygular içinde zaman geçirir.

Ağustos’un yakıcı baskısından sonra, eylül güneşiyle kızıl bir alev olup parlayan yapraklar insanda birikmiş gizli hazları uyandırıyor, Ona düşünsel yaratıcılık ve ruhsal zenginlik kazandırıyor.

Bu kez gün batarken portakal rengiyle, Ahmet Haşim’in “Sonbahar” şiirinden birkaç mısra dökülür dudaklarınızdan:

“Dökerken ufka donuk, kanlı bir ziyâ eylül,

Ederek zülf-i târumâra hulül,

Gizli bir sesle ağlayan ey bâd!

Ege’nin soğuk suyunda yüzerken olumsuz enerjilerden arınma gerçekleşiyor. Sanki ruh giysilerini değiştiriyor, insan hafifliyor. Doğal yöresel yiyeceklerle doyurur, yemyeşil doğa, dereleri, gölleri ve yaban hayvanlarıyla unutulmaz bir deneyim yaşatır. Bu maceralar, yorucu ama bir o kadar da huzur ve heyecan doludur. Zengin ve karmaşık bu deneyimler, mutluluk için yapılacak en iyi yatırımdır. Zaman ve tecrübe ile ufuklar genişler. Hayatta olduğu gibi yolculukta da mutluluk bir denge meselesidir. Doğanın şekillendirdiği ve insanın yarattığı güzellikler karşısında gerçekten gözümüzü açmak zahmetine katlanırsak ruhumuzun mırıltılarını dinleyerek teslim oluruz. Kırılgan omuzlarımızdaki sorumluluğun yükünü ve zayıflığımızı algılarız.

Bilinmeyen manzaraları gezdikçe uyumu yakalayıp, uçsuz bucaksız ufku izlemeye zaman ayırıp; renkler, çeşitlilik ve doğanın dengesini anlamaya çalışırız. Mutluluk burada, bir yolun bükümünde, bir günbatımında, kuşların uçuşunda, bir plajda veya bir ağaçta yani her yerdedir. Kendiliğinden oluşan öngörülmemiş sevinçler, şaşkınlıklar, heyecan, özgürlük duyguları buradadır. Tüm bu değişim, yenilikler ve keşiflerin bolluğu duyularımızı canlandırarak bizi her zamankinden daha istekli yapar. Eylül’de yolculuk insanı dışarıda olduğu kadar iç dünyasında da özgür bırakır.

Ben her sonbahar gelişinde büyülenirim.

 

Dostlukla…

 

Ali AKÇA

aliakca2009@hotmail.com

 

13-09-2023
Konuk Düşünce Yazarları

Konuk Düşünce Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir