Dilekçe Hakkı - Sümeyra Öztimur (Türkçe Öğretmeni)

Dilekçe Hakkı - Sümeyra Öztimur (Türkçe Öğretmeni)

A+ A-

“Aslında kendimizi Yaradan’a teslim edip enerjiyi takip etsek her şey yoluna giriyor.”

   Böyle demişti bana; o baş örtülü, iri ve kısık gözlü kadın. Ne zaman mı? Geçen hafta… Aman canım, bir önemi var mı hangi gün olduğunun? Sen de ki cumartesi, ben diyeyim pazar. Adı her neyse o gün, onu görmekte hiç zorlanmadım. U şeklindeki masanın en ucunda dikkatlerden uzak bir yerde olmasına rağmen hemen fark ettirdi kendini bana.  İlk bakışta neşeli ve enerjik gibiydi, diğer yandan değildi sanki. Biraz daha derince incelediğimde algılayabildim. Mutlu görünme çabasına inat, sürekli gülen gözlerinin sakladığı bir şeyler vardı ki ne olduğunu anlamam zor olmadı. Nerde görsem tanırım o gözleri. Ne de olsa en çok gülenin en çok ağlayan olduğunu öğretmişti hayat. Acıta acıta diğer pek çok şeyi öğrettiği gibi.

   Kendimi ararken öğrenmiştim o yalancı gülüşlerin altında neler olduğunu. Bilirim… Ben ne zaman iyi hissedeceğimler, bu hayatın yükünü taşıyamıyorumlar, bir el verip beni düştüğüm yerden çıkaracak kimse yok mular, güldüğüme bakmayın geceleri düşünmekten uyuyamıyorumlar, halimi saklamaktan ve hiçbir şey yokmuş gibi davranmaktan bir heykel misali kaskatı oldum ve benzeri daha saymaya sabrımın yetmediği tükenmeye bir kala ruh halleri vardır. Ah, bilmez olaydım ama bilirim.

   Defalarca katılmışımdır kişisel gelişim seanslarına. Birazına istekle, birazına bilinçsizce… Her seferinde; bir yerlerde kaybettiğim, unuttuğum, unutturulduğum kendime bir nebze olsun yaklaşabilmek için…  İşe yaramadığını söyleyemem. Yeni bir bakış açısı kazanmak, farkındalıkla yaşamaya başlamak elbette değerli. Ama çok yoruldum. Bitmek bilmeyen bir süreç çünkü kendileri. Tam yoluna girdi her şey derken, hoppalaaa bu da nereden çıktı şimdi diyecek bir şey gelir ve tekrar dön başa, çöz çözebilirsen düğümü.  Bundandır boş vermiştim bir süredir. Gitmiyordum bir yere. Kendimle aramda bir türlü kapatamadığım mesafeyi kabullenmiştim ki bir dost ısrarı götürdü beni bir sabah eğitime. İşte bu kadına da orada rastladım.  Benim ona doğru çekildiğim gibi o da bana çekildi. Eğitim boyunca sık sık göz göze gelip birbirimize bir tatlı tebessüm etmeden geçemedik. Zaman akıp gittikçe önce dökülüp saçıldık sonra da soyunduk sert kabuklarımızdan ortalık yerde.

   Sonunun nereye varacağını bilmediğimiz bir etkinlik gereği eğitmenin masasının üstünde duran objelerden birer tane seçip onunla ilgili hislerimizi konuşmamız istendiğinde o, renkli bir motosiklet seçti kendine. “Özgürlüğü anımsatıyor bana.” dedi ilkin. “Ah, bir binip gitsem şuna, ben de gezsem, ben de görsem uzak diyarları.” dedi biraz daha bakınca. Görevini reddeden böbrekleri yüzünden hapsolduğu hastane odalarından çıkarıp özgürlüğüne götürecekti o motosiklet onu. Götürmeliydi de. Yapamadıkları, merak ettikleri çoktu. Daha ne görmüştü ki dünyada. Hoş, dünya da onu görmemişti. Bilhassa ta kalbinden süzülerek gelen sıcacık gülümsemesini bir görse, kenara çekilip yol verirdi. Git nereye istersen, derdi. Hatta bunu söyledikten sonra sayısız özür dileyerek başı önünde, utançtan ne yapacağını bilmez halde suç işlemiş bir çocuk misali kendine saklanacak yer arardı. Ama görmedi.

   "Hastalık misafirdir." der tasavvuf ehli. Aman ne menem misafirlikmiş bu diyor insan içten içe. Bedenine hiç sormadan yayılan, hadsiz, istilacı, şımarık ve arsız bir misafir olur bu, olsa olsa. Böylesi düşman başına bile denmez.  Belini büker ev sahibinin. Muhtaç eder muhannete.  En yakınlarına el açtırır istemese de. Eee, elin oğlu kızı gelip yetişecek değil ya. Çektiği ağrının sızının üstüne bir de minnetin yükü eklenir. Halden anlamaz misafirin baskısı, minnetin yükü derken bükülür beli. Başını kaldırmasa önünü göremez eder. Bilmem ki bundan ötürü müdür her selam edenin önünde kelimeler birbirini kovaladıkça eğile, eğile, eğile küçücük kalması?  "Bunu bana yapma!" demek isterim ama diyemem bir türlü. Artık bu abartılı reverans doğal ritüelidir onun. Yalnız o eğildikçe kalk, diyesim gelir. Midem bulanır, gözüm kararır beni çıkardığı yükseklerden. Öyle yükseğe çıkarır ki sevgi, saygı adı altında zulme uğramış hissederim kendimi.

   Bilirim… Bilmez olaydım ama yine iyi bilirim ki en yakınları getirir onu bu hale. En sevdiğim dedikleri, kendini teslimiyetle emanet ettikleri…  Onun için ne yaparlarsa öfleyen gözleriyle yüreğinde iz bırakarak yaparlar, unutmasına en baştan müsaade vermeyerek yaparlar.  Anlar; istemeyerek, böyle olmasını kendisi seçmediği halde üzerlerine bıraktığı zaruretten kaynaklı bıkkınlığı.  Boğazı düğümlense de susar sadece. Susmaktan başka çare yoktur. Bakım almanın bedelidir çünkü susmak. Yalnız bırakılma, kendine yetememekten rezil olma korkusu da cabası… Eh be böbrekler, reva mı şimdi bana bu kadar eziyet, niye işinizi yapmazsınız ki, demeyi aklından bile geçirmez. Üçüncü şahısların duyacağı şekilde şikâyet hakkı olmayan hayatına razı olmuş belli ki çoktan. Yalnızca dilekçe hakkını keşfetmiş. Diyeceklerini gönül kalemiyle sessiz sessiz yazıp içinde döşenmiş gizli haberleşme ağı ile yolluyor Yaradan’a. Yaradan da ona gönderdiği enerjiyle karşılık veriyor. Tüm posta teşkilatını aradan çıkarmış, kendisine görünmez hatlardan ulaşan enerji akışında kalarak varoluşunu kutluyor şu sıralar; yaşadıkların zormuş, nasıl dayandın bunca can acısına, diyenlere bu hali tavsiyede bulunarak.

 

 


Kaynakça

Kapak Görseli yazara aittir

23-11-2022
Konuk Düşünce Yazarları

Konuk Düşünce Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir