Mutfağımız Taşlar Altında Kalmasın - Cansu Gök (Sosyolog)

Mutfağımız Taşlar Altında Kalmasın - Cansu Gök (Sosyolog)

A+ A-

  Geçtiğimiz zorlu deprem sürecinde besinin önemini ne yazık ki bir kere daha anladık. Yaşadığımız deprem felaketi sonrası ülkemizde ve kültürümüzde kaçınılmaz değişmeler olacaktır. Bu kırılma sonrasında en genel açıdan incelenmesi gereken zorunlu göçler, toplumun değişen iş bölümü alanları, yeni örgütlenme konuları bir yana benim üzerinde durmak istediğim üretim-tüketim, mutfak kültürü alanında da sosyolojik analizlere büyük ölçüde ihtiyaç vardır. Türkiye’nin mutfak kültürünün zenginliği bunu koruma görevini beraberinde getirir. Gıdanın oldukça verimli olduğu bölgemizde yaşanılan deprem ile önce bu verimliliğin gıda kültüründe ne gibi bir değişiklik yaratabileceği sonra göç eden mutfağın göç edilen yerdeki devamlılığının önemi üzerinde durmak istiyorum.

  Afet sonrası o bölgenin kurtarılması, orada yaşamını devam ettiren bireylerin mutfaktaki kültürlerini de devam ettirmeleri açısından üzerine düşünülmesi gereken önemli konulardan biridir. Mutfağına birinci elden gelen ürünlerin üretildiği toprağın verimini tekrar kazanması bir yana, üretimin durması ve üreticilerin göç etmesi de bu ürünün orijinalini, tüketim şeklini ve tüketim sıklığını değiştirecektir. Toprağın tekrar verimli hale geleceği süreçte sürdürülebilirliğin devam etmesi için üreticilerin desteklenmesi gerekmektedir. Üretici desteklenirse bölge de üretimine iyileşmeler ile devam edecektir. Bunun için ise sağlam politikalar izlenmelidir. Bu politikaların içeriği ile ilgili kısaca bir konuya değinmek istiyorum.  Yakın zamanda okuduğum bir yazıda gıda kültürünü koruyup, kendi mutfak kültürümüzü devam ettirmek gıda egemenliği ile otarşi kavramı yani kendi kendine yetebilme kavramının karıştırıldığından bahsediyor Dr. Candan Türkkan. Örneğin gıda egemenliği ithalata karşı değildir fakat otarşide bu yoktur. Yani mutfak kültürünü korumakla kendi kendine yetmeyi birbirine karıştırmamalıyız. Kendi kendine yetebilme düşüncesi ile üretimin sabitlemesi ortaya çıkar ve bu durum gıda egemenliğine karşı durup yapılan sabitleme ile doğrudan küçük gıda üreticilerini olumsuz etkiler. Mutfak kültürünü üreticiden başlayarak korumak için izlenmesi gereken politikalar da bu sebeple gıda egemenliği ile olmalıdır. Bu yerel üreticilerin desteklenmesi ve üretimin devam ettirilmesi bir yana, zorunlu göç ile elbette üreticiler dışında yerel halkın da bu kültürlerini beraberlerinde götürüp göç ettikleri şehirlerde devam ettirmeleri gerekir. Türkiye’de bildiğimiz gibi her mutfak göç almaya yatkındır bu sebeple kültür paylaşımları devam edecektir. Deprem bölgelerinden göç alan şehirlerde de bunu bir kültür zenginleşmesi olarak düşünmek gerekir. Örneğin  göç etmiş ailelerin komşuları ile yapacağı paylaşımlar burada çok önemlidir. Sofra gelenekleri kaybolmamalı, kutlamaları, yasları, mutfak etkinlikleri yine devam etmelidir. Bu süreçlerde beraber yenilen yemeklerin kültürel değeri de artacaktır. Buradan hareketle bu değerlerin bilincinde olmak, mutfak kültürünün devamlılığını sağlayacaktır.

 Ne yazık ki artık hiçbir şey depremden önceki gibi olmayacaktır. Bunu anlayıp öyle devam etmemiz gerekiyor. Bir mahalleyi, bir şehri kaybetmek bir kültürü kaybetmektir. Felaket sonrası toplumun yapısında da yeni anlayışlar ortaya çıkacaktır. Türkiye gerek konumu olsun gerek mutfağı, turizmi, tarihi ve bir çok değeri ile çok kültürlü tanımında bir ülkedir. Bunun kaybolmaması ise yine dayanışma içinde olacak olan biz toplumun elindedir. Unutmayın doğal afetler sosyolojik olarak bir toplumu tanımayı sağlar. Bu sebeple yapılacak sosyolojik çalışmalar ve izlenecek politikalar farkına varılmalıdır, bu politikayı belirleyenlerin de doğru seçilmesi gerekir. En zor günlerimizi beraber atlatmamız umuduyla.


Kaynakça

pixabay.com

05-03-2023
Konuk Düşünce Yazarları

Konuk Düşünce Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir