Terazi - Gizem Tuncal (Yazar)

Terazi - Gizem Tuncal (Yazar)

A+ A-

İtalya'ya ilk geldiğim senelerde ilk dikkatimi çeken sokakta birbirini tanımadığı halde birbirine selam veren, bir günaydını çok görmeyen insanlardı. Bir otobüs şoföründen duyduğum bugün çok iyi bir gün diliyorum temennisi hep güne bir gülümseme ile başlamama vesile oldu. Oysa Avrupa'ya gelmeden önce bana dedikleri aynen su idi insanların; insanlardan pek samimiyet bekleme oralarda Türkiye'deki gibi. Öyle ya biz o kadar arkadaş canlısı, içten bir milletiz ki. Yine de İtalya beni şaşırtmayı başarmıştı. Akdeniz ülkesi bizim gibi ne de olsa demiştim. Akdeniz insanları. Aynı apartmanda yaşadığım ama daha önce hiç tanışıklığım olmayan komşum bana bir günaydını çok gördü. Sizin önyargı ile baktığınız Avrupalılar böyle değil diyemedim. Sustum. İyi şeylerde olmadı değil ama hani. İtalya'da özlemini çektiğim komşuculuk oyununa geri dönmüştüm. Ne güzeldi komşunla bir kahveyi sohbet eşliğinde paylaşmak. Hoş İtalya'da da arkadaşları vardı bir kahveyi paylaşacak ama komşularımla ilişkim bir selamdan öteye asla geçemedi. Bir selam verip iki kelam ederiz dedim o da olmadı. Hali ile yemek yaparken bittiğini geç fark ettiğim bir malzemeyi komşudan istemekte. İçim daraldığında çat kapı bir komşuma iki lakırdıya gitmekte. Daha sonra tüm bunlara üzülmeyi bıraktım. Aslında olması gereken bu diye düşündüm. Yemek yapmadan önce eldeki tüm malzemeleri gözden geçirmek kendi içinde bir disiplin. Hem sonra ya komşunda da yoksa? Komşunu üzmez mi bu yanlış anlaşıldım kaygısı ya da utandırmaz mı az biraz? Hem çat kapı bir insana hiç gidilir mi dedim kendi kendime. Müsait olmayabilir? Ne kadar saygısızca. Sonra herkesin elinde telefon. Karar verdim kendi kendime Avrupa bu konuda haklı. Gereksiz yüz göz olmak insanlarla gereksiz bir samimiyet, had hudut bilmemezlik de doğuruyor sonra. Herkes herkesin hayatına karışma hakkı buluyor kendisinde. Aslında kafamda Doğu ile Batı bağlantısını hep yürürken kurarım o İtalya'nın daracık sokaklarında. Kafamda bir terazi sürekli. Bizim topraklarda derim insanlar çok paylaşımcı. Belki de kendinden odun verecek kadar. Misafir bas tacıdır hep bizde. Öyle ya misafir için ayrılmış özel bir oda, yemek takımı, havlular, temiz çarşaflar daha neler. Sonra yine bir düşünce alır beni her devasında. Hayat kısa diyorum. Neden o en sik gümüş takımlarımız sadece bir başkasına özel? Biz değerli değil miyiz bir başkası kadar! Dedim ya kafamda bir terazi dengeye oturtmaya çalışıyorum iyi ile kötüyü. Aslında iyi ve kotu de değil mevzu olması gereken ile olması gereken mi? Böyle düşüne düşüne kaç cadde geçiyorum inanın bende bilmiyorum. Aklıma bu defa da başka başka sentezler düşüyor. Biz kotu gün dostu bir milletiz. Kimin ihtiyacı varsa maddi manevi yanında olmasını her daim biliriz. Peki iyi gün dostu olabiliyor muyuz? Asil sorulması gereken soru bu. Mesel İtalya'da başarılar değerlidir, kutlanır büyük coşku ile. Pekâlâ bizde de öyledir tabi. Milli zaferlerimizi coşku ile kutlarız kutlamasına ama en yakınımızdakinin basarisini tüm saf duygularımızla ya da hakikaten içten, önyargılarımızdan arinmiş olarak kutlamayı başarabiliyor muyuz? Kotu gün de insanlar kimi zaman kendi kabuğuna çekilir, kendi içinde hallediverir meseleyi ama iyi gün de öyle mi hep birini ister zaferini, mutluluğunu ilan etmek için. Unutmadan bir de ne çok severiz başkalarının hayatına müdahil olmayı, dedikodu yapmayı tipik bizim İtalyanlar gibi. Belki çöpleri ayrıştırarak atmıyor çoğumuz İtalyanlar gibi, ama cer cop ne varsa biriktiyor ve atmaya kıyamıyor ah su Türkler İtalyanlar gibi. Anılara, geçmişimize bir hayli bağlıyız. Geçmişten gelen, kan bağımız olsun olmasın insanların hatalarını da hemen affedivermemiz bu yüzden. Silemiyoruz yaşanmışlıkları iki millet olarak. Yoksa silebiliyor muyuz? Bilmem siz karar verin. Benim terazi yine dengeye gelmedi. İyisi mi ben biraz daha düşüneyim.

 

17-07-2023
Konuk Düşünce Yazarları

Konuk Düşünce Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir