Confessional Poetry - Nisa Polat (Edebiyat)

Confessional Poetry - Nisa Polat (Edebiyat)

A+ A-

“Yazmanın nasıl olduğuna ilişkin bir kural yok. Bazen kolayca ve mükemmel bir şekilde oluverir. Bazense bir kayayı matkapla delip sonra da patlayıcılarla havaya uçurmaya benzer.” 

(Ernest Hemingway)

"Confessional poetry" ya da "itiraf şiiri", Amerika’da ve ellili yıllarda oluşumuna başlamıştır. İtiraf şiirinin kültürel temeli Amerika’da kullanılan dilin yüzeyselliğinin farkına varılmasına ve dramatikleşen toplumun yapısına dayanır. Türün amacı aşağılanan kamusal yapının parçası olan bireyi haklı çıkarma eylemidir. 1960 sonrası eski ve yeni nesil arasındaki uçurum şairlerin kendilerini toplumun dışında hissetmelerine sebep olmuş ve bu sayede sanatçılar şiirlerinde geçmişlerinden, arınmak istediklerinden bahsetmeye başlamışlardır. İtiraf şiiri başlarda bireysel deneyimlerin, travmaların, intiharın, cinselliğin ve ruh bozukluğunun ifadesi sayılsa da daha sonrasında “kişiselliğin şiiri” olarak tanımlanmıştır. Böylelikle gizdökümcü şiir geleneği pek çok sanatçıyı etkileyerek, günümüzde hala devam eden bir ekol niteliğini kazanmıştır.

“Bir kadın olmaktan bıktım,

bıktım kaşıklardan ve postadan,

bıktım ağzımdan ve göğüslerimden

bıktım kozmetiklerden ve ipeklilerden.

Hâlâ masamda oturan adamlar vardı,

sunduğum çanağın etrafını çevrelemiş.

Çanak doluydu mor üzümlerle

ve kokusundan dolayı sinekler üşüştü

ve babam bile geldi beyaz kemiğiyle.

ama cinsiyetle ilgili şeylerden bıktım.”

(Sexton -Meleklerle Arkadaşlık Etmek)

Bu geleneği yalnızca 1950 civarında, Amerika’da ortaya çıkan bir tarz olarak adlandıramayız. Titizlikle incelediğimizde geleneğin kökeninin Adem ve Havva’ya kadar uzandığı görülür. Hikaye, cennette istedikleri ağacın meyvesini yiyebilecek olan Adem ve Havva’nın, sadece yasaklı olan bir ağacın meyvesini yemeleriyle başlar. Yasaklanan o meyve gizemli ve çekici gelir. İnsanın cennetten kovulması, ardından ise Dünya’ya inişi bu şekildedir. Hıristiyan inanışına göre Tanrı işlenen günah hakkında yarattığı iki insanı karşısına aldığında Adem tamamen doğru bir itirafta bulunmayarak eşi Havva’yı suçlayacaktır. Böylelikle gizdökümcü gelenek tarihi, ilk insan olarak kabul edilen Adem ve Havva’dan miras alınan günahların itirafına dayanmaktadır. Gizdökümcü şair bu kök doğrultusunda geçmişle bugünü bağlar ve ruhsal savaşını itirafıyla şiirine yansıtır. Bu yolda şairin temel kaygısı içinden çıkamadığı benliktir. Kişinin benliğine ulaşamaması ise kendini tanıyabilme fırsatını hiçbir zaman bulamamasıdır. Şaire göre ise bahsettiğimiz bu benlik yaşamın ve sanatın amacıdır. Fakat süreç gizdökümcü bir şairde farklı işleyecektir. İtirafçı gelenekte sanatçının amacı tek bir benliğe ulaşmak değil, benliğin olabildiğince çeşitli varyasyonlarına ulaşmaktır. Sanatçı öncelikle içinde bulunduğu hayatı, günü, anı sorgular. Tatmin olmadığı bir sonuca ulaşır ve sahip olduğu tüm varlıkları zihinsel düzleminde yok eder. Bu yok oluş sanatçının fikir intiharıyla birlikte gelecek olan doğumudur. Doğumla birlikte gizdökümcü sanatçının her zerresi yenilenmiştir. Acıları, aşkları, hüzünleri ve itirafları sıfırlanır. Bambaşka bir günahkar olarak şiirine devam eder. İtirafları bir önceki söylediklerinden daha keskin ve daha net olacaktır. Çünkü şair sanatı için ölmeyi göze almış ve ardından kendini tekrar yaratmış hale gelecektir. Böylece itirafçı bir şair kaybetmediği cesaretiyle tüm travmalarına tekrar dönecek, farklı zaman diliminde hiç şahit olmadığı kelimelere maruz kalacaktır.

Geleneksel şiirlerden farklı olan bu şiir türü kişisel ve bireysel olan her durumun yansımasıdır. Bu sebeple postmodern bir düzlemde konumlandırıldığını söylemek doğru olur.  Birinci şahıs konuşmacı içerir ve özel deneyimlerin, duyulmamış itirafların bazen dinsel, büyük çoğunlukta ise sanatsal arınım amacıyla kelimelere dökülmesidir. Bu sebeple okuduğumuz bir gizdökümcü şiir şairin zihinsel ya da fiziksel tüm mücadelelerini ve asıl olarak hiçbir zaman anlamlandırılmayan psişesini gösterecektir. Jung analitik yaklaşımında pşişeyi, karaktere dair bilinçli ve bilinçli olmayan bölümler olarak nitelendirir. Karaktere dair olanlara ek, kolektife ait olanlar da eklenerek bir bütünlük oluşturur. Bu bütünlüğün bozulması durumda birey ruhsal bunalıma girerek kendini var etme ya da yok etme savaşına girer.

"Büyük bir aşk yamadım

Hayır Yüzüme nur inmedi,

yüzüm nura indi bayım

Gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı

Tesbih tanelerim bitse gözyaşlarım…

Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.

Aşk diyorsunuz ya

Ben istemenin Allahı'nı bilirim bayım!”

(Madak, Ah’lar Ağacı, 35)

Gizdökümcü gelenekte yazmak, hem okuyucu hem de sanatçı için bir tedavi eylemi sayılır. Çünkü bir itirafçı şiire göre yazmak, kişiyi travmalardan ve rahatsızlıklardan kurtarma sürecidir. Fakat bu durumu yaşamı terk etme, yaşamdan kaçma olarak değerlendirmek doğru olmaz. Bir itirafçı şair şahit olduğu sosyal, kültürel ve dini problemleri çekinmeden sanatına yansıtacaktır. Sonrasında ise utanmadan yapılan bu eylemde toplum suçlu kabul edilmeyecek ve toplum, sanatın şairin kendisinden sonraki ikinci öznesi olacaktır. Bahsettiğimiz aşamalar şairin kendi benliğini binlerce kez yıkarak tekrar yaratma sürecinin özetidir. Şair geçtiği aşamalarda kendi karmaşıklığına eşlik edecek üslubu ağıt şeklinde sunmayı seçer. Bu nedenle gizdökümcü şiir, ağıt biçiminin farklı bir form kazanmış şekli halindedir. Acı çekme eylemi psişik bütünlüğü zarara uğratarak şairin ortaya koymaya çalıştığı benliği daha da öne çıkaracaktır. Bütün sürecin içerisinde fark ettiğimiz önemli bir nokta ise şairin toplumla birleşmesidir. İtirafçı şairin anlattığı her sorun, yakarış, çekinmeden haykırış aslında toplumun maruz kaldıklarıdır. Fakat bu yorumu kabul etmeyen birçok eleştirmen tarafından itiraf geleneğindeki bireysellik vurgusu yoğun bir şekilde yapılır. Bu noktada itirafçı şairin yalnız kendi için değil toplum için de yazdığını unutmamak gerekir.

“Tükenirdi monolog

kaçarken içine düştüğüm kara toplum

big bang sonrası büyük yalnızlık bilinmeyeni”

(Marmara, Mezar)


Kaynakça

1.Rosenthal, M.L. (1959 ). Poetry as Confession, The Nation 19 Sept. 2.https://pixabay.com/tr/ 3.Hemingway, E. (2019). Yazma Üzerine, Derleyen: Larry W. Phıllıps, Bilgi Yayınları. 4.Acar, A. (2020). Sylvia Plath ve Nilgün Marmara’da İntihar ve Ölüm, Doruk Yayınları. 5.Plath, S. (2016). Ariel ve Seçme Şiirler, İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınevi. 6.Madak, D. (2002). Ah'lar Ağacı, İstanbul: Everest Yayınları. 7.Marmara, N. (2016). Daktiloya Çekilmiş Şiirler, İstanbul, Everest Yayınları. 8.Marmara, N. (2000). Kırmızı Kahverengi Defter, İstanbul: Telos Yayınları. 9.Marmara, N. (2020). Metinler, İstanbul: Everest Yayınları. 10. Freud, Sigmund. (1993) Yaşamım ve Psikanaliz, trc. Kamuran Şipal, İstanbul: Say Yayınları.

18-06-2022
Konuk Düşünce Yazarları

Konuk Düşünce Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir