Mestan Hanım'ın Kedileri

Mestan Hanım'ın Kedileri

A+ A-

            İki katlı, bahçeli evlerinin, sahiplerince birer birer müteahhite verilerek çok katlı apartmanlara dönüşmekte olduğu Eski Dostlar Mahallesi, eski değerleri ile birlikte küçücük esnaf dükkanlarını, komşuluk ilişkilerini, güzelim bahçelerini, kadınların akşam üzerleri yapa geldikleri kapı önü sohbetlerini hızla yitirmekteydi. Şimdiye kadar, evini paragöz anı hırsızlarına bırakmaya direnmiş dört-beş kişiden biriydi Mestan Hanım. İki katlı, büyücek bahçesiyle en az atmış yaşında olan bu evde, altı kedisiyle ve kucak dolusu anıları ile birlikte, huzur içinde yaşamaktaydı.

             Burası, onun baba eviydi. Henüz on beş yaşındayken, kendisinden yirmi yaş büyük bir adamla görücü usulü evlendirilmiş, dolayısıyla da bu evden kasabanın diğer ucundaki bir eve taşınmak zorunda kalmıştı. Kocası Kazım Bey, daha evlendikleri günden, ona hiç gün yüzü göstermemeye kararlı olduğunu belli etmiş, ilk koca dayağını gerdek gecesinde yemişti Mestan Hanım. Ardından da düzenli olarak şiddet görmüştü hiç sevemeyeceği bu zalim adamdan. Aradan yıllar geçmiş, ikisi erkek, biri kız, üç çocuğu olmuş, Mestan Hanım'ın yaşamakta olduğu düş kırıklıkları ile beraber yediği dayakların sıklığı da artmıştı. Baba evine dönemeyeceğini bildiği için, ve elbette çocuklarının da hatırına, her türlü zulüm ve aşağılanmaya katlanmış, ama günden güne sararıp solmuştu.

            Mestan Hanım'ın bu çileli yaşantısı tam yirmi beş yıl sürdü. Evliliğinin yirmi beşinci yılının dolduğu günün akşamında kocası, ani ve şiddetli bir kalp krizi ile ruhunu teslim etmiş, Mestan Hanım'ın yaşamını işgal etmekte olan bütün o zulmü de alıp beraberinde götürmüştü. O sırada Mestan Hanım, kırk yaşındaydı. Rahmetlinin cenaze töreni yapılıp da kasaba mezarlığına defnedildiği gün, derin bir 'Oh' diyebilmiş, uzun yıllardır tutmakta olduğu nefesini bırakıvermişti.

            Kocası öldüğünde, en küçük çocuğu on dokuz yaşındaydı. Üniversitede okumak için il dışına gitmişti. Diğer ikisi ise evlenmiş, başka şehirlere yerleşmişlerdi. Mestan Hanım, kocasından kalan acı anılarla dolu evde kalmak istemedi. Evi üç çocuğu arasında pay ederek, ölmüş olan ana babasının boş duran evlerine taşındı. O zamandan beri de, otuz yıldır, bu eski evde oturmaktaydı. 

            Zaman zaman müteahhitler kapısına gelmiş, ona bir daire vermek karşılığında, oturduğu evi istemişlerdi. Mestan Hanım zaaf gösterseydi, evi anında elinden alır, bir çırpıda ve hiç acımadan evi bir kepçe yardımıyla bir avuç moloz yığınına çevirir, bu odalarda kimler uyudu, bu mutfakta neler pişirildi, bu evde kim bilir hangi bebekler doğdu, şu balkonda kaç çocuk oyunlar oynadı demeden, o güzelim taştan eve hoyratça dalar, taş üzerinde taş bırakmazlardı.

            Neyse ki Mestan Hanım, anılarına değer veren, geçmişine saygılı, yüksek değerleri olan bir kadındı. Ona gelerek, 'Teyzem, bak, komşuların diyor, paraya ihtiyacın varmış. Durumun çok iyi değilmiş. Ver şu eski evi bize, sana lüks bir daire verelim. Üstüne de bir miktar ödeme yapalım. Çok rahat edersin' demişti. Mestan Hanım'ın ona vermiş olduğu yanıt, uzun yıllar mahalleli arasında anlatıldı durdu. Şöyle demişti müteahhite: 'Eh müteahhit bey oğlum, eğer hayat denen kurulu saatin çarkı para ile dönüyor olsaydı, benimki çoktan durmuş olurdu herhalde. Benim rızkım, yaratıcımdan geliyor. Karnımı para değil, O doyurur benim.'

            Müteahhitlerin birbirinden cazip tekliflerini büyük bir kararlılıkla geri çevirmeye devam etti. En sonunda, evi için kapısına gelenlerden başını alamayınca, bahçe duvarının sokağa bakan tarafına bir yazı astırdı: 'Bu ev satılık değildir. Ev için geldiyseniz, lütfen kapımı çalmayınız.'

            Mestan Hanım, sokakta bulduğu kimi hasta, kimi sakat altı tane kediyi farklı zamanlarda evlat edindi. Onları evine almakla kalmadı, tedavilerini yaptırdı. Yaralarının bakımını elinden geldiğince yaptı. Hazır mama zararlı olur düşüncesiyle, onları evinde pişen yemeklerle besledi. Kedileri, onun iyiliğinin farkındaydılar. Hepsi de sahibelerine pek düşkündüler. Kadıncağızın kucağından biri kalkar, diğeri yatardı. Mestan Hanım onlarla konuşurken sahibelerinin gözlerinin içine bakar, dikkatle dinlerlerdi onu. Evine misafirliğe gelen mahalleliye kedilerini anlatırdı. 'Yavrucuğum' derdi kendinden genç misafirlerine, 'Bunlar, Allah'ın dilsiz kulları. Sen onları dilsiz diye, konuşulanları anlamıyor sanma. Her dediğimi dinlerler, anlarlar. Kediler nankördür derler. Asıl nankör olan, insan oğludur. Kendi çıkarı söz konusu olduğu zaman insan, en acımasız canlıya dönüşür. Kırar, yıkar, yaralar, vurur, öldürür... Şuncağızlarsa en fazla bir tırmıkçık atar sana. Sonra da geri döner, yanına gelirler. Onların bana verdiği sevgiyi kimse veremedi.'

            Günlerden bir gün, Mestan Hanım, işlerini yapamaz hale geldiğinde, evine temizlik için bir kızcağız çağırdı. Kızcağız, Mestan Hanım'a gitmeden önce mahallede kadıncağızı sormuş soruşturmuş, onun hakkında herkesten övgü sözleri duyunca, koşa koşa yeni işvereninin evine gitmişti. Mestan Hanım, pek ince bir kadındı. Temizlikçi kızın yiyeceği yemeği önceden masaya hazırlamış, unutursa diye kızcağızın parasını da hazır etmiş, onu da yine masanın üzerine bırakmıştı.

            Kızcağız kapıyı çalınca, yerinden zorlukla kalkarak kapıyı açtı, kızı içeri güler yüzüyle buyur etti. Ona kovayı, bezleri, deterjanları verdi. Ardından koltuğuna oturarak, şalını omuzlarına aldı. Kedileri de yanı başındaydılar. Kızcağız işleri yaparken Mestan Hanım'ın hiç sesi çıkmıyor, öylece gülümseyerek koltuğunda oturuyordu. Hiçbir işe karışmadı. 'Şunu yap, bunu yapma' demedi. Bütün gün koltuğunda oturdu. Kız, öğlen arası yemeğini masadan alıp yedi, ardından işleri bitirdi. Gideceği vakit parasını masanın üzerinden alıp, evin sahibesine 'Haydi Allaha ısmarladık teyze' diyerek kapıyı çekip çıktı. Yolda onu tanıyan mahalleli, kıza gününün nasıl geçtiğini, Mestan Hanım'dan memnun kalıp kalmadığını sordular. 'Pek iyi bir kadıncağızmış. Ağzı var, dili yok. Çok memnun kaldım.' dedi kız onlara.

            O günün akşamı, Mestan Hanım'ın koltuğunda otururken Hak'kın rahmetine kavuştuğu anlaşıldı. Temizlikçi kız, onun öldüğünü anlamamış, onun sessizce koltuğunda oturduğunu sanmıştı.

            Mestan Hanım ölür ölmez, evin mirasçıları evi müteahhite verdiler. Bir ay içinde, yaşlı ev ve yıllanmış bahçe, yerle bir edildi. Kediler, geldikleri yere, sokağa bırakıldılar. Boşalan arsaya sekiz katlı bir bina yapıldı. Bahçenin bulunduğu alanın bir bölümüne de beton dökülerek otoparka dönüştürüldü. Eski Dostlar Mahallesi'nden bir yıldız daha kayıp gitmişti. Zamanla Mestan Hanım da, bu Dünya'dan göçüp gitmiş olan diğerleri gibi, yakınları tarafından unutulmaya yüz tutmuşken, yıllarca beraber yaşadığı altı kedi, onu unutmadılar. Mahalleli, onları sık sık, yıkılmış olan evin civarını ziyaret ederken gördü.

                          

27-07-2023
Devrim Akalın

Devrim Akalın

Doktor

Soğuk bir kış sabahı, Silifke’de, anneannemlerin Rumlardan kalma, eski evlerinin alt katındaki büyük odada dünyaya gelmişim. Yaşamımın ilk beş yılı, Tarsus’ta, sabahtan akşama kadar mahallemizin çocuklarıyla sokakta oynayarak geçti. Ardından Ankara’ya taşınma, ilkokul yılları...Ortaokul ve liseyi TED Ankara Koleji’nde okudum. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesini kazandım. Göğüs hastalıkları ve tüberküloz uzmanıyım.

Sanatın her dalı ilgimi çekiyor. İyi sanat eserleri hep etkilemiştir beni. Sanatla haşır neşir olan insanın, gönül telinin daha çok titreştiğini, kendi gönül sazını giderek daha iyi çalmaya başladığını düşünüyorum.

İyilik ve nezaketin altın değerlerimiz olduğu, bu değerleri yitirmememiz gerektiği inancındayım. Sanat, bu değerlerle yoğrularak sofraya getirildiğinde, sanatçının kendince bir misyonu da tamamlamış olabileceği görüşündeyim.

Mythos yayınlarından çıkmış bir romanım var: HÂLÂ SEVENLER KULÜBÜ

MELANKOLİYE TUTULMAK adlı öykü kitabım da Esinti Yayınları'ndan çıktı.

saintdevrim@gmail.com

Devrim Akalın