‘Ben Varım!’ - Mustafa Budak (Oyuncu / Eğitmen / Yönetmen )

‘Ben Varım!’ - Mustafa Budak (Oyuncu / Eğitmen / Yönetmen )

A+ A-

Küçük, oyun seven ses.

Çocuklar henüz kelimelere dökmediği düşüncelerini, sadece oynayarak anlatabilir. Bu yüzden belki de tiyatro, bir çocuğun dünyayı prova etme hakkıdır.

Sahne, onun için sadece ışıklar ve perdelerden ibaret değildir. Orası, bazen bir orman, bazen bir kalp kırıklığı, bazen ise ilk kez “ben buradayım” diyebildiği yerdir.

Ben çocuklarla yaptığım her çalışmada şunu gördüm:

Bir çocuk rol yaptığında, sadece bir karaktere bürünmüyor aynı zamanda kendi iç dünyasının derinliklerine ilk kez bir fener yakıyor.

 

Oyun oynamak, düşünmek gibidir.

Psikolog Jean Piaget, 2-7 yaş arasındaki çocukların en yoğun şekilde sembolik oyun oynadığını söyler.

Yani çocuk, bir kalemi mikrofon, bir sandalye dev bir uzay gemisi yapabilir. Bu beceri, onun zihinsel esnekliğidir.

Sahneye çıktığında, “sen şimdi kralsın” dediğimizde çocuk bunu gerçekten yaşar.

Gerçekten yönetir. Gerçekten savunur. Gerçekten korkar.

Her bir replik, onun düşünce dünyasında yeni bir pencere açar.

Her bir karakter, çocuğa yeni bir “ben” denemesi sunar.

 

Beraber oynamak, beraber öğrenmektir.

Lev Vygotsky, çocuğun en iyi başkalarıyla etkileşim içinde öğrendiğini savunur.

Tiyatro ise bundan daha fazlasıdır: Çocuk, prova boyunca diğer çocuklarla birlikte “kendini” kurar.

Bir karakter üzerine tartışırken konuşmayı öğrenir.

Bir sahnede birlikte yürümeyi öğrenirken, hayatla nasıl yürümesi gerektiğini de anlamaya başlar. Çünkü tiyatroda tek başına var olabilirsin ama diğerlerinin sözü bitmeden sahneye giremezsin.

Tiyatro, çocuğa sabretmeyi, dinlemeyi, paylaşmayı öğretir hiç bağırmadan.

Oyun, çocuğun içiyle dışı arasındaki köprüdür.

Donald Winnicott, oyunu çocuğun iç dünyası ile dış dünya arasında kurduğu bir köprü olarak tanımlar.

Tiyatro, bu köprünün üzerinde özgürce yürüyebileceği en geniş alandır.

Bazen bir maske takar çocuk, ama asıl yüzünü o zaman gösterir.

Çünkü artık yargılanma korkusu yoktur. Çünkü orası bir “miş gibi” alanıdır.

Ama aslında her şey gerçektir.

Bir çocuk tiyatro yaptığında, içinden geçenleri toplumla paylaşır.

Ve toplumun onu dinlemesini bekler.

Sahne, çocuğa bir kürsü değil; bir kalp verir.

Çocuklar sadece yetişkinlerin küçük halleri değildir.

Onlar başlı başına bir dünya. Ve bu dünya ancak duyulursa gelişir.

Tiyatro, çocuğun sadece sanatla değil; kendisiyle, başkasıyla ve hayatla bağ kurma yoludur.

Bu yüzden tiyatro bir ayrıcalık değil, bir ihtiyaçtır.

Ve her çocuk, sahneye adım attığında aslında dünyaya “Ben varım!” diye seslenir.

03-06-2025
Konuk Düşünce Yazarları

Konuk Düşünce Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir