Tanrıyı Oynayanlar (2004): En Düşük Ücretli Cerrahi Dahi - Şebnem Düzenci (Sinema)

Tanrıyı Oynayanlar (2004): En Düşük Ücretli Cerrahi Dahi - Şebnem Düzenci (Sinema)

A+ A-

1940’lı yıllar. Johns Hopkins Hastanesi’nin ameliyathanesinde, cerrahi ekibin beyaz önlüklü, saygın üyeleri nefeslerini tutmuş, o güne dek yapılmamış bir kalp ameliyatını izliyorlar. Baş cerrah Dr. Alfred Blalock'ın hemen yanında, bir taburenin üzerine çıkmış, her adımı fısıltıyla yönlendiren bir figür daha var: Vivien Thomas. Thomas, hayat kurtaran bu çığır açıcı tekniği yüzlerce kez hayvanlar üzerinde kusursuzlaştıran dehadır. Peki o gün, bu tarihi olayı izleyen diğer cerrahlar ve hemşireler, Thomas'ın bu paha biçilmez emeğinin karşılığında kurumdan temizlikçi maaşı aldığını biliyor muydu?

Eleştirmenler tarafından övgülerle karşılanmış, hatta Emmy ve Peabody gibi saygın ödüllere layık görülmüş 2004 yapımı "Something the Lord Made" (Tanrıyı Oynayanlar) filmi, Vivien Thomas’ın inanılmaz yeteneğini ve Dr. Blalock ile olan karmaşık ortaklığını dramatize ediyor.

Bu yapımı, tıp fakültesindeki Sinemada Hekim Temsilleri dersimiz kapsamında, hem öğrenci arkadaşlarımla hem de profesörümüzle tartışma fırsatı buldum. Film, her ne kadar ele aldığı başarı ve haksızlık temalarında klişe bir film gibi görünse de, medyanın bu tür kritik konulara dikkat çekmesi adına önemli bir rol üstleniyor. Alandaki bizler için Thomas'ın içinde bulunduğu bilimsel ve etik kargaşayı daha derinlemesine incelemeye geçmek için güçlü bir başlangıç noktası sunuyor.

Thomas, damarları ustalıkla birbirine dikme yani anastomoz prosedürünü kusursuzlaştıran kişiydi. Dr. Blalock'ın, Thomas'ın dikiş hattını incelediğinde "Bu Tanrı’nın yaptığı bir şeye benziyor" dediği iddia edilir.

Ancak bu yetenek, kurumsal realiteyle çarpışıyordu. Thomas'ın maaşı, aynı işi yapan beyaz meslektaşlarından kayda değer miktarda daha azdı. Bu, sadece bir takdir eksikliği değil, o dönemdeki kurumsal ırk ayrımcılığının ve sistematik sömürünün yasal bir kılıfa bürünmüş haliydi. Thomas, hayat kurtarıyordu; ama kapıdan girişi, bir temizlikçi statüsünde gerçekleşiyordu. Blalock'ın onu korumasına rağmen, bu durum Thomas'ın tüm hayatını etkiliyordu.

Thomas'ın sürekli düşük maaşla çalışması, onun tıp doktoru olma hayalini de fiilen imkansız kıldı. Üniversite için biriktirdiği parayı banka iflasında kaybetmesi, zorlu bir başlangıçtı. Ancak asıl acı olan, 1947'de, artık ünü dünyaya yayılmış bir cerrahi tekniğin mimarıyken bile bu hayalden vazgeçmek zorunda kalmasıdır.

Morgan State Üniversitesi, Thomas'ın o ana kadar kalp cerrahisine yaptığı devrimci katkıları ve laboratuvarda geçirdiği 17 yılı yaşam deneyimi kredisi olarak saymayı reddetti. Üniversite, standart birinci sınıf gereksinimlerini yerine getirmesinde ısrar edince Thomas, tıp diplomasını aldığında 50 yaşını geçeceğini fark etti ve hayalinden gönülsüzce vazgeçti. Onun dahiliği kullanılabilir, ancak resmiyetin kısıtlı dünyasına kabul edilemezdi.

Thomas'ın hikayesinin ironisi, zirvede bile tam anlamıyla eşit muamele görmemesidir. Blalock'ın ölümünden sonra bile Thomas, Johns Hopkins’te 15 yıl daha kalıp, ülkenin en yetenekli cerrahlarını yetiştirmeye devam etti. Onun değeri, kurumdan önce, yetiştirdiği bu cerrahlar tarafından fark edildi: Öğrencileri 1968’de portresini yaptırarak üniversitenin lobisinde Blalock’ın portresinin yanına astırdı. Bu, büyük ve kişisel bir minnettarlıktı.

Nihayet 1976'da, Thomas'a Johns Hopkins tarafından fahri doktora unvanı verildi. Ancak bu bir Tıp Doktoru değil, Hukuk Doktoru unvanıydı. Bu, personele ona doktor deme izni verse de, resmi tıbbi derecesi olmadığı için Thomas'ın canlı bir hasta üzerinde ameliyat yapmasına asla izin verilmedi.

Ölümünden sonra otobiyografisinin yayımlanması, ölümü sebebiyle yazılan makale ve uyarlanan film ile medya değeri kazanması keşke yaşarken daha çok değer görseydi dedirtiyor.

08-11-2025
Konuk Düşünce Yazarları

Konuk Düşünce Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir