Zaman Lupunu Yok Et - Fatma Nur Topel (Edebiyat)

Zaman Lupunu Yok Et - Fatma Nur Topel (Edebiyat)

A+ A-

Bade, kırmızı defterinin kapağını kapadı. Başını ağır ağır kaldırarak bakışlarını odanın içine ayın yumuşacık aydınlığını yayan pencereye çevirdi. Kulaklarında yine aynı yankı vardı: "Zamana hükmedemezsin."

Bu yankı, son bir buçuk yıldır Bade'nin zihnine çöreklenmişti. Sağ kulağında başlayarak kafatasının dört bir yanına çarpan bu ses, uykularını çalıyor, huzurunu kemiriyordu. O an, içindeki sese dayanamayıp yerinden fırladı. Çalışma masasının başına geçti. Kilden yapılmış küllük izmaritlerle dolup taşmıştı. Bir sigara daha yaktı. Dirseklerini masaya yasladı, gözlerini projesine dikti.

Bir zaman lupu...

Geleceğe gitmek için tasarlanmış küçük bir aletti bu. Son test aşaması kalmıştı. Bade, bu gece deneyecekti onu. O çok istediği gelecekte kendisini nelerin beklediğini görmeye hazırdı.

Gün boyu taslakları gözden geçirdi. Küçük bir aletti. Birçok yerinden kablolar çıkıyor ve lup gücüne bağlanıyordu. Avucun içerisine yerleştirildikten sonra sıkıca tutulan alet vücut ısısıyla kabloları aktif hale getiriyor ve onlar da lupun elektronlarını kişinin zihnine gönderiyordu. Zihinden alınan veriler başka kablolarla lupa ulaşıyor; orada alternatif bir gelecek oluşturuluyor ve tekrar zihne aktarılıyordu. Kişi, bu döngüyle geleceğe ait sahneler veya imgeler görebiliyordu. Hatta orada var olabiliyordu.

Saat 22.21. Bade sandalyesini çalışma odasının ortasına çekti. Lupu aktif hâle getirdi. Işıkları söndürdü. Ortalık lupun mavi ışığıyla aydınlanıyordu. Aleti avcunun içine nazikçe yerleştirdi. Parmaklarını sımsıkı kapadı. Gözlerini yumdu. Birkaç saniye sonra sağ kolundan beynine doğru akan elektronları hissetti. Esen bir yaz akşamı serinliği gibi hem ürpertici hem de tuhaf biçimde huzur vericiydi. Zihni uçuşan görüntülerle doldu. Merak göğsünü kavuruyordu.

Gözlerini açtığında kuşkuyla etrafına bakındı. Hayal ettiği bir yere benzemiyordu. Hatta çok korkunçtu. Burası bir ormandı. Hayal ettiği bu değildi. Bu yer... tanıdık ama yanlış bir şeyler vardı. Ağaçlar devasa, birbirine neredeyse yapışıktı. Kurumuş yapraklar, yerlerde dağcıklar oluşturmuştu. Korkuyla yürümeye başladı. Ama orman bir anda gümbürdedi.

Tak. Tak. Tak.

Bir ses yankılandı:

“Adımlarına dikkat et! Korkarak attığın her adım seni belirsizliğe, felakete götürür. Şahkara’nın laneti budur!”

Şahkara mı? Bu onun yazdığı hikâyedeki ruhtu. Burası... Karaoluk Ormanı'ydı! Bade, kendi hikâyesinin içine sıkışmıştı.

Korkusu arttı. Ama hatırladı: Şahkara, korkuyu sevmezdi. Yavaşladı. Dikkatli adımlarla ilerlemeye başladı. Korkuya değil adımlarına odaklanmıştı. Her şey, yazdıklarından çok daha karanlık ve tehditkârdı.

Elindeki zamanlayıcıya daha sıkı sarıldı. Karaoluk Nehri’ne vardı. Şaşkındı. Kafasını kaldırdığında, nehrin üzerinde bir siluet yaklaşıyordu. Adım adım...

"Bade..." dedi ses. Su yüzeyinden gelen bu ses sakindi ama sarsıcıydı. "Zamanı aşabildin mi?"

Bade'nin sesi titredi. Kekeleyerek: "Na...nasıl!?"

Bu sahne onun zihninde bile imkânsızdı.

“Zamanı aşmaya çalışan sen değil misin?” dedi Kayrahan.

“Başaramadım. Buraya nasıl geldiğimi bile bilmiyorum...” dedi Bade, başını öne eğerek. Tanımıştı karşısındakini.

Kayrahan’ın sesi ürperticiydi artık. Ormandaki ağaçlar titredi:
“Gelecekte ne bilmek istersin? Bugün neyine yetmiyor?  Zaman, insanoğlunun emrinde değildir. O durdurulamaz, aşılamaz, yakalanamaz.”

Güm. Güm. Güm. Bütün orman sarsıldı.

“Onu çalmaya çalışmak kibirdir. Ben kibiri sevmem. Zaman bendedir. Onu insanlardan sakladım. Geleceği bilmeye çalışmak, insanın kalbine korku eker. Sen... sen Bade, zamanı çalmaya kalktın.”

Bade’nin dizleri yere çöktü. Bildiği son gözlerinin önüne geldi: Erlik’in yanına, yer altına hapsedilmek.

İçten ve çocukça bir çaresizlikle:

"Sadece korktum... Onun benden uzaklaşmasından, bir daha hayatıma girmemesinden korktum. Başka niyetim yoktu. Sevmiştim, çok…” Zorla yutkundu, sanki boğazında takılı kalmış bir şeyi içine gömmeye çalışıyordu. “Onu görecektim… Kendimle. Sonra işim için kullanacaktım sadece."

"Senden alınanın bir sebebi vardır," dedi Kayrahan. "Başına gelenlerin de bir sebebi var elbette. Senin görevin bunları anlamak değil, bana güvenmek. Bu dünya size verilmiş bir yaşam alanıdır. Gelecek sizin değildir. Geçmiş de artık alınmıştır. Zaman yaşamanız gereken bir şeydir yalnızca. Onun üzerinde etkiniz olamaz! Sadece şimdiye sahipsiniz. Diğerlerinin hepsi benimdir."

Rüzgârın gücüyle nehir suyu çırpınmaya başladı. Kayrahan’ın sesi rüzgârla birlikte daha da gürleşti.

“Aleti toprağa göm!”

Bade korkudan hareket edemedi. Ama görünmeyen bir güç elini zorladı. Aleti toprağa gömdü. Ardından bedenini suya doğru iten bir güç hissetti. Bedeni artık Karaoluk Nehri’nin serin sularının içinde gömülüyordu…

Bade yerinden fırladı. Kalbi çılgınca atıyor, ciğerleri hayata tutunmanın telaşıyla hava arıyordu. Terli yüzünü avuçlarının arasına aldı. Etrafına bakındı gerçekti. Evindeydi. Duvarlar, kitaplar, masa, pencere... Her şey tanıdıktı.

Gözleri hemen elini yokladı. Zamanlayıcı yoktu. Kırmızı defter yere düşmüş, yaprakları açık kalmıştı. Titreyerek ayağa kalktı. Lup’un yanına yürüdü. Ellerini kararlılıkla kabloların üzerine koydu. Tüm bağlantıları teker teker söktü.

Masadaki taslaklara baktı. O sayfalarda umut, korku ve kibir vardı. Kayrahan’ın söyledikleri zihninde yankılanıyordu:

"Gelecek sizin değildir. Geçmiş de artık alınmıştır… Sadece şimdiye sahipsiniz."

Derin bir nefes aldı. Sayfaları tek tek yırttı, bir daha geleceği çalmaya çalışmamak üzere. Masasına oturdu. Oda sessizdi. Dışarıda yapraklar kıpırdamıyordu bile. Saat 22.22’ydi.

Yankılar da yoktu artık kafasının içinde. Yalnızca Bade... ve şimdiki zaman. Ona ait olan tek gerçeklik.

10-06-2025
Konuk Düşünce Yazarları

Konuk Düşünce Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir