Luna'nın Terzisi - Ebru Şireci (Edebiyat)

Luna'nın Terzisi - Ebru Şireci (Edebiyat)

A+ A-

İnsanlardan uzak bir dağın tepesinde,

Ay’a en yakın yerde,

Elbereth adında bir yaşlı terzi yaşardı.

Ama o, sıradan kumaşlar dikmezdi,

Her dikişi; yıldız tozuyla, göz alıcı kumaşlarla,

Ve gümüş iğnelerle beraberdi.

Çünkü Elbereth’in görevi kutsaldı:

Ay Tanrıçası Luna için elbise dikmek.

 

Çünkü Luna çıplak çıkarsa gökyüzüne,

Işığı dünyayı yakar, kaosa sürüklerdi.

Elbereth’in diktiği elbiseyle ise,

Ayın ışığı yumuşar,

İnsanlara huzur verir,

Denizleri dengede tutar,

İnsanların rüyalarını korurdu.

 

Luna, her gece Elbereth’in elbisesini giyer,

Sabah olmadan da çıkarıp bırakırdı.

Öyle ya, bu kumaşlar,

Sadece bir gece dayanırdı.

Işıktan örülen hiçbir şey sonsuz olmaz diye.

 

Ama Elbereth artık yaşlandı,

Parmakları titremeye başladı,

Gözleri görmez oldu.

Bir gece Luna indi atölyesine,

Gözlerinde gölgeler vardı Elbereth’in.

“Zaman senin kumaşına da dokundu,

Işığım artık seni yakıyor” dedi Luna.

Elbereth başını eğdi:

“Biliyorum, yeni bir terzi bulmalıyım”.

 

Ama bu iş her terzinin harcı değildi,

Gönül safiyeti gerekirdi,

Sessizliğe kulak verebilmek,

Işık ne kadar kamaştırsa da gözünü,

Ona rağmen dikiş atabilmek.

Luna’nın terzisi olmak bir meslek değildi,

Uzun ve fedakarlık isteyen bir yolculuktu.

 

Elbereth, görevini devretmek için,

Lusmir Loncası’ na bir mektup gönderdi:

“Ay’ın iğnesi yeni sahibini arıyor,

Gelen herkes denenecek.”

 

Yedi farklı bölgeden yedi genç geldi.

Her biri işinde usta,

Hızlı, yetenekli ve istekli.

Elbereth onlara yıldız tozundan kumaş vermedi,

Sadece bir kutu açtı,

İçinde bir gümüş iğne.

Ama soğuk değil, sıcak hissedilen,

Sanki içinde canlı bir şey vardı, yaşayan bir şey.

“Bu iğneyle bir şey dikin,

Ne olduğu önemli değil,

Ama kumaş kendisi şekillenmek isteyecek,

Anlamazsanız, iğne size boyun eğmez.”

 

Gençler sırayla denedi,

Kimi iğneyi kumaşa geçiremedi,

Kimi ipliği yönlendiremedi.

Nael aldı iğneyi eline,

İlk dikişten itibaren duramadı,

Sanki kumaş bir ırmak gibi akıyordu,

Gümüş iğneyle kumaş aynı ritmi bulmuştu,

Onun ellerinde zorlanmıyorlardı.

Nael, Luna’nın terzisi oldu.

 

Yıllar geçti, Nael ustalaştı.

Ama bir gece kumaşla öyle kalakaldı,

Luna çıkamadı gökyüzüne,

Karanlık içinde kaldı dünya, rüyalarda huzur da yoktu.

Luna indi atölyeye, sordu:

“Benim elbisemi dikemeyecek misin?

Bir daha çıkamayacak mıyım gökyüzüne?”

Nael, Luna’nın çıplak ışığından gözlerini açamadan:

“Ellerim hazır, iğne de öyle.

Ama kumaş suskun, sanki olmak istediği bir elbise yok.

Sanki benim özlediğim şeyi bekliyor,

Şimdiye kadar Elbereth’in öğrettiği gibi yaptım,

Dinledim onu, ama şimdi o beni bekliyor.”

Luna razı oldu, “Ne bekliyorsun, sen şekillendir öyleyse.”

 

Nael, elbiseyi şekillendirmeye başladı,

Kumaş ve iğne eğdi boynunu,

Nael’in aşkı karşısında zayıf düştüler.

Ama Nael elbiseyi şekillendirmeye çalıştıkça,

Sanki yetersiz kalıyordu,

Kendi içindeki hep daha büyüktü.

Luna elbiseyi giymek istedi:

“Bu elbise bana biraz küçük, değil mi?”,

Nael mahçuptu ama anlatmak istiyordu,

“Evet… seni sevdiğim kadar büyük yapamadım onu.”

 

Nael, ne kadar özlem duysa da,

Ulaşamazdı ona, elbise dikerek yakın olabiliyordu,

Her gece yeni bir elbise dikmeye devam etti,

Ama her seferinde elbise küçük kaldı,

Luna’nın ışığını yumuşatmaya gücü yetmedi.

Ama yine de şikayet etmedi Luna,

Çünkü Nael’e muhtaçtı, hem biliyordu,

Onun sevgisi elbiseden büyüktü ve hiçbir kumaş,

O sevgiyi tam taşıyamazdı.

Luna her gece bekledi,

Nael’in dikeceği elbiseyi giymek için.

20-09-2025
Konuk Düşünce Yazarları

Konuk Düşünce Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir