Delilikle Başlar Yıkım - Fatma Nur Topel (Edebiyat)

Delilikle Başlar Yıkım - Fatma Nur Topel (Edebiyat)

A+ A-

“Şimdi benden bir şey yapmamı beklerler. Hayır yapmayacağım. Burada, tam da bu koltuğun üzerinde oturup kendilerinin halletmesini bekleyeceğim. Niye sürekli bir şeyleri düzeltmek zorunda olan ben olayım ki. Biraz da kıymetli yerlerini kaldırıp onlar bir şey yapsın.”

Sigarasından derin bir nefes aldı. Dumanı hızlıca odanın içine boşalttı.

“Bakalım,” dedi “bu kez onlar kendi yaptıklarının üstesinden gelebilecek mi?”

Gözleri uzaklara dalmıştı. Öfkesinin ardını göremiyordum.

“Anlamıyorum gerçekten. Nasıl, bir insanın her şeyi tek başına üstlenmesini bekleyebilirler ki? Bu düpedüz insafsızlık, bencillik…”

Söyleyeceği küfür dilinin ucuna kadar geldi ama yuttu. Sigarasını tuttuğu parmaklarını havada salladı, sanki boşluğa bir şey anlatıyordu.

Ben ise yalnızca izliyordum onu. Anlamaya çalışmak gibi çabam yoktu. Gözlerimle seyrediyordum sadece.

Yavaşça eğildim ona doğru. Sakin ve yumuşak bir sesle:

“Bu kadar büyütmesen mi? Sadece biraz pirinç dökülmüş yere. Süpürgeyle temizlenir, mesele kapanır."

Ellerini koltuğun kenarına bastırdı. Gözlerini gözlerime sapladı, keskin ve yakıcıydı bakışı.

"Hiçbir şey yapmayacağım, anladın mı? O pirinçler yerde kalacak. Ne süpürgeyi alacağım ne de tek bir tanesini yerden toplayacağım. O pirincin yerde kalmasını kabul edeceğim. Yapan kişi gelip de temizleyene kadar onu yok sayacağım.”

Neydi yere dökülen birkaç pirinç tanesini bu kadar büyüten? Daha beter anların içinden dimdik çıkmış bir kadındı o. Ama bugün... bugün başkaydı. Acaba buraya gelmekle hata mı ettim?

Onu izlemeye devam ettim. Koltuğa yaslanmıştı, ama vücudu hâlâ diken üstündeydi. Ne bacakları duruyordu yerinde ne de gözleri. Tanırdım onu; son iki aydır ya öfkeden yanıyordu ya da içi geçmiş bir umursamazlıkla gülüyordu. Delirmiş gibi geliyordu bana. Çünkü bu o değildi.

Sigarasından çıkan duman gibi, içindeki karanlık da yavaş yavaş yükseliyordu. Sırtında, sessizce taşımaya zorlandığı o ağır yük bir maske gibi yapışmıştı yüzüne. Delilik, onun için bir kaçış değildi; aksine, taşıyamadığı duyguların ağırlığını gizleyen ince, saydam bir perdeydi. Gerçekle yüzleşmekten korkan bir varlığın son umudu, duyulmayan çığlıkların saklandığı o maskeydi...

Bir çocuğa sorar gibi sordum:

"Afife, sen başka bir şeye mi üzülüyorsun? Çünkü bu, sadece pirinç meselesi değil."

Yüzüme baktı. Daha doğrusu bakmadı, gözleriyle içimi oymaya başladı. Ayakları artık kıpırdamıyordu. Dudaklarının arasında bir kelime dönüp duruyordu. Bir türlü çıkaramıyordu ağzından. Nihayet serbest kaldı:

“Aldatılmışım Feride.” Sadece iki kelime. Vurgusuz. Ne öfke vardı içinde ne de bir sitem. Soğuk bir mermer parçası gibi döküldü dudağından. Yorgundu.

Yerdeki pirinç tanelerine baktım; her biri Afife’nin içinde taşımaya çalıştığı ağırlığın parçasıydı sanki, dökülen yalnızca pirinç değil, yılların emeği, sabrı, güveni ve sessizce beslenen umutlardı. O kırık kavanoz, Afife'nin kalbinin camdan bir sureti gibiydi; parçalanmış, dağılmış, telafisi imkânsız. Eğildim bir pirinç tanesi aldım yerden. Bir pirinç tanesinin bu kadar ağır olacağı aklıma gelmezdi.

Afife'nin bakışları yumuşamış, koltuğa iyice gömülmüştü. Sanki sırtındaki ağırlığı az da olsa bırakmıştı. Belki de delirmek gerekiyordu bazen, bazı şeyleri yıkabilmek için. Küçücük bir şeye, bir pirinç tanesine öfkelenmek gerekiyordu. Çünkü bazı acılar, ancak böyle sığabiliyordu hayatın içine.

31-05-2025
Konuk Düşünce Yazarları

Konuk Düşünce Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir