Bugün Benim Doğum Günüm  - Rümeysa Kaya (Sosyolog)

Bugün Benim Doğum Günüm - Rümeysa Kaya (Sosyolog)

A+ A-

Bugün benim doğum günüm. Dün doğum günüm şerefine eski kutuları karıştırırken bir mektup buldum ve mektuba bir aynaya bakar gibi baktım. Ardına bakmadan geçip giden zamanda kendimi aradım. Aslında buna tam olarak bir mektup denilemez, çünkü hiçbir zaman sahibine postalanmamıştı. İçimizden geçen ama bir türlü dile gelmeyen pek çok şey gibi yalnızca yazılmış ve evdeki kutulardan birine emanet edilmişti. Şöyle yazmışım mektupta:

Merhaba, ben geldim. Ne zaman özlesem geleceğim. Sen bilmeyeceksin ama senin sözünü dinleyeceğim. Son konuşmamızda olur da yazmak istersen tutma kendini demiştin. İşte buradayım ben, peki sen neredesin? Seni çok özledim. Sana bir şeyler anlatmayı da özledim, senden bir şeyler öğrenmeyi de özledim, sadece kelimelerle olsa bile elimi tutan ellerini de çok özledim. Aslında sen varken de durum bundan pek farklı değildi. Şimdi hiç değilse bir şeyler beklemiyorum senden. Kendi kendine bir özlem bu ve hiçbir zaman sahibini bulmayacak mektuplar bunlar… Aman, bu kadar sızlanmak yeter. İşe girdiğimi söyleyecektim sana. -bu arada arkada Valse çalıyor, klibindeki o umursamazlığı senin de çok sevdiğini hatırladım.- Ne diyordum? İşe girdim. Bu yılki okul taksitimin yarısını kendim ödeyebileceğim kadar para kazandım. Çok zorlandım ama kendimle gurur duyuyorum. Sen de gurur duyardın benimle, söyleyebilmiş olsaydım. Sahiden daha çok çocukmuşum ben. Çok az biliyormuşum hayatı. Çok okuyunca çok şey öğrenilirmiş evet, ama kötü de olsa insana deneyim gerekmiş. Farkında olmadan karşısında durmaya çalıştığım bir şey yapmışım yine; kendimi fildişi bir kuleye kapatmışım da sanki, oradan bakmışım hayata, insanlara. İnsanlar, yakından bakıldığında daha kötüymüş meğer, ben görmemişim.

Ama şunu tüm netliği ile gördüm; bir şeylerin neden olmadığını bir kez daha iyice anladım. İşe girdiğim ilk günler yeni olmanın heyecanı ve kendini gösterme isteği ile çok daha fazla çalışıyordum. Sonra bir gün bir abi, niye bu kadar zorluyorsun kendini dedi ve sanki bir şekilde bu ülkede herkese verilmiş bir öğüt verdi bana: "Çalışmayacaksın ama boş da durmayacaksın!" Bir başka deyişle dostlar alışverişte görsün yani. İnanabiliyor musun? Ne garip. Küçük bir tekstil atölyesinde de büyük devlet kurumlarında da aynı düstur ile hareket ediliyor sanki. Kimse çalışmıyor ama boş da durmuyor. Ne üzücü. Çalışan da ciddiye alınmıyor, daha fenası saf yerine konuyor. Ama ben öyle yapmadım. Saf yerine konsam bile aldığım paranın hakkını vermeye uğraştım. Çünkü hırsızlık, yalnızca birinin cebinden para çalmak değildir. Bunun bilincinde olmaya çalıştım, her zaman da öyle olmaya çalışacağım. Öyle böyle geçti zaman, şimdi çalışmıyorum. Sezon bittiği için işten çıkarıldık. Çok faydası oldu bana. Hem para kazandım hem de tecrübe. Ama en iyi tarafı bizimkilerin artık beni ciddiye almaları oldu. Biliyorsun, çalışmamı istemezler, ama direttim. Macera aradığımdan tekstile gidecek değilim ya, size yardımcı olmak istiyorum dedim. Bir de narin görünüyorum ya ben, pek de ihtimal vermediler açıkçası çalışabileceğime. Bir iki gün gider, sonra dayanamaz gelir diye düşündüler. İtiraf edeyim, ben de düşünmedim değil. İlk bir iki hafta kaçıp gitmemek için çok mücadele ettim kendimle. Bir laf ettim, arkasında durayım diye sabrettim sırf. Sonra az buçuk bir şeyler geçince elime bizimkilerin bana, benim kendime bakışım değişti…

İşten çıkmış olmanın tek bir kötü yanı var. Daha sık aklıma geliyorsun. Yorgunluktan uyuyup kalıyordum bir köşede, düşünmeye, hissetmeye vakit kalmıyordu hiçbir şeyi. Ne kadar birikmiş aslında. Sen de beni özledin mi? Özlemesen de mühim değil aslında ama sen de özlüyorsun, hissediyorum. Aramızdaki pek çok şey gibi bu da bir yansıma, en azından şimdilik öyle bu. Uzun zaman konuşamadığımız başka bir zaman daha olmuştu ya hani, o zaman da ben bir süre hiçbir şey yazamamıştım sana. Sessizce özlemiştim seni. Sonra bir gün; biliyorum yazmıştım, birkaç kelimenin, birkaç cümlenin elinden tutsam, tutabilsem, alıp beni sana götürecek yeniden yazmıştım ve sahiden ertesi gün senden bir mektup daha almıştım. Bak, bir sürü cümle oldu, simdi de yeniden yanıma gelecek misin? Hep böyle özlerim seni diye öyle korkuyorum ki aslında. Ama bir yanım da biliyor, bir gün bunları okuyup güleceğim. Ben hala küçük bir kızım, en sonunda büyüyeceğim…  Şimdilik gidiyorum, yine geleceğim, hoşça kal…

Böylece bitirmişim mektubumu. Elbette bu mektubu yazdığım günden bu yana çok yol katettim. Korkum yersizmiş, artık böyle bir özlem duymuyorum. Çok şey değişti. En önemlisi uğruna mücadele ettiğim o özgürlüğü elde ettim. Ama değişmeyen şeyler de var elbette. Memleket için dertlenmekten hiç vazgeçmedim mesela. Hiçbir sorunun karşısında sadece şikayet eden değil, aynı zamanda değiştirmek için elini taşın altına koyan olmak için uğraştım hep. Dedim ya, bugün benim doğum günüm. Artık tam elli yaşında bir kadınım. Genç değilim belki artık ama hala ışıl ışıl bakıyor gözlerim ve hala küçük bir kız çocuğu büyütüyorum içimde.

 

 

31-03-2025
Konuk Düşünce Yazarları

Konuk Düşünce Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir