Zaman Makinemi Kendim Yapacağım - Ebru Şireci (Edebiyat)

Zaman Makinemi Kendim Yapacağım - Ebru Şireci (Edebiyat)

A+ A-

Gece, camdan içeri sızan sokak lambasının buğulu ışığında odası yavaş yavaş hayal ile gerçeğin arasındaki çizgiyi silmeye başlamıştı. Duvarlarını birer yıldız haritası gibi kaplayan resimler, defter kenarlarına çizilmiş uçan makineler ve elektrikli devreler, onu başka bir zamana çağırıyor gibiydi. Yağmur, çatının kiremitlerinde uykusuz bir tempo tutuyor, rüzgâr bazen pencerede bir çocuğun sorusu gibi çarpıp geçiyordu.

Henüz on yaşındaydı. Ve o gece, başucundaki kitapları üst üste dizip üzerine bir el feneriyle gölgeler oynamaya çalışırken gözleri kendiliğinden kapanmıştı. Elindeki defter yavaşça yere kaydı. Defterin kapağında kendisinin yazdığı bir yazı vardı: "Zaman Makinemi Kendim Yapacağım."

Uykuya geçişi öyle ani oldu ki, bedeninin ağırlığı hâlâ yastıktayken zihni çoktan başka bir evrenin içine düşmüştü.

...

Rüya, sonsuz bir galeride başladı. Tavansız, duvarsız ama bir şekilde içeride hissedilen bir mekân. Yerde zamanın parçaları vardı – eski pusulalar, yarım kalmış eskizler, dönmeyen çarklar. Galerinin ortasında bir masa; etrafında iki adam. Biri, karanlıkla akraba gibiydi. Uzun, gölgeli siluetiyle odaklandığında titreyen ışıklar gibi parlıyordu. Gözleri, yıldırımların kıyısında bekleyen bir fikri taşıyordu. Diğeri, zamanın dışına taşan bir ustaydı. Elinde fırçalar, gözlerinde bir çağın ötesine sarkan planlar… Yüzü tanıdık geliyordu ama hiçbir kitapta tam olarak çizilememişti.

Gözlerini ovuşturdu. Rüyada olduğunu hissetmiyordu. Her şey fazla net, fazla gerçekti. Usta eğildi, göz hizasına geldi: "Sen misin çağıran?"

Şaşkınlıktan ağzı açık kaldı: "Ben… sadece düşünmüştüm. Siz… ikiniz…"

Diğeri konuştu. Sesi ince bir akım gibi titreşiyordu: "Düşünceler çağrıdır. Evren her çağrıyı duyar. Ama herkes cevap alamaz."

Usta, masadaki küçük bir modele işaret etti – kanatları titreyen bir cihazdı. "Senin çizdiğin gibi... ama hâlâ uçamıyor. Neden, biliyor musun?"

Yutkundu: "Belki… denklemi eksik?"

Karanlığın içindeki adam güldü: "Hayır. Denge eksik. Bilgi çok ama denge yok. Elektriği bulduk ama kalpleri aydınlatamıyoruz."

"Ben de onu yapmak istiyorum!" dedi büyük bir heyecanla. "Hem uçan şeyler, hem ışık veren… ama kimseye zarar vermeyen!"

Usta kaşlarını çattı: "Peki ya seni durdurmak isterlerse?"

"Ben kimseye zarar vermek istemiyorum."

Gölgeli olan, elini onun omzuna koydu: "O yüzden buradasın. Rüyalar sadece göstermek için değil, aktarmak içindir."

Usta, cebinden küçük bir ayna çıkardı: "Bak."

İçine mucizeler gerçekleşecekmişçesine baktı. Yansımasında ne rüya ne rüyadakiler vardı. Bir masa… kitaplar… ve baygın düşmüş bir adam.

Aynadaki, yıllar sonraki kendisiydi. Gözleri uykusuz ama kararlı. Bir laboratuvarda yalnız. Bir elinde çocukken çizdiği defterin aynısı. Diğer elinde bir mektup: “Geliştirilemeyen icatlar değil, anlaşılmayan hayaller kaybolur.”

Uyandığında, odasında bir şey farklıydı. Her şey yerli yerindeydi ama başucundaki defterin arasına sıkışmış eski bir sayfa vardı. Kahverengiye dönmüş kâğıttan bir eskiz, kanatları olan bir cihaz, ucunda parlayan bir yıldırım işareti. Altında el yazısı ile birkaç cümle ve imza:

"İcat etmek cesaret ister. Ama rüyayı korumak daha da fazlasını."

                                                                                                  'L.da Vinci' ve 'Nikola Tesla'.

 

 

21-05-2025
Konuk Düşünce Yazarları

Konuk Düşünce Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir