Hu Öyküsü 3 - Defne Rabia Yılmaz  (Türkçe Öğretmeni)

Hu Öyküsü 3 - Defne Rabia Yılmaz (Türkçe Öğretmeni)

A+ A-

Telefonunun alarmı çalmaya başladı. Ağır adımlarla yatağından kalkıp, ayaklarını sürüye sürüye mutfağa gitti. Kahvaltı sofrasını hazırlayıp, karısını uyandırdı. Sessizce kahvaltılarını yaptılar. Yüzü asık, kaşları düşük ve gergin bir yüz ifadesiyle bahçeye çıkıp bir sigara yaktı. Son birkaç yılda günde iki paket sigara içer olmuştu. Saçları eskisinden daha beyazdı. Birazdan evden çıkacak ve ağabeyini, yengesini, ana-babasını havaalanından alacaktı.

Ailenin en küçüğü olan O. ailesinin diğer üyelerinden farklıydı. Liseye kadar şehirde okumuş ve okuduğu süre boyunca yurtta kalmıştı. Daha sonra da liseyi yarıda bırakarak, ağabeyinin yanına İ’ye gelmişti. On beş yaşındayken ailesi önce amcasının kızı sonra da dayısının kızlarından biriyle evlendirmeye çalıştığında hepsine karşı çıkıp “Onlar benim kardeşim”, diyerek reddetti.   Ailesinin yanında yaşamadığından mı yoksa liseye kadar okuduğundan mıdır bilinmez kendi şehrinin geleneklerine karşı, akıllı, merhametli, çalışkan ve lafını kimseden esirgemeyen biriydi. Bu nedenle ana ve babası ondan her zaman çekinir ne yapacaklarsa büyük oğullarına yaparlardı.

Yola çıktığında bütün şehir derin bir uykudaydı. Etraf o kadar sessizdi ki kalp atışlarını duyabiliyordu. Düşüncelerin sesi olur mu bilmiyordu ama düşüncelerini de duyabiliyordu. Aklı ilk evlendiği yıllara gitti. Karısı ilk çocuklarına hamile kaldığında otuz sekiz kiloydu. Karnı o kadar büyümüştü ki sadece sırtüstü yatabiliyor ve kendisi olmadan yataktan kalkamıyordu. Bir keresinde karnı burnundayken sobanın kovasını tek başına kaldırıp, ateşi yakmıştı da kimse yardım etmemişti. Buna kendisi de dâhil! Şimdiki aklı olsa yapar mıydı? Elbette ki yapmazdı. Ama kendi kültürlerinde kadının her işi yapmasına o kadar alışmıştı ki bu ona o zamanlar normal geliyordu. Bir kere onlar erkek çocuklarına daha çok değer verirdi. Kız çocuklarını erkenden evlendirirler, on sekiz yaşını geçen kızların evde kaldıklarını söylerlerdi. Kadın tarlaya gider, yemek yapar, çocuk bakar, odun taşırdı. Şimdi düşünüyordu da kadın onca işin altına ezilirken, erkekler ne yapıyordu?

Anıların kasvetinde boğulurken havaalanı yoluna girdiğini fark etti. Birazdan evlere sığdıramadıkları annesi ve babasını görecekti. Ne kendi ne de ağabeyinin evi onlar geldiğinde huzurluydu. Böyle düşündüğü için kendini suçlu hissediyordu. Her ne kadar onlara kızsa da bir gün onların bu dünyadan gitmesinden korkuyordu.

Arabasını havaalanın girişine park edip, ailesini beklemeye koyuldu. On dakika sonra kapıdan gözüktüklerinde koşarak onların yanına gitti. Tekerlekli sandalyede olan anası o kadar ağırdı ki üç kişi arabaya zor bindirdiler. Onu bu halde görmek iki kardeşin de zoruna gidiyordu. Eve giderken kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Yaşlı kadın hariç! Kocası arabanın içinde olmasına rağmen bağırıyordu:

-Huuu! Hacııı! Beni bırakma!

Arabadakiler ses çıkarmıyor ve düşüncelere dalmış şekilde boşluğa bakıyorlardı.

 

 

-

Eve geldikten bir hafta sonra yaşlı kadın daha da fenalaştı ve hastaneye kaldırıldı. Doktor birçok tetkikten sonra alzheimer teşhisi koydu.

O’nun iki katlı evi vardı ve bir ay önce üst kata taşınmışlardı. Bundan böyle yaşlı kadın ve adam alt katta kalacaktı. İlk gece oldukça korkunç geçti. Çünkü kadın hala bağırmaya devam ediyordu.

-Haacııı.. Huuu!

O ve karısı yatağın içinde uzaktan gelen sese odaklandılar. Sesin nereden geldiğini anlayamadılar. Rüzgâr sesi yahut hayaletli filmlerin arka planında -birazdan hayalet belirecek- çalan gerilim müziği gibiydi. İkisinin de içini ürperti kapladı. Bir süre sonra bunun yaşlı kadın olduğunu anladıklarında bu sesin ne zaman duracağını kestirmeye çalıştılar. Birkaç dakika sonra kadının sesi duyulmadığında O’nun telefonu çaldı. Arayan babasıydı. Soğuk, rahatlamış, rahatladığı için suçluluk duygusu hisseden ses tonuyla:

-Anan öldü, dedi.

Ertesi gün cenaze namazı kılınırken hocanın, ‘merhumu nasıl bilirdiniz’ diye sorusuna karşılık, ‘iyi bilirdik’ diye cevap verdiklerinde aralarından bazıları yalan söylemişti. Cemaat hakkını helal ederken, bazıları başını öne eğip susmuştu. Yaşlı adam ve oğulları mezarlıktan çıkarken bir rüzgâr esmeye başladı. Sonbaharın gelmesiyle sararan yapraklar ölülerin üzerinde girdap oluşturup uçuşurken uzaktan bir ses duydular:

-Huuuu!

03-01-2025
Konuk Düşünce Yazarları

Konuk Düşünce Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir