Henrietta Lacks'in Ölümsüz Hayatı: Eksik Bir Teselli Mi? - Şebnem Düzenci (Sinema)

Henrietta Lacks'in Ölümsüz Hayatı: Eksik Bir Teselli Mi? - Şebnem Düzenci (Sinema)

A+ A-

Henrietta Lacks ölümlüydü. Çok erken, 31 yaşında beş çocuk annesi olarak dünyayı terk etti. Çocuklarına, siyahilerin 1950’ler Amerika’sında elverişsiz yaşam koşullarında veda etmek ile kalmadı; ölümsüz hücreleri ile hepimizin sağlığını, hayatını etkileyerek çocuklarını, insanlığa mirası konusunda merak ve bilinmezlikle dolu bir karmaşa ile bıraktı. Bu paranoyaya varan merakın, tıp tarihinde şaşırtıcı profesyonellik açığı örnekleri ile birlikte, yazar Rebecca Skloot yardımı ile tatmin edilişi, Oprah Winfrey’in başrolünü oynadığı Henrietta Lacks’in Ölümsüz Hayatı (2017) filminde konu ediliyor.

10 yıla varan yazım süreci sonunda New York Times en çok satanlar listesinde 75 hafta kalan Henrietta Lacks’in Ölümsüz Yaşamı kitabını çoğumuz biliriz. Bu kitabı lisede EducationUSA tarafından yönetilen kitap kulübünde arkadaşlarım ile okumuştum. Şimdi öğretim gördüğüm Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde aldığım derste ise filme uyarlanışını değerlendirme fırsatı yakaladım.

Anlatılmak istenen temel noktalara değinir isek, film özellikle Lacks ailesinin yaşadığı duygusal karmaşa ve bunun yarattığı yaralara odaklanmış. Henrietta'nın rahim ağzı kanseri ile oluşan ölümsüz hücreleri, bilim dünyasına çocuk felci, Parkinson, lösemi ve daha birçok hastalığın tedavisindeki gelişmeler ile katkı sağlamasına rağmen, ailesi hiçbir zaman bu başarıdan maddi ya da manevi anlamda bir pay almıyor; uzun süre bilgisiz bırakılıyor. Örneğin, Henrietta'nın tıbbi kayıtları ailenin izni olmadan yayımlanıyor. Sonuç olarak, Henrietta'nın tıbbi geçmişi, ailesine iletilmeden önce yabancı kişilere iletiliyor. Aile ile çalışan gazeteciler bile, ailenin hislerini dikkate almıyor. BBC belgeseli, Deborah’ın annesini özlediği hakkında konuştuğu röportajdan görüntüleri reddediyor. Empati dolu bir ortam yaratmak yerine, BBC muhabiri, ailenin eğitimsizliğine dikkat çekmek için “Kanser nedir?” gibi sorular sorarak gösteri yapmayı ön plana çıkarıyor. Buna karşın, Skloot’un Deborah ile bir arkadaşlık kurduğunu görüyoruz. Filmde Deborah ve diğer aile üyelerinin bu kayıp ve belirsizlikle nasıl başa çıktıkları, annelerinin mirasını anlamaya ve sahiplenmeye çalışmaları ön plana çıkıyor. Henrietta'nın hücreleri dünya çapında milyonlarca insanın tedavi edilmesine katkı sağlarken, kendi ailesinin sağlık hizmetlerine bile erişemediği görülüyor.

Kitap ve filmde vurgulanan noktalardan biri, tıbbın insanlıkla olan ilişkisini yitirmesi ve hastaların kimliklerinden soyutlanmış birer deney objesine dönüşmesidir. Dünyanın en prestijli tıp kurumlarından olan Johns Hopkins’de uzmanların, Henrietta’nın hücrelerini alırken Henrietta’nın onayını almaması, ailesine hiçbir bilgi vermemesi ve yıllarca süren bu sessizlik, bilim dünyasında insan hakları üzerine önemli sorular doğuruyor. Bu bağlamda, hem filmde hem kitapta gördüğümüz üzere yazar Skloot'un amacı, bilimin ilerlemesiyle ilgili bir hikaye anlatmaktan daha önemlisi, bilimin etik sorumluluğunu vurgulamaktır. Skloot'un Lacks ailesinin sesini duyurması yoluyla etik hakları vurgulaması aile için teselli kaynağı niteliğinde.

Filmin sonuna yaklaştıkça, Deborah'ın annesinin mirasıyla yüzleşmesi ve Christoph Lengauer gibi araştırmacıların aileye gösterdiği cana yakın yaklaşımlar bize bir umut ışığı sunuyor.

Bugün, biz Henrietta’nın ölüm yıldönümüne yaklaşır ve çeşitli medya platformlarında onun hikayesini anar iken, Henrietta Lacks'in Ölümsüz Hayatı, bizi bilimin insan üzerindeki etkileri, insan hikayelerinin gerçekliği ve değeri düşünceleri ve insanlığın tarihten ders aldığı umudu ile baş başa bırakıyor.

02-10-2024
Konuk Düşünce Yazarları

Konuk Düşünce Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir