SEVGİSİZLEŞTİRİCİLEŞTİRİVEREMEYEBİLECEKLERİMİZ  DENMİŞSİNİZCESİNE - Sümeyye Aksoy (İletişim Uzmanı)

SEVGİSİZLEŞTİRİCİLEŞTİRİVEREMEYEBİLECEKLERİMİZ DENMİŞSİNİZCESİNE - Sümeyye Aksoy (İletişim Uzmanı)

A+ A-

Türkçe, yapı bakımından sondan eklemeli bir dil olduğunu hepimiz biliyoruz. Bir döneme damga vuran “muvaffakiyetsizleştiricileştiriveremeyebileceklerimizdenmişsinizcesine”  kelimesi Türkçenin en uzun kelimesi seçildi. Aslında baktığımızda hangi sözcüğe bu ekleri getirsek uzun bir kelime oluşturabiliriz.

Bugün biraz sevgiden bahsedeceğiz. Sevginin eklerle kazandığı anlama değineceğiz. Başlığımızın anlamına bakacak olursak hemencecik sevgisizleştirici hâline getiremeyebileceğimiz kişilerden biriymişsiniz gibi anlamına gelir. Yani manipüle olmadan inandığı sevgiye sahip çıkan kişilerden biri gibi olmanın verdiği sorumluluğu anlatan 63 harfli bir kelime olarak karşımıza çıkmakta. Türkçe çok kökenli bir dildir. Osmanlı Türkçesinden günümüze kadar çok fazla kelime kaybı yaşasakta varlığını sürdürüyor.

Ama duygular hâlâ en özel anlamlarla ifade edilebiliyor mu? Ya da günümüzde “sevgi” anlamını hala ilk günkü gibi koruyabiliyor mu?

Yıl 2024…

Sevgiler insanların dillerinde oyuncak edilmiş, sevda anlamının için boşaltılmış bir devire denk geldik. Gerçekten sevgi bu kadar basit miydi yoksa basit olan biz insanların değer yargılarının kaybolması mıydı?

1980’li yıllardan 2000’li yıllara kadar sanatçıların her biri sevgiyi bir kilimi işler gibi özenli, dikkatli ve anlamlı eserlerle anlatarak gündeme gelirdi. Mesela Aysel Gürel’in kızına olan sevgisini dile getirirken sergilediği özene bakalım. “Kıskanır rengini baharda yeşiller sevda büyüsü gibisin sen, Firuze” doğanın muntazamlığını kendi gözünden kızının kusursuzluğuna ithafen dillendirilmiş, betimlemelerle zihinde yer eden yıllar geçse de her dinleyene aynı hisleri hatırlatan bir eser olarak hayatımızda yer etmekte.

Günümüzde yapılan şarkı sözlerine baktınız mı hiç?

“Sen çek TikTok, ben yaptım para, Sana bi' soru "Ner'de araban?" Kızın s***** ve a** kara Yok dert tasa”… Üreticilerin isimlerine dahi değinmek istemediğim kadar anlamsız, kadını aşağılayan ve paranın her şeyden önce geldiğini vurgulayan hislerden, insanlıktan uzak bir yapı. Bu iki beste arasında kaç yıl geçti dersiniz? Sadece 42 yıllık bir süre. Yani doğduğunuz sene yaşanılan hassasiyet ve özen artık sadece cinsellik ve paradan ibaret olan değerlere dönüşmüş durumda.

Peki, biz hatayı nerde yaptık? Batıya özenelim derken kendi benliğimizi mi kaybettik yoksa büyük sanatçılardan aşkı sevdayı öğrenen nesiller, geleceğe bu güzelliği mi aktaramadı?

Sadakatin getirdiği dozunda olan kıskançlıklar, sahiplenici duygular ve onu kendinden dahi sakınacak kadar sevip değer verilen ilişkilere ‘mağara’ dendi. İkili ilişkileri değersizleştiren ihanetler, ‘flört ya da özgürlük’ olarak adlandırılmaya başlandı.

Kadın güçlü olurken erilleşti. Erkek umursamazlık adı altında dişilleşti. Kadın ve erkeğin fıtratları ayrıdır. Adalet önünde, haklar karşısında eşitlik daima vardır. Ama kadınlar narindir ve duygularıyla güzelliğine, cilvesiyle kendisine değer katar. Erkek kendini eşine adayıp dış ilişkilerin zorluklarıyla mücadele ederek ilişkisine sahip çıkar. Aslında baktığımızda doğanın kanunu da budur. Her zaman dillerde dolanan bir cümle vardır ya; erkek dış işler sorumlusu, kadın iç ilişkiler başkanıdır. Bu düzende olması ilişkiyi kolaylaştırır ve kişinin üzerindeki yükleri daima azaltır böylelikle iki kişi birbirine yuva olmayı başarır.

Günümüzde bu yanlış ve kötü bir şey gibi lanse edilse de aslında yaradılış fıtratımızda olan düzen budur. Kadın daima güçlü olmalı, her şeyi kimseye ihtiyaç duymadan yapabilmeli ama yapmaya gerek duymamalıdır. Çünkü ekip oyununda herkes kendi görevini bilinçli yerine getirirse sistem sorun çıkarmaz. Kadın duygusaldır istediği ilgiyi, sevgiyi, şefkati, merhameti, değeri almak ister. Erkek mantıksaldır ve verme dengesi üzerindedir. Erkek talepler üzerine hareket ederek benliğini gösterir.

Bu dengenin bozulmaması için yapılan davranışlardan tutun da dinlenilen müziklere kadar özen gösterilmelidir. Çünkü dinlenilen müzikler zihinde melodiyle birlikte tekrar etmeye başlar bu dışarı vurur ve kendini gerçekleştiren kehanet diyebileceğimiz olay ortaya çıkar. Yani sevdayı İsmail Hakkı Bey’in bakış açısından “Fikrimin ince gülü, kalbimin şen bülbülü” diyerek öğrenip yaşayan birinin hassasiyetiyle, günümüzde; kadını, aşkı, sevdayı kötüleyen kişilerden öğrenen birinin yaşama bakışı ve güzelliği aynı olamaz.

Geçmişimizde Türk film tarihine damga vurmuş “Selvi Boylum Al Yazmalım” filminin repliğiyle sözlerimi bitirmek istiyorum. “ Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu, sevgi emekti.” Bırakalım da sevgiyi böyle inceliklerle anlatılan eserler dokunsun kalbimize. Biz insanoğulları duyguları üzerine var olan yaratıklarız. Bırakalım da fıtratımıza uygun yaşayalım. Duygular bizi yanıltmaz. Tam aksine bizi biz yapar, benliğimizi diri tutar. İnandığımız değerler nelerse onlar uğruna mücadele etmek hayattan keyif aldırır. Hiçbir duygunun verdiği derinliği mal mülk ya da 2 dakikalık zevkler vermez vesselam.

Aşkla kalın…

06-08-2024
Konuk Düşünce Yazarları

Konuk Düşünce Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir