Kibele'nin Ters Düzeni: SON - Zühal Güldaş (Edebiyat)

Kibele'nin Ters Düzeni: SON - Zühal Güldaş (Edebiyat)

A+ A-

Kibele’nin ikazıyla aralarındaki tartışmaya nihayet veren Athena ve Medusa dikkatle yeryüzüne baktı. Gökyüzünün ve ana tanrıçaların azametinden nasibini alan ….. köyünde büyük bir çatırdama dahası bir infilak peyda olmuştu. Antik çağın belki de tek kalıntısı şimdiyle geçmişin arasında adeta bir köprü görevi gören bu köyde, Ana Tanrıça Kibele’nin anıtının olduğu yerde, büyük bir hadise yaşanıyordu. Kadınlar yıllardır kendilerine biçilen rollere, verilen görevlere bir nihayet vermek için bir araya gelmek istiyorlardı. Yüzyıllardır birinin hüznünün bir başkasına sevinç olduğu kadınlar evreninde gerçekten birlik olmanın imkânı var mıydı?

—Olanlara şaşırıyor olmamız anlamsız. Ana tanrıçalar arasında bile var olan kadınlar arası düşmanlığın fânilerde olmaması mümkün değildi. Söz gelişi; bizim güçlü, elinde miğferiyle gökleri titreten Athena’mız bile kocasının iğfal ettiği zavallı Medusa’yı sırf kıskançlığından önce ifrite çevirip sonra da başının kesilmesini sağlamadı mı?

—Ey Medea! Aşkı için babasını, kardeşlerini doğrayan dahası kendine ihanet eden İason’a ders vermek için anneliğinden, çocuklarından vazgeçen Medea, sen benden daha mı masumsun?

—Masumiyet; hani suçsuz günahsız dediğimiz mefhum, kimine göre doğru, kimine göre yanlış olan, masumluğun ölçütünü toplumsal törelerin belirlediği saflık ve temizliğin göstergesi olan o devasa kelime. Ağızdan çıktığı anda insanı doğru yaptığına ikna eden gerçekte ise aklın ve kalbin değil, törelerin doğruluğunu onaylayan bir kelime. Zira herkes en başta masumdur, temizdir. Çocukluğun yalana uzanmayan renkli dünyasında insanı iyiye ve güzele götüren kararlar aldıran masumluk mefhumu, en çok çocuklara yakışır. Fakat insan büyüdükçe toplumun keşmekeşi içinde kendine tutunacak bir mevki bulduğu vakit, masumluk da gidiverir usulca. Önce toplumsal kabul görme arzusu sonra toplumsal kabule uygun davrandıkça içsel dalgalanmalar yaşayan kalbimiz masum bir niyetle başladığımız her işin sonunun iyi bitmeyeceğini gösterir.

Başlangıçta tek niyetimiz sevdiğimiz kişinin bizi en az bizim onu sevdiğimiz gibi sevmesidir. Ancak sevgi için birçok neden olabilecekken tek neden, bir toplumsal norm olarak karşımıza çıkar: Güzellik… Denklem basittir. Güzel olan iyidir, iyi olan sevilmeye layıktır ve sevilmeye uygun olan kişi de sevilir.  Sevmenin güzellikle bağlantısını insan soyunun güzele hayran olması ve güzel olan her şeyi sevmesi, çirkin olan her şeyden kaçması olarak tanımlayabilir miyiz? Doğduğu andan itibaren iyiye ve güzele kanalize olmuş insan soyu güzelliği en çok kadına atfeder. Kadın güzel oldukça değer kazanır, hayranlık uyandırır ve sevilmeye layık olur. Siz hiç çirkin bir prensesin beyaz atlı prens tarafından düşman kalesinden kurtulduğunu okudunuz mu ya da Güzel ve Çirkin masalında Çirkin’in kadın olduğunu, ya da Kurbağa Prens masalının Kurbağa Prenses varyantı olabileceğini düşündünüz mü? Tabii ki düşünmediniz. Çünkü yok, olamaz! Kadın çirkin olamaz, çirkinse muhakkak ya bir cadı ya da tanrı tarafından cezalandırılmış bir acuzedir. Bunun için değil midir ki Çirkin Kız masalındaki yaşlı ve evde kalmış olarak lanse edilen kızımız, kendini şehzadeye hile yoluyla güzel olarak göstermiş ancak gerdek gecesi gerçek anlaşılınca pencereden aşağı atılmıştır. Çirkin kız, şehzadenin yanına ancak bir peri kızı kendini güzelleştirdiği zaman gidebilmiştir. Güzellik, bir kadının erkeklerin dünyasında kendine sağlam bir yer edinmesinin ilk şartıdır. Bu yüzden kadın eril dünyada kendi gibi var olmaya çalışan diğer kadınlarla sürekli bir haset ve düşmanlık göstererek en güzel olma savaşı içine girecektir. İşte bizim elinde miğferiyle korku salan Athena’mızı bile en güzel olma dürtüsüyle harekete geçirip canavarlaştıran, hemcinsine olan iğfali görmezden gelerek yine hemcinsini cezalandırarak masumiyetini kaybetmesine sebep olan durum işte budur!

Kibele’nin kadınlar arası rekabet ve kıskançlığın sebebini açıkladığı şahane tiradı, yeryüzünde zuhur eden hadiselerle kesintiye uğradı.

***

Kaya ev ve mezarlarla iç içe bir yerleşim yeri olan …. köyünün iki katlı, pencereleri sarmaşıklarla çevrili, şirin evlerinde ölüm sessizliği hakimdi. Köyün girişinde kaya içerisinde yekpare bir şekilde oyulmuş olan muazzam …. Kilisesi, mütemadiyen çevresinde dolanan insanlarını; kilisesinin ilerisindeki kaya yerleşimlerinde bulunan anıt mezarlar ise kendilerinden yardım isteyen yaşlı ve üzgün ziyaretçilerini kaybetmişti. Herkes ve her şey derin bir sessizliğe gömülürken … beldesinin kuzeybatısında bulunan …. Kalesi’nde düşman ordularına karşı taarruz hazırlığı yapılacaktı. Düşmana taarruz için mesken tutulan bu mekân, köy erkeklerine karşı duran beş kadının toplanma yeri olacaktı.

Heyecandan içi içine sığmayan ve bir an evvel işe başlamak niyetinde olan Kibele, herkesten önce …. Kalesi’nde hazır bulundu. Bir süre geleceklerinden emin oldukları yol arkadaşlarını büyük bir umutla beklese de saatler geçmeye başlayıp hava karardığında ümidi tükendi. Derken yol kenarında başına taktığı kasketi, eskimiş siyahlı beyazlı oduncu gömleği ve siyah keten pantolonuyla Cemal göründü. Cemal şimdiye kadar hiç olmadığı kadar dik, mağrur bir yürüyüşle Kibele’ye yaklaştı.

—Gecenin bu saatinde, üstelik erkeklere karşı plan yapacağınız bu yere, köyün belki de en sessiz, en silik ve en zavallı erkeği belki erkek bile diyemeyeceğin ben niye geldim? Bunu sormak istemiyor musun?

—Hayır, seni hiçbir zaman zavallı biri olarak düşünmedim. Aksine… Ben… Buraya neden geldiğini daha doğrusu ne için geldiğini merak ediyorum.

—Neden geldim… Kadınların direnişine katılabileceğim, size destek verebileceğim ihtimali hiç geçmedi içinden değil mi Kibele bacı? Olsa olsa Muhtar, ortalığı kolaçan edeyim diye beni göndermiştir değil mi?

—Aslında dediğin gibi seni Muhtar’ın gönderdiğini düşündüm ama bir yandan da bize destek olma ihtimalin daha doğrusu bu haklı direnişimize karşı cinsten birinin destek verebilecek olması ihtimalini içimde hep canlı tuttum.

—Maruzatımı bildirdiğime göre artık konuşabilir miyiz?

Kibele, şimdiye değin başını yerden kaldıramayan, yüzüne bakmaya cesaret edemeyen ve Muhtar’ın sözünden çıkamayan Cemal’in nasıl olup da gözlerinin içine bakıp açık açık konuştuğunu anlayamıyordu. Bir insan bir günde bu kadar değişebilir miydi? Grev yaptıkları gün, Muhtar’ın sözünü dinlemeyip kadınlara destek çıkan Cemal’in bu hâlini o günün atmosferine yormuş olan Kibele için bu anlık bir refleksti. Şimdi ise karşısında kendinden son derece emin ve yapılması gerekeni yapacak gözü kara bir adam vardı.

—Hikmet teyze, bugün çok gelmek istedi ama hastaydı, bunu sana bildirmemi istedi. Ahsen, Günseli ve Yazgül bacılar da tahminimce Muhtar’ın ve onun kışkırttığı kocalarının, ağalarının baskısına maruz kalmışlardır.

Bir insan bir günde ne kadar değişebilir? Değişimin ölçütünü belirleyen, değişime sebep olan reaksiyonlar zamanın kıskacında dönerken mi şekillenir, yoksa anlık etkilenmeler yahut oluşumlar insana birden aydınlanma mı yaşatır? Bunun çoğu zaman net bir cevabı yoktur. Karakter, doğuştan getirdiğimiz mizaç ve sonradan edindiğimiz alışkanlıklardan oluşur. Bir insanın içe dönük yahut dışa dönük olmasını belirleyen nokta mizaç, sonradan edindiği davranışlar ve alışkanlıklar ise huydur. Bu açıdan bir insanın karakteri içten ve dıştan pek çok sebebin bileşimine maruz kalan bir yapıdır ve değişime açıktır. Değişmez dediğimiz yahut o günün şartlarında yaşam koşullarının etkisiyle kişinin mizacı olarak görülen bir durum daha sonra değişime uğrayabilir. Cemal’inki de muhtemelen öyle bir durumdu ya da hikmet-i Hüda’ydı. Asıl olan şey, Cemal’in tüm çekingenliğini ve korkaklığını bırakıp köyün tüm erkeklerine karşı kadınların safında yer almak isteyişiydi. Kibele ve kadınlar için Cemal’in kadınların tarafını seçmesi, erkeklere karşı kazandıkları bir zaferken Cemal için bu durum, bir var olma savaşıydı. Kadınların yanında yer almak, kimsesiz ve köksüz Cemal’in gündelik yaşam mücadelesinin sığlığından kurtularak yaşam piramidinin üstüne çıkmasını sağlayan bir yoldu. Bu sayede Cemal’in aldığı nefesin, yaşama gözünü açtığı her günün bir anlamı vardı.

—Sağ olasın Cemal, iyi ki haber verdin bana. Bu işin kolay olmayacağını anlamalıydım. Kim bilir şimdi ne durumdalar? Acaba evlerine gidip baksam mı? Tabii ya, madem onları bu işe ben soktum, onları korumak benim boynumun borcu.

—Dur bakalım Kibele bacı! Hemen tüm yükü omuzlarına alıp yüklenmeye, borç ödemeye kalkma sakın! Onların da istediği bu zaten, seni yıldırıp dize getirmek.

—Ya ne yapacağım, böyle elim kolum bağlı mı durayım?

—Sen bugün onlarla neyi planlamayı düşündüysen bana deyiver, planı birlikte uygulayalım. Yarın sabah da tek tek evlerine gidip onlara anlatırız.

—Haklısın Cemal, ben onlar için endişelenince bir an soğukkanlılığımı kaybettim. Gel şöyle oturalım da anlatayım sana.

Kibele ve Cemal …. Kalesi’nin çıkışındaki iki taş parçasına oturdu, Kibele büyük bir heyecanla geçen toplantıda konuştukları konuları ve düşündüğü tasarılarını anlattı. Cemal büyük bir heves ve ilgiyle şimdiye dek hiç düşünmediği, duymadığı konularda bilgi sahibi oluyordu: Kadının ve erkeğin toplumsal öğretilerle şekillenen değer yargılarını, görevlerini, kadınlar arası kutuplaştırmayı, ayrımı ve daha nicesini…

—Kadınların arasındaki ayrım pek kolay aşılacağa benzemiyor Kibele bacı. Mesela, bizim İlyas Ağa’nın karısı Melahat Hanım hiç kendini Yazgül’le bir tutar mı? Melahat Hanım, İlyas Ağa’nın yanında süt dökmüş kedi gibidir, lakin Ağa yokken Yazgül’e etmediğini bırakmaz.

—Evet, işte tam da bu yüzden çok hızlı ve keskin bir karar almamız lazım. Ben Yazgül’ü ne pahasına olursa olsun yanıma alacağım. Yazgül’ü eğer Ağa’nın evinden çıkarmayı başarırsak o evde Melahat Hanım ve kızları için yaşam zorlaşır ve o zaman bize destek verebilirler.

—İyi de Yazgül’ü oradan almak demek İlyas Ağa’yı karşımıza almak demek.

—Cemal seni yardıma zorlayamam, ama ben işe girişeceğim.

—Seni yani sizi yalnız bırakamam Kibele bacı, gerekirse Ağa’yı da Muhtar’ı da karşıma alırım.

Kibele, o gün Cemal’le konuştukları şeyleri uzun uzun düşünürken uykuya daldı. Rüyasında Kibele anıtının bulunduğu yerdeydi. Kibele gayriihtiyari sesleniyordu:

—Ey bereketin ve kadınlığın sembolü Kibele! Bana bu düzeni değiştirmek için güç ver! Ey Kibele! Neredesin?

Kibele’nin sorgusu yeryüzünü geçip gökyüzüne, uçsuz bucaksız kadınlar evrenine ulaştı.

***

Oturduğu gümüş kakmalı tahtın iki yanındaki leoparlarıyla azametine hayran olunan Kibele, gökyüzünü delip geçen sorguya cevap verdi:

—Evet, kadını kendi hemcinsinden başka anlayabilecek kimse yoktur. Yetmedi mi yeryüzü ve gökyüzünde bitmek bilmeyen kadın çekişmesi? Yetmedi mi onca yıl kıskançlıkla birbirini yiyip duran kadın cinsi? Artık birleşme zamanı…

Ey bereketin ve anneliğin temsili Demeter! Ey aşkın ve güzelliğin tanrıçası Afrodit! Ey savaş tanrısı Athena! Ey kendisini aldatan adamı affetmeyen Medea! Size tek tek atfedilen vasıflarla siz, kadın soyunun birleşimi olacaksınız. Ayrı ayrı değil, birlik olarak ancak düzen değişir. Değişen düzen de artık tersine düzen olur. Evet… Tersine düzen, ataerkil normların zuhur etmediği kadının birbirinin düşmanı değil, dostu olduğu erkeklerin ise kadınlara değer verdiği ve birlikte refah içinde yaşadığı bir düzen. Mümkün müdür bu düzen? Kadınların makus kaderini tersine çevirmek mümkün müdür? Yüzlerinizde endişenin izlerini okurum; lakin korkmayın! Nedenini, nasılını, faydasını, zararını düşünmeyin! Şimdiye kadar dokunulmamış, çiğnenmemiş olsa da bu töreler; bu törelere kalkan eller, karanlık arzular ve düşünceler gibi gelse de size… Korkmayın ve unutmayın ne der Goethe, Faust’ta “Karanlık arzularının içinde bunalan iyi bir insan/ Asla ayrılmaz doğru yoldan/”

 

                                                                                SON

 

 

 


Kaynakça

Kaynak: Goethe. (2016) Faust. (5. Baskı). (İclal Cankorel, Çev.). Doğubatı Yayınları. Sezer, Melek Özlem. (2019). Masallar ve Toplumsal Cinsiyet. (4. Baskı). Kor Kitap. Görsel: Görsel, Google Gemini yapay zekâ aracı kullanılarak oluşturulmuştur.

24-05-2026
Konuk Düşünce Yazarları

Konuk Düşünce Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir