İçerdeki Cephe - Ebru Şireci (Edebiyat)

İçerdeki Cephe - Ebru Şireci (Edebiyat)

A+ A-

“Aslında tek sayfa mektubun yeteceğini düşünmüştüm, hatta bir iki cümlenin, kafamın içinde bir yerlerdeki namütenahi ağrı ancak bu kadarına müsaade eder sanmıştım. Ama bir şeyler eksik kaldı önceki sayfada. Sanırım kafam ağrıdan kopacakmış gibi de hissetsem en az su içmek kadar ihtiyaç duyuyorum bu beyaz kağıda.

Son günlerde en çok kafamın içinde yaşıyorum. Dışarda olanlar bir yana, esas hengame kafamın içinde, canhıraş savunmalar ve taarruzlar… Gözlerimi kapadığımda, tüm savaşlar ve çatışmalar kafamın içinde yaşanıyor. Her düşünce, bir mermi gibi gelerek beynimi deliyor. Şimdi belki diyeceksin ki, bu kadar felaketin ortasında, insan bir başkasının derdine nasıl kendini koyar? İşte bunun benzeri sorularından ya da beni kafanın içinde yargılamandan ötürü yazmaya devam etmeye korkuyordum. Ama korku ne kadar tanıdık, değil mi? Bir siperde beklerken de, düşen bir arkadaşının ardından bakarken de korkunun o soğuk nefesi hep yanı başında. Bazen, insan kendi yüreğinin bile düşman olduğunu fark ediyor. Benim de fark ettiğim buydu: Savaşın en derin cephesi, insanın kendi içinde başlıyor. Ama ne olursa olsun insan yine kendine tutunmak zorunda kalıyor, inan. Bu kadar belirsizliğin, katılığın, çıkarcıların içinde doğrunun ve yanlışın da bir değeri yok. Aslına bakarsan buradayken “bilme” nin hiçbir değeri yok.

Öğretiler var; korkunun öğretileri. Siperde, nefes almaya çalışırken bile o ağır nefesini hissettim hep; düşen bir arkadaşımın üzerine kapanmış, çaresizlikle bağırırken de oradaydı. Korku bir insana en çok yaşamanın ağırlığını öğretiyor. Şimdi burada, siperin çamurlu köşesine çökmüşken, elime geçen bu kağıda, hayatta kalmayı başarmış tek yanım olan kalemle yazıyorum. Sahi, bir kalem ne kadar dayanabilir insanın tüm ağırlığını taşımaya? Burada kayıplar var. Ama sanma ki sadece kaybedilen “ucuz” insan canı. Kimimiz bedeninden bir parça bırakıyor bu savaş meydanına, evet, ama ya ruhlarımız? Kimimiz aklımızın huzurunu, kimimiz de ruhumuzun son kalan kırıntısını kaybederken önemli olan şey nedir? İnsanın insanı açgözlülükle ve hunharca ezdiği, ardı arkası kesilmeyen vaveylaların eşliğinde gelen pis menfaatlerin zaferi mi?

Doğrunun ve yanlışın olmayıp sadece yorumların var olması gibi savaşta da kazananlar yok, kaybetmenin ötesinde tükenenler var. Zaten dünya tükenenlerden ibaret. Tükenmek için bilfiil savaşa girmeye gerek yok, insan içindeki savaşla başa çıkmaya çalışırken yeterince tükeniyor zaten. Savaşın ortasında, kendimle yüzleşirken fark ettim: İnsan, en büyük savaşını dışarıda değil, kendi içinde veriyor. Kendi korkuları, kendi çaresizliği, kendi pişmanlıklarıyla boğuşuyor ve en önemlisi, içindeki kötüyle. İçindeki kötüyle savaşmayı seçmek insanın elindedir, kötünün gözünün içine bakıp iyi olmak, iyi kalabilmek ise insanın seçme özgürlüğünün yanında cesaret ister. Ancak bir korkak içinde kaybettiği savaşı namertçe dışarda oynamayı seçer. Bunu marifet sanır, oysa kötü olmak kolaydır, kolayın zora galip geldiği nerede görülmüş?

O siperde, bedenimin ağırlığını taşıyan çamurun içinde hissettiğim şey buydu: İnsan, kendi içindeki savaşı kazanmadan dışarıda barışı hayal bile edemez. Şimdi burada, elimdeki kalemin titremesine aldırmadan yazıyorum. Artık başımı hissetmiyorum; bu iki sayfa belki yakın gelecekte sana ulaşır, belki yabancı bir gelecekte. Ama ne fark eder ki? Zaten zaman ve mekan, yaptığımız tonla hesap kitap, içimizdeki savaşla siliniverir. Ben kendime tutunmaya çalışırken

          kal sağlıcakla..."

30-12-2024
Konuk Düşünce Yazarları

Konuk Düşünce Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir