Hüzünlü Bir Papatya

Hüzünlü Bir Papatya

A+ A-

Babamın mezarında bir papatya açtı.

Toprağın karanlığından çıkıp gökyüzünün aydınlığına ulaşan bir çiçek. Bu çiçek toprağın örtüsünden sıyrılıp bu dünyada var olma cesaretini göstermişti. İncecik gövdesi ve beyaz yapraklarıyla gökyüzünü selamlıyordu. Bu var olma cesareti babamın yokluğunun tezahürüydü belki de... Bir mezarın toprağında filizlenen bu çiçek hüzne ve hüzünlü bir hikayeye dönüşmüştü; her yaprağında hüzün, incecik gövdesinde yorgunluk vardı.

Mezarın başında papatyaya baktıkça içimde tarif edilmesi mümkün olmayan bir boşluk yankılandı. Papatya yaşamla ölümün o keskin kıyısında; babamın mezarında filizlenmişti. Bir vedanın sessizliğinde bir papatya açmıştı. Yaşamın son bulduğu bir yerde bir çiçeğin doğuşu ne demekti? Bir çiçeğin hiç olmaması gereken yerde ve zamanda ben buradayım demesi.

O yok ama ben buradayım.

İnanması zor olan bir gerçeği sessizce haykırıyordu. O yok ama ben buradayım!

Farklı yaşamların son bulduğu yerde filizlenen çiçekler suskundur ama bu papatya hiç söylenmemiş cümlelerin yükünü taşıyordu. Hiç söylenmemiş ve asla söylenmeyecek cümlelerin ağırlığı papatyanın gövdesine sinmişti. Hüzünlüydü ya da ben ona çok hüzünlü bakıyordum, narin beyaz yaprakları olan bir çiçeğe hüznün kendisiymiş gibi bakmam normal miydi bilmiyorum. Babamın mezarını süsleyen bir çiçeğe başka türlü bakabilir miydim onu da bilmiyorum...

Sessizliğin içinde açan bir papatya konuşabilseydi neler söylerdi kim bilir... Narin yapraklarında biriktirdiklerini kulağıma fısıldaması umuduyla gövdesine hafifçe dokundum, parmaklarımla beyaz yapraklarını okşadım. Papatya fısıltıyla yokluğun şarkısını söylerken incecik bedeniyle, varlığını ispat edercesine dimdik karşımda duruyordu. Belki de söylediği kendi varlığının şarkısıydı fakat benim işittiğim, yokluğun hüzünlü bir melodisiydi.

Papatya, ölümün sessizliğinde kendi yaşam şarkısını söylemiş ve bir hayatın son bulduğu yerde yeni bir yaşam filizlenmişti. Bir papatya nasıl bu kadar ağır ve hüzünlü olabilmişti. Nasıl olur da incecik gövdesi ve narin beyaz yaprakları olan çiçek büyük bir hüzne dönüşmüştü. Babamın yokluğu, hüznü, kayboluşu ve sessizliği bir papatyanın bedenine saklanmıştı. Belki de papatyanın varlığı babamın yokluğunun hüzünlü şarkısıydı... Ve bu hüzün, zarif gövdesiyle karşımda duruyordu. O an fark ettim ki papatya artık bir çiçek değildi; hüzünlü bir hatıranın resmiydi ve bu resimde kayboluşlar, pişmanlıklar, hatıralar, yaşanmışlıklar ve yaşanması mümkün olmayan şeyler vardı...

29-05-2025
Adile Yıldız

Adile Yıldız

Sosyolog

Bu köşe, sadece kelimelerin değil; suskunlukların, yarım kalmışların, iç seslerin de yeri. Bazen kendime, bazen sana yazıyorum… Ama aslında hepimize. Çünkü hepimiz biraz eksik, biraz tamam, biraz yolcuyuz...

adileyldz16@gmail.com

adile.yldz