İki Kesinlik Arasında

İki Kesinlik Arasında

A+ A-

Hayat, doğmak ve ölmek eylemleri arasına sıkışmış uzun bir çabadır.

İnsan, ne zaman başladığını hatırlamadığı bir yerden yürümeye başlar ve ne zaman biteceğini bilmediği bir aralıkta ilerler. Bu yüzden attığı her adım biraz eksik, biraz tereddütlüdür. Sanki hep bir yere yetişmeye çalışır ama nereye olduğunu tam olarak bilmez. Çünkü bu yolculukta kimseye bir harita verilmez; yalnızca yürümek zorunda olduğu bir yol bırakılır...

Doğumla birlikte insan, kendini çoktan başlamış bir hikâyenin ortasında bulur. Başlangıcı kendine ait olmayan bir yaşamın sorumluluğunu üstlenir. Belki de bu yüzden insan, ömrü boyunca kendine ait olanı arar; kendi sesini, kendi yolunu, kendi anlamını… Ama bu arayış sandığımız kadar net değildir. Çoğu zaman ne istediğimizi bilmeden yaşarız. Alışkanlıklar yerleşir, korkular kök salar ve fark etmeden yaşamaktan çok hayatı sürdürmeye başlarız. Oysa sürdürmek ile yaşamak arasında derin bir uçurum vardır. Yaşamak, hissetmeyi göze almaktır; sürdürmek ise hissetmemeyi öğrenmek.

İnsan çoğu zaman bu uçurumun kıyısında durur. Ne tam anlamıyla hissedebilir ne de tamamen vazgeçebilir. İçinde bir yer hep eksik kalır. Söylenmeyen sözler, gidilmeyen yollar, başlanmayan hayatlar birikir. Zaman geçtikçe bu birikim, insanın içini sessizce ağırlaştırır. Çünkü insan, en çok yaşayamadıklarının ağırlığını taşır.

Bu ağırlık yalnızca geçmişe ait değildir, geleceğin de sessiz gölgesine dönüşür. Her ertelenen adım, insanın içinde yankılanan görünmez bir iz bırakır. Bu yankı, fark edilmeden düşünceleri, duyguları ve seçimleri şekillendirir. Eksik kalan her an, insanın kendine ait parçalarını usulca siler ve yaşamak ile sürdürmek arasındaki mesafeyi biraz daha büyütür...

Geriye dönüp baktığında, yaşadıklarından çok yaşayamadıklarını hatırlar. Söyleyemediği sözleri, başlayamadığı yolları, içinde büyüyüp de dışarıya hiç çıkamamış duyguları… Çünkü yaşananlar tamamlanır ama yaşanmayanlar insanın içinde kalır. Ve içte kalan her şey zamanla insanın en ağır yüküne dönüşür.

Hayat böylece, yavaş yavaş eksilen bir melodiye dönüşür. Ne bir cümle tam söylenir ne bir dokunuş tamamlanır ne de bir duygu hak ettiği derinlikle yaşanır. Dışarıdan dolu görünen bir hayatın içinde, aslında duyulmamış ve yarım kalmış anların sessizliği birikir. İnsanın varoluşuyla yüzleştiği an, bu eksik melodinin farkına vardığı andır. İşte o an insan, bir ömrün en derin boşluğunun yaşanmamış anlardan oluştuğunu fark eder. Hayatın ne kadarını ıskaladığını, kalbinden geçip de dile gelmeyenleri, adım atılmamış yolları ve cesaret edilememiş ihtimalleri tek tek görür.

Günün sonunda insan, kendi eksikliğinin sesiyle baş başa kalır. İçinde biriken tüm sözler, yaşanmamış dokunuşlar ve yarım kalan umutlar bir anda anlam kazanır. Geçmişin ağırlığı, geleceğin sessiz gölgesiyle birleşir ve insan eksik kalan her anı, kendi içine kazdığı derin yaraları hisseder. Her keşke, her atılamamış adım birer yankı olarak kalbinde çalınır.

Ve böylece hayat, eksik notaların bıraktığı sarsıcı bir melodiye dönüşür...

03-04-2026
Adile Yıldız

Adile Yıldız

Sosyolog

Bu köşe, sadece kelimelerin değil; suskunlukların, yarım kalmışların, iç seslerin de yeri. Bazen kendime, bazen sana yazıyorum… Ama aslında hepimize. Çünkü hepimiz biraz eksik, biraz tamam, biraz yolcuyuz...

adileyldz16@gmail.com

adile.yldz