Burası Dünya
Burası dünya… Siyah ve beyazın birbirine karıştığı, iyiliğin kötülükle dans ettiği, gecenin gündüzle el sıkıştığı yer. Burası dünya… Yaşamın ölümle sınır komşusu olduğu, her başlangıcın bir vedayla son bulduğu yer. Burası dünya... Bazen gökkuşağı gibi renkli, bazen içindeki renkleri bile unutturacak kadar renksiz ve ağır...
Burası dünya, belki de tam anlamıyla ne cennettir ne de cehennem. Ama içinde hem cennetin sıcaklığı hem de cehennemin ürpertisi saklıdır. Güneş batarken ay doğar, biri giderken diğeri gelir. Burada tüm zıtlıklar iç içedir. Acının içinde gizlenen bir mutluluk, karanlığın içinde parlayan bir ışık vardır. Doğan her gün, geçmişin küllerinden doğar; kaybedilen her şey, zamanın başka bir köşesinde yeniden filizlenir...
Belki de dünyanın en büyük sırrı budur: Zıtlıkların içinde bütünlüğü aramak…
Ve biz bu dünyada; zıtlıkların arasında denge kurmaya çalışan, içimizin derinlerinde yankılanan sorulara rağmen yürümeye devam eden, gölgelerimizle yüzleşirken ışığımızı keşfetmeye çalışan yolcularız...