Beyaz Güvercin I - Buse Aslan  (Yazar)

Beyaz Güvercin I - Buse Aslan (Yazar)

A+ A-

Hayattayken bazı yokluklar, ölümden daha ağırdır.

Ben bunu senden öğrendim.

Üç yıl boyunca adını içimde sessizce taşıdım. Ne bir haber verebildim ne bir iz bırakabildim ardımda. Zaman, bana ait olmayan bir takvimle aktı; günler geçti, geceler çoğaldı, ama sen hep aynı yerde kaldın sandım. Bekleyen, duran, bana ait olan yerde. Bana senin mutlu olduğunu söylediler. O cümleye inanmadım önce. Çünkü mutluluk, senin kadar kırılgan bir şeydi benim bildiğim.

Buraya gelirken çok şey düşündüm.

İlk olarak, beni gardan alacağını hayal ettim. Vagon daha durmadan kapıya koşacaktım. Sen, titreyen ellerinle, iri gözlerini kalabalığın içinde gezdiriyor olacaktın. Kıpır kıpır dolanacak, hangi kapıdan ineceğimi kollayacaktın. Beni herkesten önce tanıyacaktın. Çünkü beklemek, insana bir tür sezgi kazandırır.

Kapılar açılır açılmaz yanına koşacaktım.

Hiçbir şey, hiç kimse umurumda olmadan seni kollarımın arasına alacaktım. Saçlarının kokusunu içime çekecek, o tanıdık sıcaklığı yeniden hatırlayacaktım. Kulağına, aceleyle ama kararlı bir şekilde seni sevdiğimi fısıldayacaktım. Sanki üç yıl boyunca susmamışım gibi. Sanki hiçbir şey yarım kalmamış gibi.

Küçük valizimi alıp elini tutarak çıkacaktık istasyondan.

Özlem dolu, gürültülü, yağmur kokan o yerden. Havadaki nem bize karışacaktı. Önce hep gittiğimiz yere gidecektik. Her zamanki menüyü söyleyecektik. Bu kez ben de seninle şarap içecektim. Bir dal sigara yakacaktım. Kaçırdığın bakışlarını yakalamaya çalışacak, gül tonundaki yanağında nefeslenecek, bal tadındaki dudaklarından kaçamak birkaç öpücük alacaktım.

Başını omzuma yaslardın.

Ben de susardım. Çünkü bazı özlemler konuşarak geçmez. Sıkıca sarılırdın bana, her zaman yaptığın gibi. Alkolün ağırlığıyla boynumda uyuklardın. Ben de seni evimize kadar kucaklardım belki. Taşımanın bir yük değil, bir onur olduğu o anlardan biri olurdu.

Biraz daha içerdim.

Hep hayalimdi görevden dönmek ve seni evimize götürmek. Şöminenin ateşinde seni izlerken buzlu viskimi yudumlamak. Sen ise… ah, sen. Güzel, özgür, ruhu çocuk olan eşim. Gözleri dünyaya sığmayan, bir yere ait olmaktan korkan ama bana tutunmaktan vazgeçmeyen sen.

Ama seni garda göremedim.

Bekledim. Birkaç saat. Ellerim üşüdü. Yağmur başladı. Kalabalık seyrekleşti, trenler sustu. Mekânımıza gittim. Dostları gördüm. Seni sordum. Benim… benim kömür gözlüm nerede dedim.

Bana senin mutlu olduğunu söylediler.

Bana artık tek odalı bir evin olduğunu söylediler.

Bana sevgiyi bilmediğini söylediler.

Hayır dedim. Uçurtmadır o, ipi yoktur dedim. Tutanı, çekiştireni yoktur. Bir odaya sığmaz. Kanatları vardır onun. Güneşlenmezse canı sıkılır. Bunu en iyi ben bilirim dedim.

Güneşim diye severdin beni.

Valizime kahrımı da, cansız gölgemi de tıkıştırıp çıktım oradan. Paltomu unutmuşum. Geri dönmedim. Soğuk, bana senden daha az dokunuyordu.

Bir sigara yaktım. Sonra olman gereken yere döndüm. Küçük bahçene tonlarca çiçek ekmişsin.

Benim sevdiklerimden.

İki kişilik kahvaltı hazırlayıp, bir çay bir de kahve demlermişsin. Kahkahaların dolarmış bazen sokaklara, ışıkların hiç sönmezmiş. Ben yarattığın enkazın altında ezilirken sen devam edebilmişsin.

06-02-2026
Konuk Düşünce Yazarları

Konuk Düşünce Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir