Çatlayan Çello - Gülşah Erol (Besteci, Cellist)

Çatlayan Çello - Gülşah Erol (Besteci, Cellist)

A+ A-

Soğuk bir sokakta kırılmış bir çello gibi buldum kendimi. Gövdemde bir çatlak vardı; içimdeki ses artık çıkmıyordu ya da kimse duymuyordu. O an anlamıştım: Bazen insanın kırılma sesi duyulmaz. Oysa ben, sesimle var olmuştum hep. Müzikle, aşkla, tutunarak… ama şimdi elimde sadece sessizlik kalmıştı.

Arşemi arıyordum. Yani kendimi anlatma yolumu. Ama o da kayıptı; mühürlenmiş, kırılmış, erişilmez bir yerde saklıydı. Ararken yanımda iki kadın vardı—kadınlığımı, dostluğu ve desteği simgeleyen figürler. Ama karşı tarafta, beni hep küçümseyen gözlerle bakan bir erkek. Belki onunla birlikte olan geçmişim değil ama hâlâ üzerimde taşıdığım yargılar, suçlamalar, gözdağları...

Ve o… en çok sevilmek istediğim adam. Yanı başımdaydı, ağlıyordu. Bana sarılıyor, “pişmanım” diyordu. Ama bu sarılış ne gerçekti, ne de yeterli. Çünkü o hâlâ başka bir yere gidiyordu. Ve ben, onunla kalabalıkların içinde el ele yürürken bile yalnızdım. Çünkü bir el tutmak, bir kalbi tutmak değildir.

Sonra birlikte ağlarken bulduk kendimizi. Gözyaşlarımız herkesin ortasında akıyordu. Ama bu sevgi değil, bir vedanın sancısıydı. Merdivenleri çıkmaya başladım. Ağlayarak. Bacaklarım beni taşımıyordu. Sevginin yüküydü bu. Bazen aşk, yokuş yukarı bir yalnızlıktır. Bazen elini tuttuğun kişi, seni bırakmadan da gitmiştir.

Çello kırılmıştı. Ama ben hâlâ onu onarmak istiyordum. Belki de aşk dediğimiz şey bu: Kırılmasına rağmen ses vermesini umduğumuz bir enstrüman gibi...  

İçimizde taşımaya devam ettiğimiz, ama çalamadığımız bir şarkı.

Ve ben, artık biliyorum. Sevgi sadece bir duygu değil. O, yeniden ayağa kalkmak için gösterdiğin iradedir.  

Çello çatladı, ama ben hâlâ arşemi arıyorum.  

Demek ki hâlâ anlatacak bir şeyim var.

"Kırılmanın Sessizliği”

Bazen insan, hayatın tam ortasında, en çok kendisiyle karşı karşıya kalır. Tüm çabasıyla ayakta tutmaya çalıştığı şeyin çatladığını, hatta kendi elleriyle kırdığını fark eder. Ama bu kırılma rastgele değildir; içinde bastırılmış öfkenin, görmezden gelinen yorgunluğun ve hak edilmediği halde sevdiği her şeyin toplamıdır.

İfade etmek için var edilen ses sustuğunda, insan kendi içinde yankılanır. Dış dünya anlamaz; çatlaktan çıkan sessizliktir en çok canı yakan. Bu sessizliğe tutunmaya çalışırken, insan kaybettiklerini değil, en çok ne uğruna vazgeçtiğini düşünür.

Hayatına bir şekilde değmiş, dokunmuş, sarmış birileri olur bazen... Sevdiği halde kıran, yanında olduğu hâlde yalnız bırakan, sarıldığı hâlde başka elleri arayan birileri. Ve insan, hâlâ onların gözyaşlarını gerçek sanmak ister. Oysa gerçek, seçimin ta kendisindedir: Yeterince açık bir cevaptır.

Yalnızlık kalabalık içinde büyür en çok. Birinin elini tutarken, onun kalbini tutamıyorsan, elin neye yarar? Kalabalıklar ortasında, birini yanında hissedip ruhunun yapayalnız kaldığını bilmek; işte bu, insanı kemiren boşluktur.

Ama her şey bitmiş değildir. Kırılmış şeylerin hikmeti vardır: Onlar artık eskisi gibi çalmaz, ama sesleri daha derindir. Kendini arayan her insan gibi, ifade gücünü de yeniden inşa etmek zorundasındır. Arşesini kaybetmiş bir müzisyen gibi, yeniden çalmayı öğretir hayat.

Çünkü insan, ne kadar kırılırsa kırılsın, hâlâ içinden çıkan sesi arıyorsa, hâlâ kendidir. Ve bu, kurtuluşun en derin işaretidir.

ŞİMDİ BU MÜZİĞİ DİNLE ????

10-07-2025
Konuk Düşünce Yazarları

Konuk Düşünce Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir