Ölmeden Önce Ölen Adam: Caravaggio - Selin Üren (Sanat Tarihi)

Ölmeden Önce Ölen Adam: Caravaggio - Selin Üren (Sanat Tarihi)

A+ A-

   Hiç içinizde bir yerlerde kendinizi öldürdüğünüzü düşündünüz mü? Daha önce bunu düşünen biri olmuş ve şanslıyız ki Barok dönemi sanatçısı Michelangelo Merisi da Caravaggio bunu bize resmetmiş. İnsanın kendi içinde ölmesini daha iyi anlatacabilecek bir dönem var mıydı, bilemiyorum; ancak Barok dönemi bunun için biçilmiş kaftan gibi gözüküyor. Gölge ve ışık oyunlarının hakim olduğu bu dönem bilgisinin yanında psikolojide gölge kavramının, insanın karanlık yönlerini ve bastırılmış dürtülerini simgelediği bilgisi sizi bu eser için meraklandırabilir.

    Bahsettiğim tablo bir af dileme tablosudur.  Kendi gençliğini öldürerek kendini affettirme çabasıdır. Bu sadece cesur bir otoportre değil, aynı zamanda kendini mahkum eden bir itiraftır. Golyat’ın yüzüne kendi suretini yerleştirerek, resmin içine kendini mahkum etti. Davud’un elinde tuttuğu o baş artık bir düşmanın değil; gençliğini, öfkesini, cinayetini ve gece sokaklarında kaybolmuş onurunu temsil ediyordu.

    Caravaggio’nun hayatı da bu tablo gibi bir dram. Karanlık sokaklar, şiddet, ileride pişman olacağı anlık zevk tuzakları… Caravaggio, 1606 yılında birini öldürdü ve o andan itibaren bir kaçak olarak yaşamaya başladı. Bunun üzerine çokça sefer Roma’ya dönebilmek için papadan af diledi. Bunun somut bir kanıtı olarak da papaya şu an konuştuğumuz eserini sundu. “Cezamı kendim verdim ve kendimi öldürdüm. Kendimi, kendi içimde akladım ve artık siz de beni affedin” mesajı vermek istedi. Yıllarca papaya ve kendine geçmişini affettirmeye çalıştı. Bu yıllar içinde Carravagio’nun fırçası sadece boyayı değil, bir pişmanlığı da taşıdı. Davud’un yüzü alışıldık kahraman zaferi taşımıyordu. Donuk ve hüzünlü resmedilmişti. Belki de düşmanı değil, bir zamanlar var olduğunu unuttuğu kendi duygularını öldürmüştü.

    Pişmanlık insanın içine bir kere düşerse içini fetheder. Görmezden gelmek istesen de peşini bırakmaz. Hiç olmamış olmasını dilediğin anlar, hiç olmayacak zamanlarda aklına düşer. Tam affa yaklaşmışken, seni içten içe yutar. Pişmanlık, zamanın geriye akmadığı bir dünyada en ağır cezadır. Bir hatırlama biçimi değil, unutamamanın başka bir adıdır. Zihnin bir köşesinde sessizce bekler, çoğu zaman unuttuğunu sandığın bir bakışta, bir cümlede ya da uykunun en kırılgan yerinde çıkagelir ve hatırlatır: neyi yapmadığını, neyi eksik söylediğini ya da neyi fazla incittiğini… Bazen bir suskunluk, bir yok sayış, yıllar sonra içini kanatacak bir yara olur. Bazen gecenin ortasında sadece senin duyabileceğin bir iç çekişle yankılanır.

    Nihayet papanın onu affetme ihtimalinin haberleri 1610 yılında yayılmaya başladı. Caravaggio affedilmeye, ölümden daha yakın olduğunu düşünerek Roma’ya yola çıktı. Ne yazık ki düşündüğü gibi olmadı. Ölüm ona fark etmediği kadar yakındı ve Roma yolunda hastalandı. Porto Ercole adlı küçük bir liman kasabasında, affedilmesine günler kala öldü.

    Caravaggio, hayatının sonuna kadar geçmişiyle boğuştu. Ne kaçabildi ne tam yüzleşebildi. Belki de en büyük affediş, resminin içine gizlenmişti. Fırçasıyla kendi mahkemesini kurdu, infazını yaptı. Belki resmi olarak affedilmeden öldü ama bazı insanlar bağışlanmaz, onların hikâyesi, bizi kendimize biraz daha yaklaştırır. Kimimiz yaptıklarımız için pişman olurken, kimilerimiz de yapmadıklarımızın pişmanlığıyla ölürüz. Her hayat ölümle tamamlandığı gibi, bazı tablolar da bir af dileyişle tamamlanır.

21-06-2025
Konuk Düşünce Yazarları

Konuk Düşünce Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir