Beni Asla Bırakma (2010) - Ruhun Olduğunu Nasıl Kanıtlarsın? - Şebnem Düzenci (Sinema)

Beni Asla Bırakma (2010) - Ruhun Olduğunu Nasıl Kanıtlarsın? - Şebnem Düzenci (Sinema)

A+ A-

Çığır açıcı bir tıbbi yenilik, ortalama insan ömrünü 100 yılın üzerine çıkarmıştır. Distopik bir 1978 yılında Kathy (Carey Mulligan), Tommy (Andrew Garfield) ve Ruth (Keira Knightley), çocukluklarını Hailsham adında geleneksel bir yatılı okulda geçirirler. "Koruyucu" adı verilen öğretmenleri, sanatı teşvik eder; en iyi eserler, gizemli Madame'ın yönettiği Galeri'ye kabul edilir. Ancak yeni koruyucu Miss Lucy, çocukların aslında organ bağışçısı olmak için var olduklarını ve genç yaşta öleceklerini açıkladığında işler değişir ve bu itiraf nedeniyle görevden alınır.   

2005 yılında Kazuo Ishiguro’nun yazdığı aynı isimli kitaptan uyarlanmış bu filmi Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyoetik ve Sinema dersimin bir parçası olarak izledim. Klonlama ve organ bağışı konusunda çeşitli fikirlerin ortaya çıktığı o ders filmin ağırlığından fikir bildirmediğimi hatırlıyorum. Hayran edici sinematografisi ile, yetişkinlere yönelik ağır temaları olan “Beni Asla Bırakma” sorduğu İnsan olmayı nasıl tanımlar veya kanıtlarız? Toplumun iyiliği için bazı hayatları feda etmek kabul edilebilir mi? Bireylerin doğuştan gelen hakları mı vardır? Yoksa haklar insanlara toplum tarafından mı verilir? gibi sorularla bizi karakterlerin trajik kaderleri üzerinden düşünmeye itiyor. Bu sorular, film boyunca yankılanarak, bireyin değerini ve toplum vicdanının sınırlarını sorguluyor. 

Kathy, Tommy ve Ruth’un birer klon olduklarını öğrendikten sonra asıllarını bulma çabaları, ardından yıllar sonra insanlıklarını kanıtlamak için Madam’a Kathy ve Tommy’nin birbirlerini sevdiklerini söylemeleri ve sanat eserleri götürmeleri, insanlığın tanımı konusundaki bilinmezliği göz önüne seriyor. Sizi insan yapan DNA’nızın ilk ve yalnızca sizde olması mı? Yoksa sevgi mi? Yoksa sanat ile göz önüne gelen yaratıcılığınız mı sizin ruhunuz olduğunu kanıtlıyor?

Belki bu sorular saçma geliyordur. Belki Tommy, Kathy ve Ruth’un 30’lu yaşlarından öteye de yaşayabilmek için başkaları gibi insan olduklarını kanıtlama ve doğrulama çabaları anlamsız görünür. “Etten-kemikten, konuşan, iki gözü olan insanlar tabii ki” dersiniz. Klonların olmadığı dünyamızda onların çabalarını anlamlı, sorularını önemli görmek zor olabilir. Peki, bu distopik sistem, bazı grupların marjinalleştirildiği gerçek dünya sistemlerini yansıtmıyor mu?

Evet, Beni Asla Bırakma’daki sistem, bazı grupların marjinalleştirildiği ve sömürüldüğü gerçek dünya sistemlerine çok benzer. Hikayede klonlar, yalnızca organ bağışçısı olmak amacıyla yaratılmış ve toplum tarafından insan olarak kabul edilmeyen varlıklardır. Bu, gerçek dünyadaki bazı grupların, ırk, etnik köken, sınıf veya başka bir sebepten ötürü dışlanmasını ve haklarının kısıtlanmasını hatırlatır.   

Geçmişte, özellikle Amerika'da, köleler insan yerine ikinci sınıf vatandaş olarak görülüyordu. Onlar, toplumun ekonomik çıkarları için çalıştırılırken, insan hakları ve özgürlüklerinden mahrum bırakıldılar, tıpkı Beni Asla Bırakma’daki klonlar gibi. 

Günümüzde de bazı düşük gelirli işçiler, tehlikeli işlerde ve kötü koşullarda çalıştırılmakta, hakları genellikle göz ardı edilmektedir. Örneğin, bazı gelişmekte olan ülkelerdeki işçiler, büyük fabrikalarda düşük ücretlerle çalıştırılırken, şirketlerin kazançları için feda edilebilmektedir.   

Bazı ülkelerde, mülteciler ve göçmenler, sistem tarafından dışlanarak daha düşük haklara sahip olabilirler. Onlar, çoğu zaman, toplumda marjinalleşir ve daha az değer verilen bireyler olarak görülür. 

Tüm bu bir amaç uğruna çalıştırılan insanların, hayatlarından feda ettikleri şeylerin gerçekten değeri olup olmadığı sorusu yıllardır cevap bekliyor. Toplum tarafından göz ardı edilen haklar, yaşamlar ve ödenen bedeller, sağlanan fayda ile ölçülüp karşılaştırılabilir mi?   

Klonların durumu, bizim için tamamen yabancı bir kavramken, gerçek dünyadaki benzer adaletsizlikler daha çok kabul görmüş ve hatta normalleştirilmiş durumda. Aradaki fark, klonların doğrudan toplumdan dışlanmış ve açıkça değersizleştirilmiş olmaları.   

Beni Asla Bırakma’dan bir şey hatırlayacak olsaydım, bu normallerimizi sorgulamak olurdu. 

"Yeni bir dünyanın hızla geldiğini gördüm. Daha bilimsel, verimli, evet. Eski hastalıklar için daha fazla tedavi. Çok iyi. Ama sert, zalim bir dünya… ve bir küçük kız gördüm, gözleri sıkıca kapalı, göğsüne eski dünyayı tutuyordu, yüreğinde artık var olamayacağını bildiği bir dünyayı, onu tutuyordu ve ona, asla bırakmaması için yalvarıyordu."

— Kazuo Ishiguro, Beni Asla Bırakma 

Sonuç olarak, Beni Asla Bırakma hem film hem de kitap olarak sadece bir bilim kurgu hikayesi değil, yeni dünyada eleştirel düşünmeye ve sorgulamaya bir çağrı.


Kaynakça

Ishiguro, K. (2010). Never Let Me Go. Faber & Faber. Romanek, M. (2010). Never Let Me Go. Fox Searchlight Pictures.

17-11-2024
Konuk Düşünce Yazarları

Konuk Düşünce Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir