Çığ - Defne Rabia Yılmaz  (Türkçe Öğretmeni)

Çığ - Defne Rabia Yılmaz (Türkçe Öğretmeni)

A+ A-

Duvarları beyaz boyayla boyanmış tavanı yüksek kliniğin önüne geldiğimde oldukça gerilmiştim. Aylardır artan korkularım ve kaygılarım bu soğuk, beyaz binayı görünce çığ gibi büyümüştü. İçeri girmeliydim, artık kendimle baş edemiyordum. Danışmadaki kadın, Aysel Hanım’ın beni beklediğini söyledi. Ellerim, vücudumdaki diğer uzuvlarımdan bağımsızmış gibi soğuk ve bembeyazdı. Titremeye başlamıştım. Yine de gücümü toplayıp kapıyı çaldım. İçeriden yumuşak ve tatlı bir kadın sesi:

-Girin, dedi.

İçeri girdiğim anda benden yaşça pek de büyük olmayan bir kadınla karşılaştım. Kıvırcık, sarı saçlarına güneş vurduğu için saçları olduğundan daha parlak görünüyordu. Küçücük burnu, irice ela gözleri, çıkık elmacık kemikleri, beyaz teniyle oldukça orantılıydı. Birden içimi huzur kapladı.

Aysel Hanım’ın masası odanın kapısına bakıyordu ve sağ tarafındaki bütün duvarı kaplayan pencere kliniğin bahçesini görüyordu. Bahçe o kadar yeşildi ki buraya gelen hastaların tedavi olmaması imkansızdı. Masanın üzerinde, açık bırakılmış bir defter ve yanına yerleştirilmiş eski bir kalem vardı. Altın yaldızlı antika çerçeve, masanın sade düzeninde özenle yerleştirilmişti; içinde eşi ve çocuğu olduğunu tahmin ettiğim bir aile fotoğrafı yer alıyordu. Ben bunları düşünürken o kadar dalmıştım ki, bu tatlı ses, beni düşüncelerimden uyandırdı:

-Şuraya oturabilirsiniz, diyerek masanın önündeki koltuğu işaret etti.

Gergin bir şekilde gülümseyerek gösterdiği yere oturdum. Gözlerimin içine sanki bütün düşüncelerimi okuyabiliyormuş gibi baktı ve “Neden buradasınız” diye sordu.

Neden burada olduğumu ben de bilmiyordum. Yirmi dokuz yaşında kendi ayaklarının üzerinde durmaya çalışan bir öğretmendim. Yıllardır İzmir’in kenar mahallelerinden birinde ailemle birlikte yaşıyordum. Burayı seviyordum çünkü komşularımızla akraba gibiydik. Dışarıdan eve dönerken mahallemin sokağına girene kadar kendimi güvende hissetmezdim. Sokağa girer girmez eve varana kadar “Nasılsın Sevgi abla, iyi akşamlar Mehmet amca!” diyerek herkese selam verirdim. Bu tanıdık yüzler bana kendimi güçlü hissettirirdi. Sanırım kaygılarım tam da bu zamanlarda nüks etti.

Birkaç sene önce mahallemize yeni insanlar taşınmıştı. Bu insanların bazıları göçmendi, bazıları da Türk. Farklı yüzler görmek beni zamanla korkuya sürükledi. Hava karardığı vakitler eve dönerken sürekli arkama bakardım ve kalbim ağzımdan fırlayacak gibi olurdu. Sanki biri beni takip ediyordu. Fakat kontrol etmek için arkamı döndüğümde kimse görünmüyordu. Bu korku, anahtarı bahçenin kapısına sokup kilidi açana kadar sürerdi. Heyecanlandığım için yanlış anahtarı kilide takardım. Doğrusunu bulunca da bir türlü kilidin deliğine denk getiremezdim. İç kapıyı kilitleyip salona girene kadar nefesimi tutardım.

Kaygılarım, mahalledeki insan sayısıyla aynı oranda artmaya devam etmişti. Bir gün, çocukluğumun geçtiği okulun önünden geçerken, anlattığımda kimsenin inanmadığı bir şey oldu. Önce çok şiddetli bir gürültü kulaklarımı tırmalamaya başladı. Okulun bahçesine doğru baktığımda, kendimi bir Hollywood filmindeymiş gibi hissettim; çünkü bir helikopter hızlıca bahçeye indi ve içinden çok sayıda polis çıktı. Gözlerime inanamadım ama gerçekti. Sonradan öğrendiğime göre, bölgedeki göçmenler yasadışı işler yaptıkları için ani bir operasyon sonucu tutuklanmışlardı. Bu olaydan sonra gündüzleri bile sokağa çıkmaya korkar oldum. Televizyonu her açtığımda, sosyal medyaya her girdiğimde kadın ve çocuk cinayetleri ve tacizleri ile ilgili haberler görüyordum. Kocaları ya da erkek arkadaşları tarafından öldürülen kadınlar, akrabaları veya kendi babaları tarafından tacize uğrayan kadınlar ve çocuklar, bazen de yolda sadece yürürken bir katilin anlık öfkesiyle hedef olan masum insanlar… Bu haberler her günümü mahvediyordu. Ne zaman bu hale gelmiştik? Bu sorunun cevabını bulabilseydik belki de her şey eskisi gibi olacaktı.

Zamanla paranoyak bir kadına dönüştüm. Mahallemdeki bir yabancıdan, erkek komşularımdan, babamdan ve erkek arkadaşımdan bile şüphe duyar oldum. Herkes potansiyel bir katil ya da sapık olabilir kaygısıyla yaşamaya başladım. Bunların hepsi, Aysel Hanım’ın “Neden buradasınız?” sorusuna verdiğim cevap olarak beynimde oluşan düşüncelerdi, ya da ben öyle sandım. Kafamın içinde dönen her şey kelimelere dökülmüştü ve Aysel Hanım gözleri dolu bir halde bana bakıyordu. Sessiz geçen birkaç dakikadan sonra bana:

-Asya Hanım, biliyorsunuz ki bir psikolog duygularını yansıtmaz ve her zaman objektif bir şekilde danışanlarının kendi sorunlarını çözebilmeleri için yol gösterir. Fakat bugün anlattığınız tüm kaygıları maalesef çoğu kadın yaşıyor, ben de dahil! Her kadın önce kız çocuğu oldu, büyüdü genç kız oldu, evlendi, kadın oldu, doğurdu anne oldu. Korku, sanırım bir kadının en büyük düşmanı oldu. Henüz kendini koruyamazken, kadın, toplumda var olmanın savaşını verdi. Kendiyle birlikte çocuğunu da korudu, başka kadınları da korudu.

Aysel Hanım’ın söyledikleri beni daha derin düşünmeye itti. Kadın olmanın, korkularla dolu bir yolculuk olduğunu kabul etmek istemesem de ilk kez kendi yolumda yürümeye cesaretim vardı.

Seans bittiğinde, adımlarım ağırlaşmış bir şekilde binadan çıktım ve sanki üzerimdeki yüklerden birer birer kurtuluyormuş gibi, kordon boyuna yöneldim. Hafif bir rüzgar eserken, denizin kokusunu içime çektim. Uzun süredir ilk kez rahat bir nefes alıyordum.

 

 

 

06-02-2025
Konuk Düşünce Yazarları

Konuk Düşünce Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir