They Live : Politik Uzaylı İstilası Filmi - Murat Can Hınıslı (Film Tasarımı ve Yönetmenliği)

They Live : Politik Uzaylı İstilası Filmi - Murat Can Hınıslı (Film Tasarımı ve Yönetmenliği)

A+ A-

John Carpenter’ın yönetmenliğini yaptığı 1988 yapımı They Live filmi, John Nada isimli bir adamın polis baskını sonrasında kilisede bulduğu gözlüklerle başka gezegenden gelip insan kılığında yaşayan uzaylıları görmesi ve onlara savaş açmasını anlatan politik alt metniyle ön plana çıkan sıradışı bir filmdir.

Ana karakter John işsiz kalmış ve farklı bir şehre iş aramaya gelmiştir. Bütün bir yolu yürüyerek kat etmektedir. Kamera yürüyüş güzergahı boyunca onu takip ederken mekanlarda bu vasıtayla tanıtılır. Bu uzun yürüyüş sekansında yönetmen kirli bir şehir atmosferi yaratır. Görünen dev binalar modern bir yapı temsili oluştursa da John ve onu takip eden kamera sokakların aynı paralellikte işlemediği görüntüsünü verir. John dev binalara şaşkın şekilde bakarken binaların arasında kaybolmuş görünmesi istenmeyen fakir bir yaşam göze çarpar. John uzun yürüyüş sekansı sonunda iş bulma umuduyla görüşmeye gider ancak geri çevrilir. İşsizlik arkada yankılanan seslerden de anlaşılacağı üzere genel bir sorundur. John yürüyüşe devam eder. Bir parka girer ve orada yaklaşan tehlike hakkında vaaz veren bir adam görür. Adam “onlar doğduğumuz andan itibaren bizim sahibimiz” der. Burada ideolojik bazı çıkarımlar yapmak filmin geneline bakılınca söz konusu olur. Althusser’in Devletin İdeolojik Aygıtları metninde bahsettiği üzere daha anne karnında olan bir insanın doğum gerçekleşmeden özne oluşu aile ideolojisi tarafından kendisine bahşedilen göreve uygun olarak verilir. Vaaz veren adamın söylediği sözler hayatın doğumdan ölüme kadar egemen ideolojinin dizayn ettiği biçimlerde yaşandığını vurgulamaktadır. Bu konumda insanlar uyumakta ve boyun eğmektedirler. Yine aynı metinde vurgulanan ve filmle bağlantısı bulunan önemli şeylerden biriside ideolojinin çağırmasıdır. Metne göre ideoloji özneleri çağırarak onlara özne olma sıfatını kazandırır. Filmde John’un yürüyüş sekansında bir televizyon dükkânın önünden geçtiği görülür. John geçip yoluna devam ederken bir adamın dükkânın vitrinindeki televizyon kanalına dikkat kesildiği görülür. Adam ideolojinin çağrısına uymuş ve onun öznesi olmuştur. Bu anlamda medya filmde uzaylıların ideolojilerini yani egemen ideolojiyi hayatın her alanına taşıyan en önemli araçtır. Filmin başka bir sahnesinde John geceyi sokakta geçirirken bir evin penceresinden televizyon izleyen birisi görülür. Televizyonda konuşma yapan kişi her gün reklamlarda ya da şov programlarında karşısına çıkan kadınlarla özdeşleşme kurduğundan bahsederek onlar gibi olmak onlar gibi davranmak istediğinden bahseder. TV karşısındaki kişi yine ideolojik çağrıya uymuş ve evinin arka sokağında evsizlerin, işsizlerin yaşadığını unutmuştur. Tam da egemen ideolojinin istediği şekilde onlara sırtını dönmüş hayatın olumsuz değil toz pembe sunulan tarafını görme çağrısına uymuştur.

Filmdeki uzaylıların helikopter devriyeleriyle halkı gözetlemesi onları baskı altına alması ancak bu baskıyı medya gücüyle hissettirmemesi önemli bir detaydır. John daha sonra bir inşaatta iş bulur. Burada tanıştığı Frank ile işçilerin kaldığı bir bölgeye gider ve orada yaşamaya başlar. İşçilerin kaldığı yer adeta çöplük gibidir. Hepsi fakirdir. Ancak her şeye rağmen yaşıyorlardır. Hiçbiri kaldığı yeri, yaptığı işi kaybetmek istemez. Bu yüzden sınırları aşmazlar ve hallerine şükreder biçimde yaşarlar. Tam da egemen ideolojinin onlardan istediği şekilde. Her gün bu ideoloji için yeniden üretir ve üretilirler. Medya bu çöplüğe bile girmiştir ve buradaki insanlara bile hayal satabilmektedir. Onları her gün yerlerinde saymaları için ikna eder. Frank, burada yaşayan insanlara deliler denmektedir der. Sistemin ötekiye bakışı yani sisteme dahil olamayan insanlara bakışı onları delilikle nitelendirmekten öteye gitmez. Bu insanlar her ne kadar boyun eğselerde sistemin korktuğu ve kontrol altında tutmak istediği kişilerdir. Uykularından uyanmasınlar diye. Araya başka bir sinyal aracılığıyla giren yayın onları bu uykudan uyandırmak için çabalar. İnsanlar bu yayınlardan rahatsız olur hatta kimisinin başı ağrır. John bu yayının kaynağının peşine düşerek karşıdaki kilisede olduğunu anlar. Bölgeye polis baskını olur yani devletin baskı aygıtı işlemeye başlayarak uyumsuz insanların barınma alanlarını ezer geçer. Onları tekrardan üretime ve sisteme şiddetli baskı aracılığıyla dahil eder.

John baskından hemen sonra kiliseye giderek bir kutu dolusu gözlüğü alarak kaçar. Gözlüklerden birisini takarak caddede yürümeye başlar. Filmin belkide en can alıcı en akıllara kazınan sahnesi gelir. John gözlüğü takıp karşıdaki dev reklam panolarına, dükkân isimlerine, dergilerine bakar. Şaşkınlıkla gözlüğü takıp çıkarır. Gözlük ona görmediği bir şeyi insanları özneleri haline getirmiş egemen ideolojinin maskelenmiş çağrısını reklam afişlerinde hatta baktığı her yerde göstermektedir. Zizek’in dediği gibi gözlükler ideoloji gözlüklerine dönüşür. Gördüğü yazılar John’a itaat et, uyu, boyun eğ, uyum sağla gibi mesajlar vermektedir. Caddedeki bir sinyal aracılığıyla uykuda kal sesleri insanları gizlice telkin etmektedir. Uzaylıların ideolojisi her yerde yankılanmaktadır. Medya aracılığıyla ideolojilerini her yerde seslendirmektedirler. İnsanlar üremeye, itaat etmeye devam etmelidirler. Uzaylıların ideolojisi başarılı şekilde işlemektedir. John gördüklerinden sonra aydınlanır ve onlara karşı savaş açar. Gözlükleri koyduğu yere geri döner bu sırada arkadaşı Frank gelir. John, Frank’e gözlüğü takmasını söyler. Frank reddedince aralarında kavga başlar. Uzun süren kavga sekansının sonunda Frank gözlüğü takarak gerçekle yüzleşir. Bu sahne Adorno’nun Kültür Endüstrisi metninde bahsettiği şu satırlarla daha iyi anlaşılabilir: “ İnsanlar kendilerine daha da geçici doyumlar sağladığı sürece, söylendiği gibi baş dönmesine kapılmakla kalmıyorlar; kendilerinin de iç yüzünü görebileceği bir aldatmayı istiyorlar, gözlerini sıkı sıkıya kapatıyorlar ve maruz kaldıkları ve ne amaçla imal edildiklerini bildikleri şeyleri, kendilerini aşağılayarak olumluyorlar. Aslında bir doyum olmayan bu doyumlara sıkı sıkıya sarılmaktan vaz geçtikleri anda yaşamlarının tamamen çekilmez olacağını sezinliyor ama bunu kendilerine itiraf edemiyorlar.” Frank aslında gözlüğü takacağı zaman etliye sütlüye karışmadan sürdürdüğü hayatının rayından çıkacağını bilmektedir. Frank burada tıpkı kendisi gibi yaşamı kabul etmiş egemen ideolojiye boyun eğmiş onun kandırmacalarını hoş bulmuş çoğunluğun temsilidir. İnsanlar her ne kadar aldatıldıklarının farkında olsalar da bundan hoşlanmışlar ve yaratılan sahte gerçeklikten kopmak istememişlerdir. Dolayısıyla Frank in gözlükleri takması ve gerçekle yüzleşmesi oldukça sancılı, uzun süren bir dövüşün ardından gelmiştir. Bu esnadan sonra ikili güçlerini birleştirerek uzaylılarla savaşıp onları saklandıkları maskelerden çıkarmışlardır. Filmin sonu her ne kadar maskelerin düşmesiyle bitse de uzaylıların gitmesi aslında onların ideolojilerininde gitmesi anlamına mı gelmektedir gibi soruyu sormamıza olanak verir. Zira devam edecek olan bir sistem vardır. Ayrıca uzaylıların ideolojisi birçok insanıda zenginleştirmiştir. Her ne kadar onların foyasını ortaya çıkaran ve onların ideolojilerine savaş açan proletarya olsa da iktidar onların eline geçmemiştir. Yani var olan ideoloji devam edecektir diyebiliriz sadece uzaylılar olmadan.

Film kurduğu atmosfer itibarıyla ya da aksiyon sahnelerinin kurgusuyla dönemine göre daha zayıf kalmış olabilir ancak taşıdığı güçlü alt metin kesinlikle önemli bir yere sahip olmasını olanaklı kılmakla beraber uzaylı istilası filmlerinede farklı bir yorum getirmiştir.


Kaynakça

Althusser İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları Adorno Kültür Endüstrisi

28-11-2025
Konuk Düşünce Yazarları

Konuk Düşünce Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir