SON

SON

A+ A-

Livorno. Şubat 21. Soğuk, çok soğuk. Gün batmak üzere. Bu minik ve renkli şehrin boş sokaklarından birinde bir adam ilerliyor. Giovanni Del Mare. Giovanni Del Mare, eski bir balıkçı, eski bir garson, eski bir şoför. O hiçbir zaman hayata tutunamamış, iyi bir yaşam elde etmek uğruna attığı her adımda ortada kalmış bir adam. Kırk dokuz senelik ömrü boyunca kimseye merhamet göstermemiş, kimseye minik bir tebessüm bile etmemiş, içindeki nedensiz bir kibirle kendinden başka hiç kimseyi görmemiş, insanlara saygı duymamış, kimseyi sevmemiş ve ailesi tarafından bile sevilmemiş, yalnız ve mutsuz bir adam. On bir ay önce vefat eden amcasından ona kalan, minik bir toprak parçasını satmış ve uzun bir süre onunla geçinmişti. Şimdi ise hiçbir şeyi yoktu. Yine aynısı olmuştu. O bir adım atmış ve o adım boşluğa düşmüştü. Yine sıfırdaydı, yine yolun en başında...

Aynı sokakta yavaş adımlarla ilerliyordu. Gün büsbütün kararıyordu. Dükkânlar kapalıydı, evlerde ışıklar yanmıyordu. Terk edilmiş misali, onun gibi... Caddeye ulaştığında tekrar ışıklar, insanlar ve sahte gülümsemelerle karşılaşmıştı. O hiçbir zaman güvenilir biri olmamıştı. Haliyle kimseye de hiç güvenmemişti. Onları her zaman samimiyetsiz bulmuştu. İnsanlar ne istiyor ne uğruna mücadele ediyor, neden sevmediklerine bile güzel sözler sarf ediyor, anlayamamıştı. Sanki tüm insanlık onun hiç duymadığı bir şarkıyı ezbere biliyor ve sürekli onu mırıldanıyorlardı. O ise aralarına girmeye çalıştığında bilmediği lisânı konuşmaya çalışır gibi geveliyordu, düzgün tek kelime edemiyordu. Del Mare, diğer herkesin konuştuğu o dile hâkim değildi. İnsanlar önlerine gelen yemeği beğenmediklerinde, ilginç bir tat olmuş diyorlar o ise beğenmedim diyordu. Onlar nasılsın sorusuna iyiyim derken kendisi tüm sıkıntılarını döküyordü. Gerçi doğruları söyleme huyundan, uzun süredir kimse ona nasılsın bile demiyordu. Giovanni Del Mare, kibirli, merhametsiz ve bencil bir adamdı. Ancak yalanı bilmiyordu. Her fırsatta düşündüğü en doğru şeyi ortaya döküyordu ve her yerde olduğu gibi insanlar, doğruları duymaktan hiç hoşlanmıyordu.

Caddede ilerlerken etrafındakilerin yüzlerini dikkatlice incelemekteydi. Gözleri kötü bakıyor fakat dudaklarında her daim bir tebessüm vardı. O an insanlara tiksinerek baktığını fark etti. Artık mecali yoktu, tahammülü kalmamıştı. Onlar yüzünden tek başına bir köşede yaşamıştı hayatını yine onların riyakarlığı yüzünden söylemek için can attığı her şey dilinin ucunda kalmıştı. En çok da bu döndürüyordu başını. Esasında hiçbir zaman yaşamaya değer bulmamıştı ki hayatı. Her gördüğü yüzde bir kat daha fazla tiksiniyordu. Şekerin içindeki çürük elmayı anımsatıyorlardı ona. Şeker güzel, parlak fakat zaman geçince anlıyorsun ki elma çürük, hasta ediyor seni. Dayanamıyor bırakıyorsun ancak ne çâre. İş işten geçti bir kere, artık zehri senin de içinde. Etrafı her zaman elma şekeriyle doluydu ve o bunu küçük yaştan beri farkındaydı. Bu yüzden hiçbir zaman içinin çürük olduğunu bile bile kimseye bir sevgi besleyememişti. Ne başkasına ne kendisine daha fazla dayanamıyordu.

Koşarak bir sokağa girdi. Soğuk, çok soğuktu. Titremeye başlamıştı. Koşuyordu, sonsuzluğa, bilinmeze. Uyumak istiyordu, belki de ölmek. Nefes alamıyordu. Sokağın sonundaki güvercinler havalandı. Uçuyorlardı, yükseğe, daha yükseğe, en yükseğe... O koşuyordu, gitgide en dibe. Kalbi göğsünden kurtulmaya çalışıyor gibiydi. Durdu, zihninde annesinden yadigâr bir söz dolanıyordu: "Ben mutsuz öleceğim." Ağlıyordu. Böyle olmamalıydı. Geri dönüp baktığında mutlu bir gün görmeliydi. Yoktu ne bir aile ne bir yuva ne de bir dost. Hiç, sadece bir hiç. Bomboş geçen bir ömür. Düştü, bacağı kanıyor, acıyordu. Umrunda değildi. Bağırıyordu. Bir bisikletli geldi yanına, konuşmaya çalıştı. Duyamıyordu. Sesi gittikçe kısılıyordu. Düştüğü yerden kalktı. Bisikletli yeni yetme onu durdurmaya çalışıyordu. Olmaz, çok geçti. Ağlıyor ve çocukluğunun geçtiği o eski eve yöneliyordu. İnsanlar sanki delirmiş gibi yüzüne bakıyordu. Evet diye geçirdi aklından. Evet, delirmişti ama bunu yaparken yalnız değildi. Eve girdiğinde tanıdık rutubet kokusu karşıladı onu. Odalardan birine geçti. Tüm eşyalar hüzünlü, umutsuz, halsiz... Tavandaki pervane ona bakıp gülümsüyordu. Dakikalar sonra henüz genç yaşında yitip giden annesine ait bir elbiseyi pervaneye düğümleyip sıkıca boynuna bağlamıştı bile ve şimdi yıllar boyunca ödevlerini yaptığı masayı ayağıyla itiyordu. Her zaman bu anı yaşamaktan çok korkmuştu. Ya pişman olursam ya boşlukta sallanmaya başladığım o an pişman olursam diye geçirirdi aklından. Fakat bu yaşadığı daha da korkunçtu. Nefes alamıyor, boğuluyordu ama içinde az da olsa bir nedamet kırıntısı yoktu. Gittikçe nefesi kesiliyor, tüm vücudu kasılıyor, gözleri yuvalarından çıkacak gibi oluyordu. Uzun yıllar evvel, belki ortaokuldayken, idam mahkumlarının sandalyelerine tekme atıldığında mahkûmun boynu kırılır ve hemen ölürler diye duymuştu. Ama o ölmeyi bile beceremiyordu. Uzun uzun, acı acı ölüyordu.

Boğuluyordu. Düşündüğü hiçbir şey yoktu. Ölüyordu, annesi içeri girdi. Yanmayan şöminedeki kaynayan suyu alıyor ve oğluna tebessüm edip dışarı çıkıyordu. Nefesi kesiliyor, gözlerinden yaşlar boşalıyordu. Yalnız o an göz kırpışı misali bir düşünce geçti zihninden. İlk kez tam anlamıyla istediği bir şeyi yapıyordu.

“Başarıyorum, ölüyorum. Ölüyorum... kurtuluyorum... gidiyorum... ölüy..."

Giovanni Del Mare, Livorno'nun varoşlarında küçük bir evde 49 yaşında yaşamına son verdi. Bir haftalık sürenin sonunda evden gelen kötü koku sebebiyle çağırılan polis tarafından şişmiş ve kararmış cesedi korkunç bir halde bulundu. Hiçbir yakını yoktu. Livorno'nun uzak bir köşesindeki kimsesizler mezarlığına gömüldü. Giovanni Del Mare, içerisine başkalarını almadığı sadece kendine ait olan hayatında, kimseye değmeden, hiçbir hayata dokunamadan geçip gitti. Kimsenin bilmediği bir yaşam mücadelesi ve bir dolu hayal kırıklıkları ile birlikte silinip yok oldu. Evinden gelen koku birkaç gün sokakta kaldı. Üçüncü günün sabahı sokaktan geçen biri:

“Oh.” dedi. “Sonunda gitti koku. Sâhi, kimdi o ölen?” diye sordu yanındakine.

“Bilmem.” dedi yanındaki, “Bir meczuptu herhalde.”

 

 

03-12-2025