Kötülüğün Yankısı

Kötülüğün Yankısı

A+ A-

Yaşadığımız kötülükler neden başımıza gelir? Başımızın üzerinde görünmez bir bela paratoneri taşıdığımız için mi, herkesin bize karşı olduğunu düşündüğümüz için mi, yoksa yaptıklarımızın bir kısası olarak mı? Bir bela paratonerimiz olmadığı muhakkak. Herkesin bize karşı olduğuna inanıp kendimizi dünyanın merkezine koymak ise psikolojik bir rahatsızlığa sahip olduğumuza delalet olur.

Peki, kadim uygarlıklardan beri varlığını sürdüren "kısasa kısas" anlayışı, görünmez bir yasa gibi hayatın içinde işlemeye devam ediyor olabilir mi? Buna ister ilahi adalet deyin, ister karma... Yapılan her iyilik ya da kötülük, eninde sonunda dönüp sahibini buluyor mu?

Seneca ve Epiktetos gibi Stoacı filozoflara göre başımıza gelen felaketler ahlaki bir sınamadır. Onlara göre önemli olan yaşadığımız acılar, uğradığımız haksızlıklar ya da bunların bizde bıraktığı tahribat değildir. Asıl önemli olan, bütün bunlar karşısında nasıl bir tavır sergilediğimizdir. Çünkü felaketler, insanın karakterini sınayan ve onu yeniden şekillendiren tecrübeler olarak görülür.

Pekâlâ, bizi bela ablukasına aldığını düşündüğümüz olaylar silsilesine vereceğimiz tepki ve duruş ne kadar mantıklı ve ahlaki olabilir? Kötü ve çirkin olan bir noktada bizi o istemediğimiz karanlığa sinsice, hissettirmeden çekecektir. Fakat ben bunun öncesinden, kötünün kişiyi bir bataklığa çekmesinden öncesini soruyorum. Tüm bunlar neden oldu, ansızın içinde bulunduğum bu haksızlık neden yaşandı? Tam bu noktada geriye uzun bir yolculuk yapmamız gerek. Ailemize, caddede yürürken yanımızdan geçen yabancılara, çalışma arkadaşlarımıza belki de çocukluğumuzda aynı sırayı paylaştığımız okul arkadaşımıza… Tüm bunlardan birine hatta daha fazlasına bir kötülüğüm dokundu mu, kimsenin canını yaktım mı, iftira attım mı?

Cevap muhtemelen, hayır. Çünkü kişi kendine karşı ne kadar cömertse, başkalarına karşı o kadar cimri oluyor. Buna objektif olarak cevap vermekse hayli zor. Bununla beraber istemeden, belki hiç haberimiz olmadan sebep olabileceğimiz fenalıklardan yine biz mi sorumluyuz?

Sartre'ın mauvaise foi dediği durum, insanın kendisinden kaçmasıdır. Bazen bunu öyle ustalıkla yaparız ki söylediğimiz yalana önce kendimiz inanırız. Oysa insan, kendisinden saklanabildiği kadar hakikatten de uzaklaşır. Belki de bu yüzden yaşadığımız her felaketin sebebini dışarıda aramaya meylederiz. Birini suçlamak, bir neden bulmak ya da görünmez bir hesap defteri olduğuna inanmak içimizi bir nebze olsun rahatlatır. Oysa cevabını hiçbir zaman kesin olarak bilemeyeceğimiz bir soruyla yaşamak çok daha ağırdır.

Belki bugün yaşadıklarımız geçmişte yaptığımız bir yanlışın yankısıdır. Belki de ikisi arasında hiçbir bağ yoktur. Bunu kesin olarak bilemeyiz. Fakat bildiğimiz bir şey varsa o da şudur: Hayatın bütün hesapları gözümüzün önünde görülmez. Kimi zaman iyilik karşılıksız kalır, kimi zaman kötülük cezasını yıllarca geciktirir. Bütün bunlar olurken insanın elinde kalan tek şey kendi vicdanıdır.

Belki de asıl mesele, başımıza neden geldiğini hiçbir zaman tam olarak öğrenemeyeceğimiz olayların içinde nasıl biri olarak kalacağımızdır. Çünkü insanı değiştiren yalnızca uğradığı haksızlık değildir. Asıl dönüştüren; o haksızlığın içinde yavaş yavaş alıştığı öfke, büyüttüğü kin ve bir gün farkına varmadan benzemeye başladığı kötülüktür. İşte korkulması gereken de belki budur. Bize yapılan kötülük değil; o kötülüğün sessizce içimize yerleşmesi ve sonunda bizi de kendisine benzetmesidir.

18-07-2026