Tazelik Zamanı
İşte böyle ihtişamlı bir sarhoşluk, müthiş bir tezatla sessiz ve görünmeden sona eriyordu. Akşamın kızıllığı ellerine vuruyordu. Yeni görmüşçesine ellerine dikkat kesildi. Adeta bir yangının içinde kalmış gibiydi. Alevler bu iş bilmez ve günahkâr elleri büsbütün sarmıştı. Yalnız elleri değil, gırtlağına kadar tüm vücudu alevler içinde değil miydi? Baştan ayağa ateşlerin en harlısında yanacağını, tutuşup kül olacağını bilmiyor muydu?
Çantasını alıp karanlığa doğru yürümeye başladı. İçi öfke ve nefret doluydu. Ancak elinden bir şey gelmiyordu. Bazı zaman dünyayı ters yüz edebilecek kuvveti tüm benliğinde hissederdi. Fakat bugün -ki böyle bir kudrete işte böyle günlerde ihtiyaç duyulurdu- yalnız derin bir uyuşukluk hissediyordu. Ümitsizlik, öfkesine ağır gelmişti. Olmaz dediği olmuş; çocukluğundan, o sarhoşluk veren tazelik zamanından yadigâr tek güzellik ,hevesi, kaybolup gitmişti.
Yokuşu aşmak üzereydi. Dişlerini sıkıyordu, son kez dönüp ardına baktı. Geri dönmeyecekti, biliyordu. Karnında bir sancı hissetti. Bu, vedanın hüznü değildi. Bu, ömrünü geçirdiği yerde yok oluşuyla bile asla boşluk yaratamayacak olmanın kırıklığıydı.
Haftalar sonra, kilometrelerce ötedeki minik bir pansiyonun çatı katında, bir kez daha yeni bir hayatın eşiğinde bulmuştu kendini. Odanın cılız ışığında, çantasının gözünden çıkardığı yıpranmış defterine bugünün tarihini atarak birkaç cümle karaladı:
“Bugün yeni hayatımın ilk günü. Akşam kızıllığının bütünüyle terk ettiği bu beden, alevler içinde yanan ruhu uyutup sade ve sessiz bir hayat yaşayacak. Belki mükemmel değil, belki sonsuz mutluluk vaat etmiyor; ancak pürüzsüz ve yalın. Şimdi tek gayem bu yeni güne uyanıp, sevmeden, nefret etmeden, öfkelenmeden yaşayıp yatağa yattığımda ise belki yıllar sonra ilk kez gün doğmadan uyumak. Bu, son nefesime kadar kabullenebileceğim bir istikbal.”
Tüm bunlar yalancı bir ümitti; en sahtesinden bir heveslenmeye heveslenmek gayreti. Olacak olan değil, temenni edilen hayat. Yalnız unuttuğu tek şey içindekilerdi. Tüm bunları o yaşamış, o görmüştü. Unutmak, eskiye dönmek, olmamış varsayıp yeni bir sıfır noktası koymak mümkün değildi. Çünkü tazelik zamanının içe huzur veren saflığı artık vücudunda mevcut değildi. Pekâlâ, bu başlangıçla yeni bir insan, farklı bir kişiydi. Ancak umut veren değil; tam aksi, tüm son şanslarını defalarca kullanmış biriydi.
O gecede ve onu kovalayan diğer gecelerde uyumayı umdu, fakat mümkün olmadı. Gün boyu başkasını oynadığı rolü, gece olup da uyumak vakti geldiğinde bitiverdi ve karanlığın en derinlerinde, baştan ayağa yangınlar içinde olan benliğiyle baş başa kaldı. Neredeyse varoluşundan bugüne miras huzursuzluğu, günbegün içini kemirdi.
Pek de akil olmayan kişiliği, bir gün tamamen delirdi. Şimdi onu tanıyanlar, ezelden beri somurtkan, saldırgan ve umursamaz olduğunu sanıyor. Bir vakitler onun da herkes gibi yalnız gönül eğleyici mutluluk peşinde olduğunu bilmiyorlar.