Bir Şehrin Hatırası

Bir Şehrin Hatırası

A+ A-

Bir şehri özlediğimizi söylediğimizde gerçekten neyi özlediğimizi çoğu zaman bilmiyoruz. Belki bir sokağı belki akşamları önünden geçtiğimiz eski bir binayı belki de yıllardır görmediğimiz bir yüzü...

Sonra bir gün yolumuz yeniden oraya düşüyor. Aynı caddeyi buluyoruz ama cadde bize eskisi kadar tanıdık gelmiyor. Bir zamanlar köşesinde kim bilir ne çok günler bin bir çeşit duyguyla beklediğimiz dükkân kapanmış oluyor. Çocukken duvarına yaslandığımız evin yerinde yeni bir bina yükselmiş. Bir ağacın dalları büyümüş, başka bir ağacın gövdesi kesilmiş. Şehir hâlâ orada ama biz ve anılarda kalan dünlerimiz, orada değiliz.

Galiba insanın geçmişe dönmesi biraz da bunun için tuhaf. Gittiği yerde eski günlerini bulacağını sanıyor. Oysa yıllar hiçbir şeyi olduğu yerde bırakmıyor. En çok da bizi değiştiriyor. Çocukken uzun gelen yollar kısalıyor. Bir zamanlar büyük ve ihtişamlı görünen binalar küçülüp sıradanlaşıyor. Her gün gördüğümüz insanların yüzlerini hatırlıyoruz ama seslerini hatırlamakta zorlanıyoruz. İlk gençliğin o vakitlerinde çok önemli olan bazı şeylerin değersizliğini görüyor, üzerinden yıllar geçince de neden bu kadar üzüldüğümüze şaşırıyoruz.

Bazen de hiç önemsemediğimiz küçücük bir ayrıntı çıkıyor karşımıza. Bir kapı tokmağı, eski bir çeşme, sokağın başındaki taş duvar… Birdenbire yıllar önceki bir akşam geliyor aklımıza. Kimseye anlatmadığımız bir konuşma, eve dönerken içimizden geçen bir düşünce, o gün yanımızda yürüyen birinin yüzü...

İşte o zaman anlıyoruz: Biz şehri hatırlamıyoruz yalnızca. O şehirdeki kendimizi de hatırlıyoruz. İnsan geçmişine döndüğünde bazen en büyük hayal kırıklığını binaların değişmesinden yaşamıyor. Asıl şaşırtıcı olan, kendi içindeki değişikliği fark etmek oluyor. Eskiden sevdiğimiz bir sokağın artık bize hiçbir şey söylememesi mümkün. Eskiden içimizi ısıtan bir manzaranın karşısında öylece durabiliriz ve bunu biraz garip biraz beklenmedik buluruz. Çünkü bir zamanlar orada yaşayan insan hâlâ bizim içimizdedir sanmışızdır ancak değildir. İnsan büyüdükçe bazı hâllerini geride bırakıyor. Acı olan da zaman bunu hiç sezdirmeden yapıyor. Şehirler de bunun sessiz tanıkları oluyor. Bir ev yıkılıyor, bir meydan değişiyor, eski bir dükkân kapanıyor. Biz bunlara bakarken aslında kendi hayatımızın da bir yerlerden geçtiğini görüyoruz.

Belki bu yüzden bazı şehirlere ikinci kez gitmek zor. İnsan bazen bir yeri değil, o yerde bıraktığı kendisini arıyor. Sonra hiçbir şey bulamayınca şehrin değiştiğini söylüyor ve hayretin ilk sıcağı geçtiğinde değişenin yalnız şehir değil kendi içi olduğunu anlıyor. Bir zamanlar kim olduğunu, neye güldüğünü, kimi beklediğini, hangi akşam eve dönerken içinin neden bu kadar hafif olduğunu cılız bir umutla arıyor.  Sonra bakıyor; sokak yerinde, evler yerinde, gökyüzü bile aynı. Eksik olan yalnızca kendisi. Belki de insanın geçmişle arasındaki en sessiz mesafe budur: Bir yere yeniden gidebilirsin ama o yerdeki insan olmanın yolunu bir daha bulamazsın. Şehir seni hatırlamıyor diye değil. Sen, orada bıraktığın kişiyi artık tanımadığın için.

17-08-2026
Reyhan Kılıç

Reyhan Kılıç

Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

reyhankilic10@outlook.com