Gün Doğmadan Anadolu

Gün Doğmadan Anadolu

A+ A-

Rüzgârsız havada, gönderin ucundaki durgun bayrak günün uyanmasını bekliyordu. Yoğun sisin ardından gelen küçük büyük insan sesleri, görünenin aksine hayatın çoktan başladığını hissettiriyordu. Silik halde görünen birkaç ağacın ardından gelen kuş cıvıltıları, ümidin bu sabahki cılız habercileri oluyorlar.

Bahar ayının bu gününde, güz hiç kaybolmayacakmış gibi gelen serinlikle kendini hatırlatıyordu. Saatler sonra gelecek olan güneşi hiç beklemiyormuşçasına bedenler, bu matemli titreyişe istekli bir halde bırakıyordu kendini.

Çam ağacının kış boyu dökmediği yeşil yaprakları, nispet yapar gibi henüz çiçeklenmeyen kiraz ağacının yanında dimdik ve semaya daha sahiplenici bakıyor. Gün doğumunun tek yanını aydınlattığı camii minaresi, ardındaki dağlarda olan servilerle hemhal olmuş, doğan her yeni  günde ölümün olduğunu sessizce haykırıyordu. Taa… uzaklardan gelen maden sesi, emeğin ve çabanın, alın terinin şarkısını söylüyordu.  Bu mavi gök, bu güneş, bu hava, bu sesler, güzelliğini gizleyen bu durgun bayrak… Şimdi hepsi bir memleketi yalnız bu sabahın tenhalığıyla bile saadetin ve huzurun anayurdu yapıyor.  Bir ulusun alın teri ve emeği gizlice Anadolu’nun bereketini alkışlıyor.

Küçük ve mütevazı yerleşimin yıpranmış bir hastanesinin penceresinden yaşam, işte böyle gözüküyor. Beşikte gözlerini açmaya zorlanan, henüz isimsiz yenidoğan, hiçte ayrıcaklı olamayacak bir ömrün kapısını bugün aralamıştı.  Her şeye rağmen tüm bir Anadolu, şimdi tek bir perspektiften ona gülümsüyor ve henüz ümidin ulusun ellerinden kayıp gitmediğini tüm gören gözlere işaret ediyordu.

 

14-04-2026
Reyhan Kılıç

Reyhan Kılıç

Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

reyhankilic10@outlook.com