SİLİNİŞ

SİLİNİŞ

A+ A-

Yüksek dağların ardından rüzgâr esmiş, esmiş, esmişti… Perde havalanmış, ince bir yel odaya süzülmüştü. Bu minik boşluktan süzülen, dakikalardır öten daldaki kızılgerdan şimdi gelip falına konmuş, usulca belki hiç gerçekleşmeyecek bir müjdeyi işaret etmişti.
 Bir yandan dereden yükselen kurbağa sesleri diğer sesleri bastırmıştı. Şimdi dağları aşıp gelen leylek geçen yıl kesilen kavaklar gibi yok olan her yıl tünediği samanlığın kayboluşuna hayret içindeydi. Tüm evren ahenkle devridaim yapıyor, düzen tüm olanlara rağmen kendini tekrar ediyordu. Bir sayfa daha yazılmış defter kapanmış, tüm hesaplar görülmüştü. Bütün bu kargaşa, mücadele ve gözyaşları şimdi yaşanmamış gibi sonsuzlukta kaybolmuştu.
Geçmiş artık hep karanlık duracaktı, avlunun duvarlarına, ağaçta sallanan salıncağa, yıpranmış taş merdivenlere çarpan kahkahalar var olmamış gibi silinip gitmişti. Ölüm işte böyle bir şeydi. Kişilerden bağımsız, bir anının ölmesi, bir korkunun, bir sevincin ölmesi… Hepsi böyle sessiz ve birden olurdu. Hiç olmamış gibi herkesi sahnenin dışına iter ve yeni bir sayfa açardı. 
Perde yeniden havalandı. Kızılgerdan çoktan susmuştu, avlu duvarlarında yalnızca kurbağa sesleri kalmıştı.
 

13-05-2026
Reyhan Kılıç

Reyhan Kılıç

Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

reyhankilic10@outlook.com