Metalaştırılmış Değer - Aydan Cengiz (Sosyolog)

Metalaştırılmış Değer - Aydan Cengiz (Sosyolog)

A+ A-

  Değersizleştirilmek, bir hiç gibi hissettirilmek… Hangimiz yaşamadı ki bu durumu? Doğruyu söylesen bile yalancı konumuna düşürülmek, güvenilmemek, öz güvensizleştirilmek. Bir nevi bir insanı ruhen ve bedenen yok etmek. Ama çok basite indirgiyoruz değil mi? Sanki çok normalmiş, olması gereken buymuş gibi. Kendi özgüvensizliğimizi başkasına vermek istermişçesine yapıyoruz bunu. Kendi değerini bilen birisini değersiz gibi hissettirerek en dibe çekiyoruz. Peki niye yapıyoruz bunu? Niye hem kendi insanlığımızı unutup hem de karşımızdaki insanın insan olduğunu unutuyoruz? Ve ona belirli bir değer biçerek metalaştırıyoruz?

  Doğruyu söylediğinde onun söylediklerinin gerçek olmadığının, bir palavradan ibaret olduğunu söylüyoruz. En kötüsü de göz göre göre yapıyoruz bunu. Sanki bu durumdan bir kazancımız varmış gibi. Daha çok kendine çekme, kendine mecburileştirme durumu gibi bir şey de değil. Daha çok uzaklaştırıyoruz ve soğutuyoruz kendimizi. Bir kazancımız da olmuyor. Kötü olmak marifetmiş gibi devam ettiriyoruz bu durumu. Karşımızdaki kişiyi hep bir aşağıya çekme çabası var içimizde. Anlamamazlıktan geliyoruz. Anladığımız halde başka yerlere çekiyoruz dediklerini. Karşımızdaki kişiyi delirtiyoruz ve bundan zevk alıyoruz. Bunu yaparken elimizde keyif kahvemiz eksik sadece. Merak ediyorum ne zaman bu kadar kötü olduk ve vicdanımızı kullanmadığımız bir köşeye koyduk? Her yerde tozlanmış, yosun tutmuş kalpler, beyinler dolaşıyor.

  En kötüsü de teknoloji devrinde yaşamamıza rağmen bunu yaşıyoruz. Herkes daha akıllı daha bilgili diyoruz. Ama o denilen hiçbir şeyi gerçek hayatta icraate geçiremiyoruz. Sadece sözlerden ibaret. Teknolojik aletleri kullanabilmek mi akıllılık olarak karşımıza çıkıyor? Akıllı olan bir insan başkasının kötü durumundan zevk alabilir mi?

  Yaşayan ölüler gibi geziyoruz etrafta. Kalpler, beyinler, ruhlar ölü. Kimse kimsenin iyiliğini istemiyor. Başarısızlığımızı başkasının başarısını örterek kapatmak istiyoruz. Ya da kıskançlıktan öz güvenini yerle bir etmek istiyoruz. Örneğin; Kendisini seven, kendisini beğenen bir insanı öz güvensizleştiriyoruz. Ve o kişi kendisini çok çirkin, çok başarısız, çok yetersiz hissederek geziyor etrafta. Bu kariyerine bile etki edebiliyor. Belki de aklından hiç çıkmıyor “Çok çirkinsin! Ne yaparsan yap yeterli değil! Yapamazsın sen! Beceremezsin! Yalancısın! Sana güvenmiyoruz!” sözleri. Ve kendisini değersiz hissetmeye başlıyor. Biz en akıllı, en bilge, en zeki varlıklar nasıl oluyor da hırs uğruna, zevk uğruna başkasının üstüne basabiliyoruz? Değer biçebiliyoruz? Biz insanlar nasıl oluyor da yok olanı inşa etmek yerine var olanı yıkıyoruz?

  Ne zaman akıllanacağız merak ediyorum. Kendimize yapıldığında sinirden öldüğümüz, delirdiğimiz şeyleri nasıl oluyor da başkasına çok kolay bir şekilde yapabiliyoruz? Birisini hiç gibi hissettirebiliyoruz ama aynısını bize yaptıklarında hemen pençemizi çıkarıyor ve de saldırıyoruz. Ve bunların üstünü örtmek için hep bir bahaneler üretiyoruz. Suçu kendimizde aramak yerine suçlu bulmakla uğraşıyoruz. Renkli dünyalarını simsiyah bir ekrana çeviririyoruz. Koca bir hiçliğe terk ediyoruz onları. Belki de sorunumuz bu. Kendimizi görmediğimiz için başkalarını da görmüyoruz. 

31-10-2025
Konuk Düşünce Yazarları

Konuk Düşünce Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir