Ölü Ruhlar Bölgesi: Azrael - Fatma Nur Topel (Edebiyat)

Ölü Ruhlar Bölgesi: Azrael - Fatma Nur Topel (Edebiyat)

A+ A-

Gece, Ölü Ruhlar Bölgesini bir mezarlıktan daha korkunç gösteriyordu. Sessizlik korkuyu besliyor, rüzgâr bütün o korkuyu dalların arasından sürüklüyordu. Ay, bulutların ardında yarı görünür bir yüz gibi asılıydı. Ednef, gecenin tenhalığında ağır adımlarla ilerliyordu. Göğsünde taşıdığı ağırlık nefesini zorluyor, içinde sıkışmış bir şeyin varlığını bastıramıyordu. 

Zihnindeki ses ise yol boyunca hiç susmamıştı. Her adımda, her nefeste, kulağına fısıldıyordu. Ednef derin bir nefes aldı; ciğerlerine dolan soğuk havayı var gücüyle dışarı bıraktı. O an, içindeki öteki ruh karşısındaydı. 

“Ne istiyorsun be? Yeter! Dayanamayacağım artık... İçindeki nefret canımı yakıyor.” 

Azrael’in sesi, bir karganın karanlıkta yankılanan sesi kadar soğuk ve alaycı geldi: 

“Bu benim nefretim değil, aptal! Bizim nefretimiz. Unutma, ben senim, sen de bensin! Şimdi mızmızlanmayı bırak da yürümeye devam et.” 

Ednef dişlerini sıktı. Gözleri bulanıklaşmıştı. 
“Biz bir filan değiliz. Okuldan atılacağım senin yüzünden. Belki... belki ailemi bir daha hiç göremeyeceğim.” 

Azrael kısık bir kahkaha attı, yaprakların arasında yankılandı sanki sesi: 
“Bana güven... yani bize güven Ednef. Seninle bütün sevdiklerinin öcünü alacağız. Hani odandaki minik kız vardı ya... Monava’dan gelen. Üvey annesi zehirlemişti onu. Onun öcünü bile alabiliriz. Düşünsene, herkes hak ettiğini bulacak. Ne diye yüzyıllar önce birkaç kibirli bürokratın koyduğu kurallara uyalım? Biz adil ölmedik ki neden adil olalım?” 

Ednef’in elleri titredi. Ruhunu saran hislere karşı gelemiyordu daha fazla. Öteki ruh tekrar Ednef’in ruhuna karıştı. 

“Kes artık! Dayanamayacağım. Biraz dinlenmem gerek...” 

Bir ağacın dibine çöktü. Başını gövdeye yasladı, gözlerini kapadı. Ama içi sessizleşmiyordu. Çünkü karanlık, onunla birlikte nefes alıyordu. Her derin solukta Azrael, zihninin kıvrımlarında yankılanıyor, göğsünün tam ortasına zehrini damlatıyordu.  

Ednef uyumaya çalıştı, ama "öteki” uyumuyordu. 

... 

Müdüre Bayan Lalih, çalışma odasının loş ışığında oturuyordu. Masanın üzerindeki tek mum, titrek aleviyle duvara uzun, eğri gölgeler vuruyordu. Gözleri boşluğa dikilmişti; düşünceleri ise çok daha derin, çok daha karanlık yerlere uzanıyordu. Yüzyıllar boyunca yönettiği okulda asla yönetmeliğe aykırı bir olaya izin vermemişti. Bu unvanı, bu lekesiz sicili onun zırhıydı. Ama şimdi… bu sessizlik kırılmak üzereydi. 

“Azrael.” 

Bu isim zihninde yankılanıyor, göğsünde ağır bir taş gibi oturuyordu. Elinde bir plan yoktu. Bu yüzden gecenin en uygunsuz vaktinde Bay Röme’yi çağırdı. 

Kapı gıcırdayarak açıldığında Bay Röme göründü. Hızlı adımlarla içeri girerken cüppesinin eteği yere sürünüyor, mum ışığında sanki karanlığın kendisi odaya doluyordu. 

“Beni istemişsiniz, Bayan Lalih,” dedi. Sesi ihtiyatla kısılmıştı. 

Bayan Lalih, gözlerini kısarak onun oturmasını eliyle işaret etti. Yüzündeki ifade, her zamanki gibi bir duvar gibiydi. Bay Röme itaatsizlik etmeyecekmiş gibi sessizce sandalyeye yerleşti. 

Bayan Lalih konuştu; sesi sert, ama içinde saklı bir titrek notayla: 

“Bay Röme… bu saatte sizi çağırdığım için üzgünüm. Ama Bayan Ednef’in durumu hakkında daha fazla bilgiye ihtiyacım var. Durum büyümeden önlemek istiyorum. Bana, Azrael hakkında bilmem gerekenleri anlatır mısınız?” 

Bay Röme, oturduğu yerde huzursuzca kıpırdandı. Elini dizine koydu, sonra geri çekti; sanki dokunduğu her şey Azrael’in gölgesine değiyormuş gibi. Gözlerini mum alevinden kaçırarak kısık bir sesle konuşmaya başladı: 

“Bayan Lalih… Azrael, kadim kitapların arasında unutulmak istenmiş bir isimdir. Binlerce yıl önce Ölü Ruhlar ile Yaşayanlar arasında yapılan büyük anlaşmaya karşı çıktı. Ona göre öldürülmüş olanın öç alma hakkı elinden alınamazdı; intikam, ruhun en doğal hakkıydı. Bu yüzden okulda dersler verdi… musallat olmayı, laneti, unutulmuş öfkeyi öğretti. Söyledikleri sadece öğrencileri değil, halkın kalbini de zehirledi. Ve… taraftar topladı.” 

Konuşurken Bay Röme’nin sesi derinleşti, gözleri dalgınlaştı; sanki o günleri yeniden görüyordu. Mum ışığı yüzündeki gölgeleri daha keskinleştiriyor, dudaklarının titremesini gizlemiyordu. 

“Onun yükselişi karşısında Aziz Zirem durdu. Nefretin beslediği intikamı lanet olarak gördü ve Azrael’i açıkça suçladı. Ama… iş işten çoktan geçmişti. Taraftarları çoğalmış, ruhların sesi onun lehine yükselmişti. Oylama günü geldiğinde sonuç neredeyse kesindi: Azrael kazanacaktı. Fakat Zirem yenilgiyi kabul etmedi. Ellerini göğe kaldırdı, dudaklarından karanlık kelimeler döküldü… ve Azrael’in ruhu lanetlendi. Ruh parçalandı, sürgün edildi. Yaşayabilmesi için yarım bir ruh bulmak, ona tutunmak zorunda kaldı...” 

Bayan Lalih’in parmakları masanın kenarını sıktı; tırnakları ahşabı çiziyordu. Sesini alçaltarak sordu: 

“Peki, Bay Röme… Azrael şimdi ne istiyor? Zirem artık yok. Kurallar net, herkes huzurlu yaşıyor. İntikam alacağı kimse kalmadı…” 

Bay Röme başını yavaşça salladı, yüzünde kederli bir gölge belirdi. Sesi neredeyse fısıltı gibiydi: 

“Azrael için intikam, sadece bir sebep değil; varoluşun ta kendisidir. Onu lanetleyenlerden öteye gider arzusu. Asıl hedefi, ona gerçek yaşamını çalanlardan intikam almak. Kurul ya da biz değiliz onun gözünde… Ama eğer Büyük Kurul onun hâlâ burada, okulun zindanlarında olduğunu öğrenirse… Ednef’in ruhu ilk bedel olacaktır.” 

Bayan Lalih’in gözleri irkildi; içindeki soğukluk derinleşti. Sandalyeden kalktı, odanın içinde bir gölge gibi volta atmaya başladı. 

“Eğer insanlar arasında bir yıkım yaşanırsa, bunun kaynağı benim okulum olursa… ben biterim. Onu zindana hapsetmek yerine hiçliğe göndermeliydim.” 

Bay Röme, başını eğdi; sesi ağır bir karanlık gibi yere çöktü: 

“Üzgünüm, Bayan Lalih. Artık ne siz ne kurul ne de başka bir güç bunu durdurabilir. Sadece konak olarak kullanılan parçalanmış ruhun diğer yarısı Azrael’e karşı koyabilir. O gün geldiğinde… büyü bozulacak ve Azrael sonsuz karanlığın hiçliğine sürülecek. Ama o güne kadar…” 

Bayan Lalih, sesindeki korku ve merak tınısını saklamaya çalışarak sordu: 

“Peki, Bay Röme… Bu lanetin düzeltilmesi veya” sesini daha da kısarak fısıldamaya başlamıştı “...yok edilmesi için bir şey yapabilir miyiz?” 

Bay Röme, başını hafifçe eğdi; gözlerinde belirsiz bir gölge gezindi. 

“Bayan Lalih…” dedi ağır bir sesle. “Gerçeği söylemem gerekirse… bunu bilmiyorum. Fakat isterseniz, araştırırım.” 

O an, odanın üzerini kaplayan sessizlik, bir mabedin taş duvarlarında yankılanan son dua gibi ağırdı. Bayan Lalih, aldığı cevabın yetersizliğine rağmen, adamın çaresizliğini hissediyordu. Yıpranmış sinirlerini onun üzerine boşaltmamak için titreyen bir el hareketiyle kapıyı işaret etti. 

Bay Röme saygıyla eğilip odadan çıktı. Kapı kapandığında, içeride yalnızca karanlığın sessizliği kaldı. 

Bayan Lalih, ellerini yüzüne kapadı. Düşünceleri, fırtınalı bir denizin ortasında savrulan bir sandal gibiydi. Böyle bitmemeliydi, diye geçirdi içinden. “Ne Bayan Ednef bu kadar acı çekmeliydi, ne de ben onun gölgesinde bu kadar derin bir karanlığa sürüklenmeliydim.” 

Koridordan yankılanan ayak sesleri yaklaşırken, Lalih başını kaldırdı ve sese odaklandı. 

Kapı bir gürültüyle açıldı; gardiyan Bay Nes topal ayağını tutarak nefes nefese içeri daldı. 

“Müdüre Lalih!” dedi, sesi çatlıyordu. “Hücredeki kız... kaçmış efendim!” 

05-11-2025
Konuk Düşünce Yazarları

Konuk Düşünce Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir