Gerçeği Fazla Erken Öğrendik.
Çocukken kurduğu hayali yaşayan var mı?
O zamanlar izlediğimiz çizgi filmlerin de etkisiyle bulutların üzerinde zıplayabiliyorduk. Gökkuşağından aşağı kayabiliyorduk. Bir kanatla gökyüzünde süzülebiliyorduk.
Hayallerimizde her şey çok güzeldi. Her şey mümkün gibiydi.
Şimdi o günleri düşününce, o masumluğu özlüyor insan.
Büyüdükçe hayallerimiz de değişti. Bir şeyi hayal etmeden önce mümkün olup olmadığını düşünmeye başladık. Olur mu, olmaz mı? Nasıl olur?
Belki de büyümek biraz da böyle bir şey. Hayallerimizin içine gerçeği fazla erken davet etmek.
Çocukken imkânsız diye bir şey yoktu. Bir gün bulutların üzerinde yürüyebilir, gökkuşağından kayabilir, hatta istersek uçabilirdik. Bunların gerçekten olabileceğine inanmak zorunda da değildik. Hayal etmek yetiyordu.
Sonra büyüdük.
Ve galiba imkânsıza inanma cesaretimizi kaybettik.
Şimdi bir şey istediğimizde, daha hayalini kurarken nasıl gerçekleşeceğini düşünüyoruz. Gerçekleşme ihtimali yoksa vazgeçiyoruz. Bazen daha başlamadan “olmaz” diyoruz.
Oysa bazı hayallerin gerçekleşmesi gerekmiyor. Hevesle bir şeyin hayalini kurabilmek bile yeterli.
Belki de arada bir, hiçbir hesabı kitabı olmadan hayal kurmalı insan.
Bulutların üzerine basamayacağını bile bile, bir anlığına orada yürüyebileceğine inanmalı.
Çünkü büyümek, hayal kurmayı bırakmak demek değil ki. O masumluğa da bazen ihtiyacımız var. En çok da o hissi yeniden yaşamaya. Belki de ihtiyacımız olan, imkânsız şeylerin gerçekleşmesi değil; onları hâlâ hayal edebilecek kadar cesur olduğumuzu hatırlamak.
Kaynakça
Görsel Kaynak: www.pexels.com