Olgunluk Meselesi
Olgunluk yaşla mı başla mı ilgilidir, hâlâ emin değilim. Uzun süre bunun yaşla geldiğine inandım. İnsan büyüdükçe çocukça kararları geride bırakır, her geçen yıl kendini biraz daha eğitir sanırdım. Meğer zaman, tek başına kimseyi büyütmüyormuş.
Çevrenize baktığınızda çocukların çocukluğunu yaşadığını değil de daha çok çevresine karşı hakimiyet kazandığını görüyor musunuz siz de? İstekleri için kolayca tartışma yaratanlar çoğalıyor sanki. Yetişkin dediklerimin ise tavırları giderek çocuklaşıyor. Şımarıklaşıp duygu sömürüsüne sığınanlar çoğaldı. İnsan bazen bu manzaranın ortasında kalıyor; ne eskisi gibi saf ne de bu yeni hâle ait. Arada bir yerde, biraz kaybolmuş gibi.
Ne zaman böyle oldu bilmiyorum. Belki de hep böyleydi, sadece görmezden geliyorduk. Oysa olgunluk, bir hata yapıldığında arkasında durabilmek değil midir? Hatasını kabul etmek yerine, kıskançlıkla başka bir yanlışla örtmeye çalışmak insanı yalnızca daha küçük gösteriyor. Ama herkes kendi hikâyesinde haklı; herkes her şeyi biliyor, her şeyin sorumlusu mutlaka bir başkası.
Dürüstlükten bahseden ama arkanızdan çevirmediği dolap kalmayan insanlar var. Kişiliğini hâlâ oturtamamış, buna rağmen yılları devirmiş insanlar… Kimileri uğraşmamak için görmezden geliyor, kimileri konuştukça uzayan tartışmaların içinde yoruluyor. Onları birer umutsuz vaka olarak görüp o yoldan çıkmanın zamanı çoktan geldi.
Olgunluk, herkesin aynı hızda büyümediğini kabullenmekle başlıyor. Belki de hiçbir zaman olgunlaşamayacaklarını da kabul etmek gerekiyordur. İnsan, başkalarının eksik kaldığı yerlerde öfkelenmek yerine kendi yoluna bakmayı öğrendiğinde hafifler. Herkesi değiştiremeyiz ama kendimize nasıl bir hayat kuracağımızı seçebiliriz. Ve bu seçim, zamanla insanı daha sağlam bir yere taşır. Belki dünya aynı kalır; ama biz, içinde daha doğru bir yerde durmayı öğreniriz.
Kaynakça
Görsel kaynak: www.pexels.com