Benmişim…
Kendince anlam yüklediğin her şeyin, aslında hiç de bir anlamı olmadığını anladığın an…
Senin gözünde devleştirdiğin, mükemmelleştirdiğin bir şeyin aslında bir hiç olduğunu fark ettiğin an…
Hiç yaşadın mı bu duyguyu?
Kendi kendine gelin güvey olmak gibi aslında. Sen bir şeyler sanırsın; bir anlam çıkarırsın, bir ihtimale tutunursun. Sonra bir gün, bütün bunların yalnızca senin zihninde var olduğunu fark edersin.
Meğer sandığın şey yokmuş.
Belki de en başından hiç olmamış.
İnsanın bir anda boşluğa düşmesi gibi… Sanki yürüdüğün yolun nereye çıktığını bilip emin adımlarla yürürken birden yolun hiç var olmadığını fark etmişsin gibi.
Bazen bir cümleyi olduğundan daha anlamlı bulur, küçücük bir ihtimali kocaman bir geleceğe dönüştürürüz. Sonra da kendi kurduğumuz hikâyeye öylesine inanırız ki gerçeği unuturuz.
Oysa belki de sadece bir cümledir öylesine kurulmuş.
Belki de bir işaret saydığımız şey, sıradan bir andan ibarettir.
Görmek istediğin şey o kadar güzeldir ki başka ihtimallere bakmak istemediğin için geriye itersin asıl olabilecekleri.
Henüz yaşanmamış bir şeyi yaşanmış gibi sevmek…
Henüz söylenmemiş sözleri duyulmuş gibi hatırlamak…
Daha ortada bir yol yokken, sonuna varmak…
Sonra bir gün bütün bunların yalnızca senin içinde büyüdüğünü anlarsın.
Ve geriye, insanın kendisiyle baş başa kaldığı o tuhaf sessizlik başlar. Hiçbir şey de yapamazsın.
Çünkü ortada verilmiş bir söz yoktur.
Sadece senin inandığın bir anlam kalır geriye. Oysa o anlam, hiç var olmamıştır.
Kaynakça
Görsel kaynak: www.pexels.com