Görünenin Ardı…
Herkes için bir tanıdığımız kimlik var bir de bizim yakıştırdığımız. Bir insanı tanımak birkaç saniyeyle olmadığı gibi birkaç seneyle de olmuyor aslında.
Hikayenin sonunda iyi dediğin kötü, kötü dediğin iyi çıkabiliyor. Kimseyi tam anlamıyla tanıyamıyorsun. Hayat şaşırtmayı seviyor çünkü.
Gördüğümüz şey sadece bize sunulan. Bilmemize izin verilen kadarı. Onun arkasında ne var biliyor muyuz? Karanlık tarafı, ilk andan okuyabilmek asıl büyük marifet.
Belki en yakınları karşısındakinin içini okuyabilir. Ya da hisleri kuvvetli kişiler. Şu insan sarrafı dediklerimiz. Hislerin yönlendirebilir bir noktaya kadar, evet. Ama her zaman değil.
Bazen şansın varsa daha tanımadan anlıyorsun kimi şeyleri. İlk andan veriyorsun notunu. Seni yanıltmıyor düşüncelerin. Her zaman yanılmadan ilerlemek kolay mı? Hiç değil.
Görünenle görünmeyenin her zaman aynı olmadığının farkına varmak da gerekmiyor mu? Başka bir yüzle karşılaştığımızda yaşadığımız kırgınlık, bizden dolayı. Bizim beklentilerimiz, bizim kalıplarımız aslında. Bunu ne zaman kabullenelim peki?
Yaptığımız tek şey; insanları bir kalıba sokmak. Halbuki insan matruşka gibidir. Hangi yüzün ne zaman ortaya çıkacağı ya da neyi ne zaman yapacağı belli olmaz.
O asla böyle bir şey yapmaz dediklerimiz şaşırtmıyor mu en çok?
Kaynakça
Görsel kaynak: www.pexels.com