Zamansızlık
Doğduğumuz günden itibaren her anımız bir durumlar silsilesi içinde geçer. Acısıyla tatlısıyla iyisiyle kötüsüyle kolaylığı ve zorluğuyla birçok anı istesek de istemesek de biriktiriyoruz. Bazı anılar bizim için heyecan verici, bazı anılar bizim için travma tetikleyici, bazı anılar da bizim için anlamsız gibi hissettirebilir. Anılarımızı çok değişken ve tutarsız olarak düşünebiliyoruz ama bence artık hızlı geçen sadece yıllar değil, içinde bulunduğumuz gün, saat, dakika hatta saniyeler bile çok hızlı geçiyor gibi değil mi? Bu durumun fizik bilimiyle ilgili bilimsel bir açıklaması var mı bilmiyorum ama psikolojik olarak açıklamak istersem, internete daha çok bağımlı olmamızdan kaynaklı olduğunu düşünüyorum.
Pandemi öncesinde bu kadar çok internete bağımlı değildik. Şu an okul, aile, çevre, iş yeri gibi her ortam internet etrafında dönüyor. Bu durumu ‘zamansızlık’ olarak ifade ediyorum. Zamansızlık kavramını daha biraz açıklamak istersek içinde bulunduğumuz zamanın bu kadar hızlı geçmesi ve yaptığımız planların yetişememesi, yani daha uzakmış gibi görünen zamanın, aslında çok çabuk gelmesi, zamanın anam ve öneminin yeterince anlaşılamamasına neden oluyor.
Zamana, içinde bulunduğumuz ana ait hissedemiyoruz. Bu durumu psikolojik olarak açıklamak gerekirsek, dünya genelinde de bireyler artık kendilerini hiçbir gruba dahil hissetmiyor. Yalnız olarak tanımlıyorlar. Çünkü sosyal medyada çok fazla dikkatimizi dağıtacak uyarıcı karşımıza çıkıyor. Kendimizi meşgul olarak tanımlıyoruz. Fakat aslında kendimizi oyalıyoruz yani meşgul değiliz. Örneğin; yemek yerken bile karşımızda bir film açık oluyor ya da izlemesek bile arka planda videolar açık kalıyor. Tüketim çağında her şeyi çok çabuk tüketiyoruz. Bu yüzden kazanılan hiçbir şeyin kıymeti, eskisi gibi bilinemiyor. Çünkü olaylara, durumlara tam olarak anlam yükleyemiyoruz. Tüketim çağının acısını, derinlerimiz de çok rahat hissedebiliyoruz
Yani olaylara yüklenen anlam sürekli değişmekte, bu yüzden yaşanan olay önemli ya da önemsiz olsa bile artık bizim için sıradanlaşıyor. Bu sıradanlık bir süre sonra her anımıza yansıyor. Bu yüzden günlere, aylara, yıllara eskisi gibi değer veremiyoruz. Zamanın büyük bir güç olduğunu unutmamalıyız. Planlı hareket etmeli, bu plan doğrultusunda ilerlemeliyiz. Diğer türlü işlerimizi yeterince yetiştiremeyiz. Günlük işlerimiz yarım kalırsa da diğer işlerimize odaklanamadığımız için, kendimizi yetersiz hissetmeye başlarız. Zamanın ve mekanın oldukça önemli olduğunu, birey olarak bu konuda daha etkileyici, daha etken olmamız gerektiğini düşünüyorum. İçinde bulunduğumuz anın değerini anlamamız dileğiyle…
Kaynakça
https://images.pexels.com/photos/39396/hourglass-time-hours-sand-39396.jpeg?auto=compress&cs=tinysrgb&w=1260&h=750&dpr=1