Kim Olduğumuzu Kim Belirliyor?
Kim olduğumuz, sadece bizim kararlarımızla mı şekilleniyor? Yoksa etrafımızdaki insanlar, ailemiz, toplumumuz, kültürümüz ve hatta sosyal medya bizim kimliklerimizi inşa mı ediyor? Toplum, her adımımızı izliyor, davranışlarımızı belirliyor, bazen bir el gibi usulca, bazen de acımasızca üzerimize biçiyor. Peki ya biz? Toplumun bize giydirdiği bu rolü kabul etmek zorunda mıyız?
Toplum, bireyin kimliğini o kadar derinden şekillendirir ki, bazen farkında bile olmadan onun bir parçası haline geliriz. Çocukken bize öğretilen “iyi çocuk ol” mesajı, büyüdükçe “bu bir erkek işi, bu bir kadın işi” düşüncesiyle karışır. Bir yanda toplumun çizdiği sınırlar, diğer yanda bireysel özgürlük isteğimiz. Peki, gerçekten özgür müyüz?
Aile, okul, arkadaşlar... Bunlar ilk toplumsal yapılarımız. Toplumun kalbinde, içimize işleyen kurallar var. Ailede öğreniriz, “ne yapman gerektiğini” fakat hiç düşündünüz mü, “neden bunu yapman gerektiğini”? Toplumun ilk öğretisi burada başlar: Şu şekilde düşün, şu şekilde davran, böyle giyin. Bizi hep bir “ideal” olarak şekillendirmeye çalışırlar. İdeal bir öğrenci, ideal bir evlat, ideal bir çalışan… Herkesin yazdığı senaryoyu oynamamız beklenir.
Ama burada bir sorun var. Bize “iyi” olmamız öğretildiğinde, bu aslında toplumun neyi iyi kabul ettiğini kabul etmek anlamına gelir. Yani, “senin iyiliğin” aslında toplumun istediği iyi olma halidir. Sence kim karar verdi sana neyin “iyi” olduğuna? Toplum, senin her hareketini şekillendiriyor, gözlemlerini etkiliyor, hatta duygusal olarak seni manipüle ediyor. “Başarılı” olmak demek, toplumun tanımladığı başarıyı elde etmek demek. Ve bunun için biz bazen kendimizi kaybediyoruz.
Toplum, sadece dışarıdan değil, içeriden de bizi etkiler. Senin kimliğin, sadece senin öznel deneyimlerinle mi oluşur? Yoksa ait olduğun toplum seni de, seni ne yapman gerektiği konusunda sorgusuz sualsiz yönlendirir mi? Toplum seni bir kalıba sokar ve sen o kalıbı giymek zorunda kalırsın. Oysa kim olduğumuzu keşfetmeye başladığımızda, bu kalıbın içindeki kişiyi hiç tanımadığımızı fark ederiz.
Toplumun sunduğu kimliklerle büyürken, aslında kendi kimliğimizi bulmak ne kadar zor olur! Kadınsan, hep “güzel olman” beklenir, erkeksen “güçlü” olman. Başarılıysan, “iyi bir işte çalışman” beklenir. Peki ya senin isteklerin? Senin arzuların, senin kimliğin? Toplumun seni nereye koyduğuna göre yaşamak, seni değil, onun beklentilerini tatmin eder.
Evet, toplum bizi şekillendiriyor ama... Bunu hep kabul mi edeceğiz? Bireyler olarak hep aynı düşünce tarzlarına, aynı yaşam biçimlerine hapsolmak zorunda mıyız? Birey, toplumu değiştiremez mi? Ya da en azından o değişime katkıda bulunamaz mı?
Toplum, kimi zaman bize doğruları öğretir, ancak bu doğruların toplumun çıkarları doğrultusunda belirlendiğini unuturuz. Ekonomik sınıflar, ırk, cinsiyet gibi faktörler, kim olduğumuzu ve kim olabileceğimizi sınırlayabilir. Ama unutmayın, her değişim bir yerden başlar. Toplumun kurallarını sorgulayan, ona meydan okuyan bireyler, tarih boyunca toplumu dönüştürmeyi başarmıştır.
İdealler, tek tek bireylerin kafasında filizlenir ve sonra dünyayı değiştirir. Bu, toplumsal bir devrim olabilir ya da belki sadece bir başlangıç. Ama sonuçta, değişim her zaman bireylerden başlar.
Kaynakça
Görsel: Pexels.com