Reklamlarda Kadın İmgesi
Bir reklam sahnesi… Kadın, mutfakta elleri bulaşık köpüğünde ya da bir krem şişesini saçlarına sürerken ışıldayan bir gülüşle karşımızda. Bu sahne, yalnızca birkaç saniyelik bir kurgudan ibaret değil; aslında toplumun kadın algısını fısıldayan bir ayna. Ama bu ayna kırık, her parçasında başka bir kadınlık resmi var.
Reklamlar, topluma serilen görünmez bir halı gibidir. Üzerinde yürüdükçe fark etmezsin ama iz bırakırsın. Kadın imgesi işte bu halının desenlerinde gizlidir. Bazen “fedakâr anne” motifiyle, bazen “çekici kadın” figürüyle, bazen de “kariyerinde güçlü” bir yüzle çıkar karşımıza. Hepsi aslında aynı hikâyeyi tekrar eder: Kadının değeri, ya başkaları için yaptığı fedakârlıkta ya da görünüşünde aranır.
Sosyolojik olarak reklamlardaki bu tekrar, toplumsal belleği şekillendirir. Kadın bir yandan parlatılmış bir vitrin mankenine, öte yandan evin görünmez işçisine indirgenir. Tıpkı bir tiyatro sahnesinde rol dağıtımı yapılmış gibi: erkek yönetmen, kadın ise hep aynı rollere mahkûm oyuncu.
Bugün bazı reklamlar, kadınları “güçlü” bir özne olarak göstermeye çalışıyor. Ancak bazen bu da bir yanılsamadan ibaret olabiliyor. Çünkü güç, sadece yüksek topuklu bir ayakkabı ya da takım elbiseyle verilirse, yine dışsal bir süs olmaktan öteye geçmiyor. Gerçek dönüşüm, kadınların farklılıklarıyla, çok sesliliğiyle ve kendi hikâyeleriyle görünür olduğu an başlayacak.
Sonuçta reklamlar bir ayna. Ama bu ayna, çoğu zaman kadının kendi yüzünü değil, toplumun görmek istediği yüzü gösteriyor. Belki de yapılması gereken şey, bu aynayı yeniden çerçevelemek: Kadını tüketim nesnesi değil, yaşamın öznesi kılan bir bakışla…
Kaynakça
Görsel: pexels