Çocuk Suç İşlemeden Önce: Onu Buraya Getiren Ne Oldu?
Bir çocuk suç işlediğinde ilk sorduğumuz soru çoğu zaman “Ne yaptı?” oluyor. Hangi suçu işledi, kime zarar verdi, nasıl cezalandırılmalı? Oysa belki de bundan önce sormamız gereken başka bir soru var: “Bu çocuk buraya nasıl geldi?” Çünkü hiçbir çocuk, içinde yaşadığı dünyadan bağımsız değil. Ailesi, arkadaşları, okulu, mahallesi, ekonomik koşulları, karşılaştığı insanlar ve gördüğü davranışlar onun dünyasını biçimlendiriyor. Çocuğun yaptığı davranışa bakarken, onu o davranışa götüren yolu görmezden gelmek, hikâyenin yalnızca son cümlesini okumaya benziyor.
Çocukluk, insanın dünyayı öğrenmeye başladığı dönem. Çocuk neyin doğru, neyin yanlış olduğunu yalnızca söylenenlerden öğrenmiyor; gördüklerinden, yaşadıklarından ve kendisine nasıl davranıldığından da öğreniyor. Evde şiddet gören bir çocuk için şiddet ne kadar yabancı olabilir? Sürekli ihmal edilen bir çocuk, kendisini ne kadar değerli hissedebilir? İhtiyaçları karşılanmayan, korkuyla büyüyen ya da ailesiyle sağlıklı bir ilişki kuramayan bir çocuğun dünyaya bakışı elbette değişebilir. Burada mesele çocuğu yaptığı davranıştan sorumsuz tutmak değil. Mesele, o davranışın ortaya çıktığı koşullara da bakabilmek. Yoksulluk da bu koşullardan biri. Fakat yoksulluğu doğrudan suçun nedeni olarak görmek kolay ama eksik bir açıklama. Çünkü aynı ekonomik koşullarda yaşayan her çocuk suça sürüklenmiyor. O hâlde mesele yalnızca paranın azlığı değil. Mesele, çocuğun sahip olduğu imkânların giderek daralması. Eğitim, sağlık, kültür, sosyal faaliyetler, güvenli bir çevre ve geleceğe ilişkin umut… Bunların her biri çocuğun hayatında birer seçenek oluşturuyor. Seçenekler azaldıkça çocuğun karşısındaki dünya da daralıyor. Belki de bazen bir çocuğun suça sürüklenmesinden önce, hayatındaki başka seçeneklerin birer birer ortadan kalkmasına bakmak gerekiyor.
Okul da bu hikâyenin önemli bir parçası. Okul yalnızca derslerin işlendiği bir bina değil. Çocuğun arkadaş edindiği, kendisini ait hissettiği, yetişkinlerle ilişki kurduğu ve geleceğine dair bir düşünce geliştirdiği yerlerden biri. Peki çocuk okulda kendisini sürekli başarısız, dışlanmış ya da değersiz hissediyorsa ne olur? Okuldan uzaklaşan çocuk aslında yalnızca eğitimden uzaklaşmış olmuyor. Onu toplumsal hayata bağlayan ilişkilerin bir kısmından da uzaklaşabiliyor. Bu nedenle “Bu çocuk neden okula gitmiyor?” sorusunun yanında “Okul bu çocuğa ne sunabildi?” sorusunu da sormak gerekiyor. Sonra arkadaşlar giriyor hayatına. Bazen aileden, bazen okuldan daha güçlü bir bağ kuruluyor arkadaş grubuyla. Bir gruba ait olmak, özellikle kendisini başka alanlarda dışlanmış hisseden bir çocuk için çok önemli hâle gelebiliyor. Kabul görmek, fark edilmek, birilerinin arasında yer bulmak… Çocuk bazen yaptığı davranışın sonucunu düşünmeden, yalnızca grubun bir parçası olabilmek için hareket edebiliyor. Böylece suç, yalnızca bireysel bir davranış olmaktan çıkıp bir grubun içinde öğrenilen ve paylaşılan bir davranışa dönüşebiliyor.
Bir de mahalle var. Çocuğun büyüdüğü sokaklar, karşılaştığı insanlar, gördüğü davranışlar ve sahip olduğu sosyal imkânlar… Bunların hepsi çocuğun dünyasının bir parçası. Güvenli oyun alanlarının, spor merkezlerinin, kültürel etkinliklerin ve çocukların kendilerini ifade edebilecekleri alanların olmadığı bir çevrede çocuğun boş zamanını nasıl geçirdiği de değişiyor. Şiddetin, suçun veya dışlanmanın daha görünür olduğu bir çevrede büyümek, çocuğun bunlarla daha erken karşılaşmasına neden olabiliyor. Bu, o çevrede yaşayan her çocuğun suça sürükleneceği anlamına gelmiyor. Ama çocuğun karşılaştığı dünyayı değiştirdiği kesin.
Belki de en ağır yüklerden biri, çocuğa toplum tarafından verilen isimler. “Suçlu çocuk.” “Problemli çocuk.” “Tehlikeli çocuk.” Bir çocuğa tekrar tekrar böyle bakıldığında, acaba çocuk da kendisini böyle görmeye başlamıyor mu? Bir davranış, zamanla kişinin kimliğine dönüşebiliyor. Çocuk bir hata yaptığında “hata yapan çocuk” olmak yerine “suçlu çocuk” olarak görülmeye başladığında, toplumun onunla kurduğu ilişki de değişiyor. Okul, aile, arkadaş çevresi ve diğer insanlar artık çocuğa yaptığı davranış üzerinden bakıyor. Çocuk bir kez etiketlendiğinde, o etiketten kurtulmak her zaman kolay olmuyor.
Medyanın burada önemli bir rolü var. Bir çocuğun karıştığı suç olayını haberleştirirken kullanılan birkaç kelime bile toplumun o çocuğa bakışını değiştirebiliyor. Bir başlık, bir fotoğraf, bir sıfat… Çocuk bazen haberin içinde yalnızca yaptığı suçla var oluyor. Kaç yaşında olduğu, nasıl bir aile ortamında büyüdüğü, hangi koşullardan geçtiği ya da hayatında nelerin eksik kaldığı geri planda kalıyor. Böyle olduğunda çocuk bir hikâyenin öznesi olmaktan çıkıp suçun kendisiyle özdeşleşen bir figüre dönüşüyor. Toplum da çocuğun neden o noktaya geldiğini düşünmek yerine yalnızca ne yaptığına bakmaya başlıyor. Oysa bir çocuğun yaptığı davranışın sorumluluğu ile o davranışı anlamaya çalışmak birbirinin karşıtı değil. Çocuğun yaptığı davranışın sonuçları olabilir. Fakat bir davranışı anlamaya çalışmak, o davranışı haklı çıkarmak anlamına gelmez. Sadece çocuğun hayatına biraz daha yakından bakmayı gerektirir. Hangi ailede büyüdü? Okulda neler yaşadı? Kimlerle arkadaş oldu? Hangi imkânlara sahipti? Nelerden mahrum kaldı? Kendisini nerede değerli hissetti? Toplum ona ne zaman sırtını döndü?
Belki de çocuk suçluluğu hakkında düşünürken sorularımızı değiştirmemiz gerekiyor. “Çocuk neden suç işledi?” sorusu önemli. Ama tek başına yeterli değil. “Bu çocuğu buraya getiren neydi?” diye de sormamız gerekiyor. “Hangi sosyal bağlar koptu?” “Hangi kurumlar çocuğa ulaşamadı?” “Hangi eşitsizlikler hayatını daralttı?” “Çocuk kendisine bir yer bulmak için hangi yollara yöneldi?” Çocukları suça iten tek bir neden yok. Aile, yoksulluk, eğitim, arkadaş çevresi, mahalle, dışlanma, medya ve etiketleme birbirinden kopuk şeyler değil. Bazen biri diğerini besliyor. Bir sorun diğerinin üzerine ekleniyor ve çocuk farkına varmadan kendisini çıkış yollarının giderek azaldığı bir hayatın içinde bulabiliyor.
Bu yüzden çocuk suçluluğuna bakmak, yalnızca çocuklara bakmak değil. Biraz da kendimize bakmak. Çocuklara hangi imkânları sunduğumuza, hangi eşitsizlikleri görmezden geldiğimize, onları ne zaman dinlediğimize ve ne zaman yalnızca yargıladığımıza bakmak. Çünkü bir çocuğun suça sürüklenmesi yalnızca o çocuğun hikâyesi olmayabilir. Bazen o hikâye, çocuğun içinde büyüdüğü toplumun da hikâyesidir.
Kaynakça
görsel: pexels