RUSLAR SATRANÇ OYNADI
Sovyetler Birliği, dağıldı mı, yoksa Ruslar yeni bir düzene mi geçti? Çok kişi ekonomik olarak zayıflayıp sürdürülebilirliğini kaybedip dağılmak zorunda kaldığını söyler.
Aslında kesinlikle böyle değil. Tamamen Rusların kendi tarihleri içinde son derece akıllı olarak attıkları bir adım. Bildiğimiz gibi Ruslar, tarih boyu hep savaşçı, istilacı bir kavim olmuş ve bizim gibi doğu Asya’dan çıkıp Avrupa içlerine yayılmak yerine daha kolay olan Asya’nın orta üst bölümünü, bizim bırakıp geldiğimiz alanları işgal etmişlerdir. Güneydeki dağları, çölleri de aşmaya kalkıp, yerinde sağlam duran Çin, Hint ve İran coğrafyalarına da bulaşmamışlardır.
Ele geçirdikleri coğrafyanın başta tarımsal potansiyelini, sonra da yer altı kaynaklarını değerlendirerek kendilerini çok uzun süre rahat yaşatacak bir sömürü düzeni kurmuşlardır. Ancak Sovyet Devrimi bu düzeni bozmuş, alınan topraklarda yaşayan halklara sınırlı özyönetimler veren yeni bir düzen, hâkim ideoloji gereği verilmiştir. Bunlardan büyüklerine Cumhuriyet, küçüklerine Oblast vs diyerek yönetimsel ayrılıklar, sembolik özerklikler, temelde kültürel parçalamayı hedefleyen bir düzen kurulmuştur. Keyfine de çok düşkün bir halk olarak, sıcak denizlere , güneyde Osmanlı’ya saldırmış, sonunda Karadeniz’e inmeyi başarmışlardır. Bu dava hiçbir zaman da bitmemiş, sadece Rus hedefleri açısından şimdilik dondurucuya konmuştur.
Ancak, Sovyetler içindeki bu halklar içinde en geniş topluluk olan Türkler fazla büyük, ve neredeyse Asya’daki alanın tamamını kapsadığı için bunları da boy, kabile adları bazında bölerek ayrı milletler olarak adlandırmış, dillerinde, giyim kuşamlarında ayrılıklar yaratarak, aslında ayrı milletler oldukları inancı sürekli olarak yerel halka empoze edilmeye çalışılmıştır. Hatta aralarında nüfus kaydırmaları, sorunlu sınır çizme taktikleri ile gelecek için anlaşmazlık ve kavga mayınları da döşenmiştir. Bizimkiler de bölünmeye çok yatkın oldukları için bu iş kolay tutmuştur. Yerel yönetimler de, bu fırsatla yakaladıkları kendi iktidarlarını sağlamlayabilmek için söz konusu uygulamalara dört elle sarılmıştır. Benim kendi deneyimim; Türkmen devlet başkanının en geçinemediği kişilerin, bir yanında Özbek, diğer yanında da Azerbaycan devlet başkanları olduğuydu.
Ancak, halk düzeyinde bu bölünmeler yeterince inandırıcı olmayıp bir de Rusların Hristiyan olması ve Türk asıllıların Müslüman olması önemli bir ayrılık yaratmış, soğuk savaş yıllarında da Batı bundan yararlanmaya çalışmıştır.
Yıllar ilerledikçe diğer halkların nüfusu Rus nüfusundan hızlı artamaya ve bu insanların Sovyet devlet yönetiminde üst düzeylere çıkmaya başlaması üzerine alarm zilleri çalmış ve Ruslar, kendi geleceklerini sağlama bağlamak için ‘Ulus Devlet’ düzenine geçmeye karar verip Sovyetler Birliğini, cumhuriyetler bazında dağıtmaya karar vermişlerdir.
Sonuç ne oldu: Rusya büyük bir azınlık kitlenin devleti ele geçirmesi veya etkin olmasından kurtuldu ve bağımsız olduğunu zanneden bu kitleyi de birer sömürge haline getirdi. Bu ülkelerin hepsi denize kapalı, ve doğal kaynaklarının hepsi Rusların daha önceden kurduğu sistem üzerinden dış pazarlara çıkabiliyor, Rusya, bu ticaretten, kendi uygun gördüğü kazancı gene alıyor ve üstüne bir de bu ülkelerin hiç birisinin eğitim, sağlık, altyapı, savunma vs gibi konularıyla da artık ilgilenmiyor. Peki, ‘bağımsız’ olunca bu cumhuriyetlerde yaşayan halkın refah düzeyi arttı mı? Hayır. Sadece yönetici kesimin refah düzeyi arttı ve ayrıca halkın seyahat ve yaşam alanı özgürlüğü eski geniş Sovyet coğrafyası yerine yeni küçük devlet sınırları içine hapsoldu.
Bir tek Azerbaycan ve Ukrayna bunun dışında kalıyordu, Azerbaycan yol üstü Türkiye ve hedef İsrail’in enerji ihtiyacını karşılıyor, Ukrayna için de Rus’ların geri alma savaşı devam ediyor. Herkesin bildiği gibi, Rusların, Azerbaycan gaz ve petrolünü Hazar’dan kesmesi de en fazla bir gün alır.
Bu yeni ülkelerin başına seçimle yönetimler geliyor ama hepsi Moskova eğitimli ve Moskova’nın isteği dışında hiçbir şey yapmaları mümkün olmayan ‘onaylı seçilmişler’. Bir tek Kazakistan’ın ilk başkanı Nazarbayev biraz Türk kimliğini öne çıkarıp bağımsız hareket etmeye kalktı, emekli edildi. Türkmenistan başkanı, aşırı özgüven ile bağımsız davranışlar sergiledi, erkenden vefat etti. Durum net, yakın zamanda Putin, Türkiye’ye Suriye’deki birtakım olaylar nedeniyle öfkelenince, bu liderlerin hepsi, Türk’ lük tiyatrosunu bırakıp, koşa koşa gidip, Kıbrıs’ta Türkiye’yi işgalci ilan ettiler. Dolayısı ile bizim, bu Türk Devletleri Teşkilatı ile ilgili fazla rüya görmeden, çok uzun vadeli bazı, özellikle kültürel altyapı yatırımları ile yetinmemiz akıllıca olacaktır.
Rusya’nın bugünkü davası ABD iledir. Bunu hallettikten sonra da Çin ile çatışacaktır ve bu çatışma içinde de bizim Türk devletleri, tampon olarak kullanılacaktır.
Sonuçta Ruslar, Sovyetler Birliğini, farklı kimliklerin var olduğu bir yönetim düzeninin getirdiği zayıflamaya karşı, ulus devlet yapısına dönerek güçlenmeye karar vermiş ve kendileri dağıtmışlar, Batı dünyası da bir zafer kazandığını zannetmiştir. Halbuki, en kaba deyimi ile Rus gemisi ‘safra’ atmıştır ama hiçbir şey kaybetmemiştir.
Sovyetler Birliği, Çarlık Rusya’sı imparatorluk topraklarını kaybetmemek için kullanılmış, İran Şiiliği gibi bağlayıcı bir ortak platform görevi yapmış, işlevini tamamlanınca da çöpe atılmıştır. Marx da, bildiğimiz gibi, Rus’ların teşekkür borçlu olduğu bir Musevi’dir. Osmanlı, yıkılırken, aynı işi ‘İslam devleti’ kimliği ile yapmaya kalkmış, ama yepyeni kadrolarla yeni bir yaşam heyecanı yaratamadığı için Müslüman halklarda bunu tutturamamıştır.
Gelelim bu güne ; Putin’in rüyası, ulus devlet olarak, yeniden Çarlık Rusya’sını kurmaktır, biliyoruz. Bunun için de, Rus kimliğinin ‘ana vatanı’, dini ile birlikte tarih sahnelerinde doğduğu, Ukrayna’dan vazgeçmesi söz konusu değildir. Rus imparatorluğunu yeniden kurmanın en kolay yolu olarak da, Putin, askeri caydırıcılığı veya korkutuculuğu rakipsiz boyutlara ulaştırmayı seçip dünyanın en yıkıcı nükleer silahını geliştirmiştir. Bundan ürken ve Putin’in Ukrayna zaafını da bilen Batı, onu Ukrayna’yı yutmaya heveslendirmiş, çıkacak uzun süreli bir savaş ile Rusya’nın kaynaklarını tüketmesine yol açmayı hesaplamıştır.
Ancak evdeki hesap, çarşıya uymamıştır:
1 – Rus ordusu kolay kolay yok edilemeyecek kadar büyük olup, yüksek sayıda asker kayıpları üzerine Ruslar, insan hayatının çok fazla bir değeri olmayan Kuzey Kore ve başka yerlerden asker temin etmeye başlamışlardır. Maddi olarak da zaten bir tüketim sanayisine sahip olmayan Rus ekonomisi savaştan çok etkilenmemiş, sömürdükleri Asya doğal kaynaklarını (petrol, gaz, altın, elmas, değerli madenler) başta Çin ve Hindistan olmak üzere faklı pazarlara yönelterek ekonomide beklendiği ölçüde kan kaybını yaşamamıştır.
2 – Diğer taraftan, sürpriz sanatçı olarak sahneye İsrail çıkmıştır. Hep gözden kaçan bir gerçek de, Rusya’daki Musevi’ler ile İsrail arasında inanılmaz yoğunlukta bir bağ olduğudur. Genel halk açısından bunun en basit göstergesi, Esad rejimi hayatta iken ve burası pratikte Rusya kontrolü altındayken, İsrail buradaki kendisi için tehlikeli gördüğü noktaları defalarca bombalamış, ama bu süreçte hiçbir Rus yapımı hava savunma sistemi çalışmamıştır. Bugün Katar’da Amerikan yapımı savunma sistemlerinin çalışmadığı gibi. Rusya’da pastadan en büyük payı alan ‘Oligark’ denen bir iş dünyası vardır ki bunların hemen hepsi Rus Musevi’sidir.
Bir taraftan da İsrail, Gazze’de akıl almaz bir katliama, bir soykırıma başlamış, ondan sonra da sağda solda gözüne kestirdiği her ülkeyi bombalamaya başlamıştır. Diğer taraftan da bakıyoruz ulusalcıları temsil ederek iktidara gelen ABD devlet yönetim kadrosu, çeşitli tehditler, ödüller ve ikna yöntemleri ile işletme ofisi Londra merkezli, finans kapitalin tamamen kontrolü altına girmiş, İsrail’e bağlılığını ifade ediyor. Dramatik bir görüntü. Amerikan ulusalcıları, seçimi kazanıp yönetimi kaybetmiş durumda.
Bir tarafta ABD, Rusya tehdidi altındaki Avrupa’nın sıkışmışlığından yararlanıp para kazanma peşinde. Diğer bir tarafta Orta Doğuda, kendisini ABD güvenlik şemsiyesi altında zanneden ülkeleri İsrail bombalıyor. Her konuda suçlanan Hamas, aslında, her nasılsa, en çok İsrail’in işine yarıyor. Tahran’daki bir devlet konuğunun kaldığı binadaki yatak odasını bilip vuran bir İsrail’in sınırından 100 mt ilerdeki Hamas’ın ülkesindeki bir festivali basacağından haberi olamamasını ilk okul çocuklarına anlatsanız gülerler mi, emin değilim.
Sonuçta ne oluyor ? Batı ittifakı çatırdıyor, ABD’nin değeri düşüyor ve yalnızlaşıyor. Bizde de yapılmak istendiği gibi, ABD içeriden zayıflatılıyor. Belki bu olaylarda, kendisinden Kanada’nın istenmesine kızan İngiltere’nin de katkısı var.
Acaba İsrail ile Rusya arasında, ‘Batı’ dediğimiz gurubu çökertmeye yönelik bir amaç birliği, bir ittifak olabilir mi ? Epstein’i kurgulayıp işleten bunu da çok rahat kurgular.
Peki, bunların hedefleri ne olabilir :
- Rusların Avrupa’yı işgal etmesine gerek yoktur. Onların bir tek, potansiyel güç odağı, eski azgın dana, Almanya’yı etkisiz hale getirmeleri yeterlidir. Zaten Amerikan faturalarından bezen Avrupa’nın Rus güvenlik şemsiyesi altına girmesi ve kendilerine Amerikan yerine Rusya ve eski Sovyet kalıntısı pazarların açılması, Rusya enerji kaynaklarına düşük maliyetle erişmek yeterli olabilecektir. Böylece Rusya, batı sınırlarını hem güvence altına alacak hem de imparatorluk hayallerini bir ölçüde tatmin edecektir. İngiltere ve ABD’nin Atlantik ötesinde küçülmesi Rusya için yeterli olacak, dikkatini, uzun vadeli tehlike, Çin’e yöneltebilecektir.
- İsrail’e gelince; İsrail, fiziki sınırları olmayan finansal bir imparatorluk kurma peşindedir. Bunun için tek şart, başta ABD, güçlü devletlerin küçültülmesi ve hatta ufalanmasıdır, yani global düzene serbest erişim. Musevilik, bir ezoterik kulüp gibi çalışmalıdır. ‘İsrail ülkesi’, onlar için sadece sembolik bir ziyaret mekânı olup, kişiler olarak, başta ABD olmak üzere her yerde yaşayabileceklerdir. Bugünkü İsrail lideri, sadece operasyonun bir neferidir. Bunların fiziki bir düzenleri yoktur, yönetim olarak hiçbir kişilik ortaya çıkarılmaz, hep, sadece sistem olarak var olacaklardır. Bunlar, şimdiki Amerikan ulusalcı teknolojinin geliştirdiği Yapay Zeka gibi araçları, uzun vadede yığınları aptallaştırmak için kullanacaklardır. Ama önce, en büyük kazanç kapısı, savaşlar yaşanmalıdır.
Gelişmiş ülkelerde nüfus artışı durdu ama gelişmemiş ülkelerde artmaya devam ediyor ve kaçınılmaz göçler yoluyla insan ömrünü uzatmaya yönelmiş gelişmiş ülkeler için bu durum büyük tehlike gösteriyor. Aynı, Sovyet dağılması örneğinde olduğu gibi, gelişmişler bu üstlerine gelen kalabalıklardan kurtulmak istiyor. Rusya, Çin, Kuzey Kore gibi insan hayatının değer taşımadığı ülkelerde bu iş çok kolay, çeşitli yolları var. Ama Batı medeniyeti, Demokratik denen sistemler, ‘bireyin değeri’ni temel alarak kurulmuşlardır. Buralarda çok sayıda insanı ortadan kaldırmak kolay kabul edilmez.
Bunun için finans kapitalinde silah satarak kazanacağı, haklı ve makul savaşlar çıkarmak gerekmektedir. Bu eylemin makulleştirme çalışmasına, çok önceleri, ortalama 10-15 yıl kadar önce çocuklarımızın oyunları ile başlandı. Birdenbire çocukların, oynarken çok sayıda insan öldürdüğü ve bunun oyun içinde sıradanlaştığı oyunlar yayıldı. Bu oyunlarla büyüyen çocuklarda, eski değerler çok değişti ve hatta İsrail, bu çocukları İran’daki suikastlarda kullandı bile. Şimdi de İsrail, Hamas adlı örgütü bahane ederek sağda solda, Gazze’de yüzbinlerce insanı öldürüyor ve verilen rakamlara da alışmaya başladık (1). Değerlerine ters düştüğü halde, batı ülkelerinin hükümetleri de ses çıkarmıyor, hatta ABD İsrail’e sempati ve ikame plaj projeleri bildiriyor, yetkilisi, kitleleri öldüren ile birlikte duvar önünde ağlıyor, bütün değerler alt üst. Böylece bilinçaltımızda normalleştirilen bu savaşların sonunda kitle imha silahları ile geniş kitlelerin yok edildiği veya açlığa sürüklendiği büyük savaşlara ön hazırlık yapılıyor.
Zayıflatılması hem İsrail hem de Rusya için şart olan ülke, Türkiye ise, askeri dalaşmanın zorluğu nedeniyle içerden çökertilmeye çalışılacaktır. Burada en önemli adım da ulus devletin içerideki işbirlikçiler kanalı ile zayıflatılmasıdır. Bunlar bugün akla gelen konular değil, çok uzun yıllara dağılmış planlardır ve çeşitli kollardan zaten yürütülmektedir. Türkiye’nin gücü, büyük nüfusu ve ordusundadır. İçerideki birliği romantik görünüşlü projelerle bozmadan her ikisini de, daha da büyütmek tek seçeneğimizdir.
Bütün bu gelişmeler, sonuçta geniş çaplı bir savaş ortamına dönüşebilir, karar vericiler açısından sorun yok, çünkü onlar için sokaktaki insan hayatının bir değeri yok, hatta sayı fazla, azaltılması lazım, kendileri de, her durumda güven altında.
Sonuçta, satranç hala oynanıyor ama bu sefer bir tarafta, iki oyuncu var. Karşı taraftakiler ise oyunda olduklarının farkında bile değiller.
Kaynakça
Soydan Güner – İstatistik-i Dünya, Medya Çuvalı